Hoşgeldin Mayıs

Mayıs… 

Ayların en güzelidir…

Zira Mayıs, bir uyanıştır, bir mucizedir… 

Bayram, hatta festival… 

Dahası bir oluş, bir yeniden doğuştur… 

Kuşlar, böcekler, papatya, gelincik, çayır, çimen, ağaç, çiçek, mimoza, zakkum uyanır. Mayıs demek; erguvan çiçeği demek, erguvan çiçeği ıhlamur, ıhlamur ise bahardır… Beklenendir…

Böylesine özellikleri ile Mayıs insanlığa çoğunlukla mutluluk getirse de, tarihte bazı hazin olayların yaşandığı zaman da olmuştur. 

Mayıs, “1 Mayıs” demektir…

Geçmişi 1800’lü yıllara uzanan 1 Mayıs’ın hikâyesi ise şöyledir;

O yıllar ağırlıklı olarak bedenen çalışılan ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. Küçük çocuklar bile çok uzun saatler, neredeyse boğaz tokluğuna çalıştırılıyordu. Şirketler hızla büyürken, işçilerin güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev hakları göz ardı ediliyordu. 

Bu duruma karşı ilk olarak 1856’da Avustralya’nın Melbourne şehrinde işçiler günlük çalışma saatlerinin 8 saate düşürülmesi için yürüyüş düzenlediler.

Amerika’da ise, 1881 yılında kurulan “Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu” çatısında mücadeleye başlandı. Aynı zamanlarda Kanada’dan da destek geliyordu. İlk olarak 1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçi grev kararı aldı. Tarih boyunca işçilerin böyle örgütlü ve kararlı eylemi görülmemişti. Tüm ülkede adeta yaşam durdu. İşverenler ise tepkiliydi. Chicago’da tekstil işçilerinin eylemleri kanlı bir şekilde bastırıldı. Başka bir fabrikada greve katılan işçiler işten atıldı. İşverenlere destek veren sokak çeteleri grevcilerin üstüne ateş açarak 4 kişiyi öldürdü. İşten çıkarmalar 1 Mayıs sonrası da devam etti. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında dava açıldı. 4’ü idam edildi. Cenaze törenine yüz binlerce insan katıldı. Amerika’da yaşanan bu olaylar sonucu uluslararası işçi örgütleri harekete geçti. 

1888’in aralık ayında toplanan “Amerikan İşçi Federasyonu” istenilen elde edilinceye kadar, her yıl 1 Mayıs’ta eylem yapılması kararını aldı. Aynı aylarda birbirinden habersiz olarak “Fransız ve Belçika İşçi Sendikaları Konfederasyonları” da aynı kararı alıyordu.

1889’da “Paris Kongresi” ile kuruluşu gerçekleştirilen “2. Enternasyonal”, 1 Mayıs’ı “İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü” ilân etti. 1890 yılından itibaren de dünyanın pek çok ülkesinde 1 Mayıs, yürüyüş ve mitinglerle kutlanıyor. 

Türkiye’de ise 1912 yılında İstanbul’da ilk 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti. 1923 yılında yasal olarak “İşçi Bayramı” ilan edildi. 1924 yılında kutlamalar yasaklandı. 1935 yılında ise 1 Mayıs resmî olarak “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak ilan edildi. Ta ki; 1976 yılında İstanbul Taksim’de “Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu” organizasyonu ile “İşçi Bayramı” olarak kutlanana kadar… Tarihe “Kanlı 1 Mayıs” olarak geçen 1977’deki kutlamalar ise Taksim Meydanı’na özel bir anlam yükledi. Meydan bu olaydan sonra 1 Mayıs için sembol bir mekân olarak anılmaya başlandı. 

Dedim ya Mayıs ayı bu; bazen bize acılı günler yaşatırken, bir de bakıyorsunuz, birkaç gün sonra Hıdır ile İlyas’ın hikâyesinin içine giriveriyoruz. Ateşler yakıp, üstünden atlıyor, dileklerimizi gül ağacına bağlıyor, ertesi sabah gün ışımadan dileklerimizi denize atıyor, çalgılı, danslı pikniklere gidiyoruz. Onun da hikâyesi var elbette…

Her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, denizlerin ermişi İlyas ile karaların ermişi Hızır’ın buluşacağı gecedir. O gece, bütün dünya bu buluşmaya tanıklık ederken âdeta ölür ve yeniden dirilir. Bu diriliş, aslında doğanın dirilişidir. Yazın başlayacağının işaretidir. Bu gün ve gece Anadolu’da ve dünyanın pek çok yerinde büyük coşkuyla ve umutla kutlanır. 

