Küçük izler

Kokular sizi de yıllar öncesine götürür mü? Bir anda beş yaşında bir çocuk ya da başında kavak yelleri esen bir genç olur musunuz? Ben olurum. En son ekmek mayasının o ekşi kokusu, çok uzun yıllar öncesine götürdü beni. Anneannesinin mutfağında, büyük bir dikkatle onu izleyen, mutlu küçük kız çocuğu oluverdim birden. O an tekrar tekrar mayanın kokusunu içime çektim. Yüzüme bir tebessüm yerleşti. Fotoğraftaki muhteşem kadın geldi gözlerimin önüne. Modern ama aynı zamanda yoğurdunu, ekmeğini kendi yapan harika ev hanımı. 

Bu muhteşem kadın hayattan ayrıldığında ben ilkokul birinci sınıfa gidiyordum. Ancak şimdi ekmeğin hamurunu tam da ondan gördüğüm şekilde yoğuruyorum. Kaynayan reçelin, çorbanın köpüğünü almak gerektiğini, mantının nasıl kapatılacağını, kalburabastının nasıl yapıldığını hep ondan öğrendim. En çok da bir kadının ailesine nasıl sahip çıktığını, nasıl koruduğunu. Fedakâr bir eş ve anne nasıl olur onda gördüm. Ondan anneme, teyzelerime yansıyan davranışlarla büyüdüm. Ben onun gibi ev hanımı olamadım. Evet evimizde sağlıklı beslenmeye dikkat ettim. Yoğurdumu kendim yaptım ama ekmek yapacak kadar vaktim hiç olmadı ya da ben olmadığını sandım. Ta ki bu virüs ortaya çıkana kadar.

Mayanın kokusundan sıyrılınca şu anki halimi düşündüm. Salgın sebebiyle çoğumuzun yaptığı gibi eve kapanan bana baktım. Evde kalabilme lüksüne sahip olanlardan olduğum için şükrettim. Geleceğin bilinmezliği hep ürkütmüştü beni. Şimdi çok daha tedirginim. Çocuğum, annem, babam, eşim ve kendimi koruma çabası içindeyim. Belki biraz da abartarak yapıyorum bunu. Kendi evimde ve annemler için çok katı önlemler aldım. Ekmek yapmak da aldığım önlemler arasındaydı. Bunca yıl sonra bu zorunluluğun bana farklı bir haz verdiğini fark ettim. Anneannem gibi olabilme ihtimalinin hazzı. 

Doğumdan ölüme geçen zaman içinde arkamızda farkına varmadığımız bir sürü iz bırakıyoruz. Tıpkı anneannemin bende bıraktığı gibi. Ben hep romantik oldum ve büyük hayaller kurdum. Büyük izler bırakmak istedim. Mesela milli mücadelede savaşan bir kadın nefer olmak gibi. Hayatın anlamının büyük işler yapmakta saklı olduğunu zannettim hep. Bunu gerçekleştiremedikçe de mutsuz oldum. Şimdi tüm bu büyük hayallerin tersine kapana kısılmış gibi dört duvar arasında oturuyorum. Benim çocuğuma, torunlarıma bırakacağım iz bu mu olacaktı? Evet evde oturmam, çekirdek ailemi, annemi, babamı korumak için önlemler almam yapmam gerekendi. Ancak bu bana yetmedi. Kendi çapımda evden çıkmadan başka insanlara destek olabileceğim işler yaptım. Hepsi ufak tefek desteklerdi. Ancak en küçük desteğin insan hayatındaki etkisini gördüm. Bendeki yansımasını da… 

Salgın henüz bitmedi. Ne zaman biter? Biter mi bilmiyorum. Eski hayatımıza dönebilir miyiz? Hayat bundan sonra nasıl olur? Tüm bu soruların cevapları belirsiz. Bu dönemi hepimiz farklı şekilde geçiriyoruz. Kim ne yapmak istiyorsa, ne yapması gerektiğine inanıyorsa onu yapıyor. Ben kendi adıma bir çağın değişimine şahit olduğumuzu düşünüyorum. Charles Darwin, “Daha zeki ya da güçlü olanlar değil, değişime en fazla ayak uyduranlar ayakta kalır” demiş. Benim bu değişime ayak uydurup uyduramayacağımı zaman gösterecek. 

Ancak tüm bu üzüntülü ve tedirgin zaman dilimi içinde kazandığım bir şey var. Büyük izler peşinde koşmak yerine küçük dokunuşlarımın da insanları mutlu edebileceğine inanmaya başlamam. Bunu hep bildim ancak yeterince hissetmemiştim. Şimdi bıraktığım küçük izlerin yıllar sonra bile bir insanın yüzünde tebessüme sebep olacağına tüm kalbimle inanıyorum. Tıpkı anneannemin 40 yıl önce bana bıraktığı izin bugün beni mutlu ediyor olması gibi…

2.094 kez okundu.