Rivayet der ki, “Her kim Hızır ile İlyas’ın buluştuğu, suların akmadığı, rüzgârın esmediği, gökteki iki yıldızın birleştiği o ana tanıklık ederse ve o anda ne dilerse olacaktır”. O yüzden umutla beklenendir “Hıdırellez” insanoğlu için…

Katolik inancındaki adı St. Georges, Ortodokslar’daki adıyla Aya Yorgi olan bu gün tüm insanlığın ortak günüdür. İnsanlar hayalini kurdukları ne varsa, gerçekleşeceğine olan inançla beklerler Hıdırellez’i…

Mitolojiye göre, zamanın başka bir kesitinde ise; Hıdır ile İlyas’ın buluştuğu gecenin bir gün sonrasında “Efes’in Ana Tanrıçası Artemis” doğar. 

Artemis, Efesliler için o kadar önemlidir ki; her yıl “Artemisya ayı” olarak adlandırdıkları bu ayda adına festival bile düzenlerler. Festival, zamanla dönemin en önemli şölenlerinden biri haline geldiği gibi ve Artemis’e inananlar için aynı zamanda bir nevî hac hareketine dönüşür. 

Festivalin ilk gününde heykeli ipekten bir kumaşa sarılarak, Ege Denizi’nde yıkandıktan sonra rahipler eşliğinde Panayır Dağı’nın etrafında, daha sonra şehrin içinde dolaştırılıp, tekrar tapınağa getirilir. Bu sırada kızlar Panayır Dağı’nın batısından, delikanlılar ise doğusundan toplu olarak yürüyerek, tapınağın önünde buluşurlar. Bu arada da evlenecekleri kişileri seçme şansları olur. Efes’te Hristiyanlık inancının yayılmaya başlamasıyla zaman içinde festivalde bu tarihe karışır… 

1960’lı yıllara gelindiğinde adeta uyuyan Selçuk Efes’i tekrar uyandırmak ve eskisi gibi hareketli bir yer haline getirmek için Selçuklular çareler ararlar ve sonunda bir festival yapmaya karar verirler. Bunun için tarih olarak yine Artemis’in doğum gününü seçerler. Festival birkaç yıl içinde ülkenin, daha sonra da dünyanın önemli festivalleri arasında yerini alır… 

Günümüzde bu festival Eylül ayında yapılıyor. Tekrar Mayıs ayında yapılacağı günleri bekliyoruz. 

Methiyeler düzdüğümüz Mayıs ayının başka bir altıncı günü ise yıllar geçse de unutulması mümkün olmayan hazin bir olaya sahne oldu. O gün analar, babalar, kardeşler, dostlar ve arkadaşların yürekleri derin bir acı ile dağlandı. Zira o gün hayatlarının baharında üç fidan sonsuzluğa uğurlandı. Biz onlardan bahsederken “Denizler” diyoruz… 

Ve anneler günü…

Ann Maria Jarvis… 1832 ile 1905 yılları arasında Amerika’nın Virginia eyaletinde yaşamış bir öğretmen. Aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği için çalışmalar yapan bir insan. Amerikan iç savaşı sırasında anneleri her iki tarafın da yaralılarına bakmaları ve ihtiyaçlarını gidermeleri konusunda teşvik ve organize ediyor. Savaş bittikten sonra ise bu hareket devam ederek, “Dünyayı kurtaracak olan tek şeyin anneliğin şefkati olduğu” inancıyla annelerin hayatın pek çok alanında daha aktif rol almaları konusunda bir kampanya başlatarak “Anne çalışma günü” ilân edilmesini öneriyor. 

Ann Maria Jarvis başlattığı bu çalışmanın gerçekleştiğini göremeden ölüyor. Kızı Anne Jarvis annesinin misyonunu devam ettiriyor. Annesinin ölümünün yıldönümü olan 10 Mayıs 1907’den itibaren 7 yıl boyunca “anneler günü”nün resmî olarak ilan edilmesi için uğraşıyor. Bıkmadan, yılmadan siyasetçilere ve din adamlarına binlerce mektup yazıyor. “Anneler günü derneği”ni kuruyor. “Anneler günü” ve “Mayısın ikinci pazarı” cümlelerini kendi üzerine tescil ettiriyor. Kampanyası nihayet 1914’de amacına ulaşıyor ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson anneler gününü resmen ilan ediyor. Sembolü de beyaz karanfil oluyor.

Ancak 1920’lere gelindiğinde Anne Jarvis, anneler gününün esas anlamından uzaklaşarak ticarileşmesine ve bir hediye alma yarışına dönüşmesine öfkeleniyor. Kız kardeşiyle beraber istemediği şekilde kutlanan anneler gününün iptal edilmesi için kampanyalar düzenliyor. Ancak verdiği mücadele hiçbir yere varmıyor. Anneler günü tam da onun istemediği şekliyle tüm dünyaya bir alışveriş vesilesi olarak yayılıyor.

Ben ise, 2014 yılının Mart ayında annemi kaybedene kadar neredeyse hiçbir anneler gününü annemsiz geçirmedim. Çocukken o gün erkenden kalkar kahvaltıyı hazırlar, onun için aldığımız sürpriz hediyeleri verirdik. O zamanlar bir gün onsuz da bir anneler günü geçirebileceğim hiç aklıma gelmezdi. O hayatta iken ben de anne olmuştum. Kızım ve annemle geçirdiğim anneler günleri daha da keyifli olmuştu. 

Tam da annemi kaybettiğim yıl kızım da okumak için yurt dışındaydı. Annem ve kızım yanımda olmadan ilk kez bir anneler günü yaşayacaktım. Bir gece önce hiç uyuyamadım. Sabaha kadar anneme ithaf ettiğim mozaik meleği bitirdim. Galiba o yıl onun hediyesi bu melekti ve benimle bu melek aracılığıyla irtibat kuracaktı. Sanki öyle de oldu. Ben bu hallerdeyken öğlen saatlerinde kapı çaldı ve elinde çiçekle bir hanım geldi. “Bunu size Ege gönderdi” dedi. Gelen kızımın yurtdışındaki oda arkadaşının annesiydi. Dünyalar benim oldu. Çiçekte kızımın kokusu var gibiydi. Annemin mozaik meleği ile kızımın çiçeği yan yana konulunca ben de kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım…

Ve… Mayıs demek 19 Mayıs demektir…

19 Mayıs ise Gençlik ve Spor Bayramı demek… 

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir… 

Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarihtir… 

“Gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşırdı. Atatürk gençlerden bahsederken, yaştan ziyade “fikir olarak gençliği” yani, “fikirde yeniliği” kast ederdi. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.” Gençliğe armağan ettiği 19 Mayıs’ın önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün İstanbul’dan 16 Mayıs’ta çıkıp, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varış yolculuğunu hatırlarsak; 

Atatürk’ün Samsun yolculuğu Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki en önemli olaylardan biridir. Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken “Mustafa Kemal Atatürk” Samsun’a doğru yola çıkarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16 -19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. 

2020’nin Mayıs ayını da içeren karantina günlerinden ise, yıllar sonra “Mayıs ayı ile ilgili yazı yazmak isteyen bir yazar söz eder” diye ben bu başlığı genişletmiyorum.

Ben en iyisi Mayısın benim için ne ifade ettiğinden biraz bahsedeyim… 

Yazımda sözünü ettiğim, Mayıs ayına denk gelmiş olan acı, tatlı günlerin olumlu ya da olumsuz etkilerini her yıl yoğun bir şekilde hissetmemin ötesinde, 

İlkokuldan başlamak üzere tüm eğitim hayatım boyunca ve daha sonrasında da halk oyunları, dans ve müzik faaliyetlerinin her zaman içinde olmam nedeniyle Mayıs beni bir başka heyecanlandırır…

Zira benim için Mayıs demek; gösteri demek, gösterilere, yarışmalara, sahneye çıkmaya hazırlık demek, hatta bazen bu gösteri ve yarışmalar için yolculuklara çıkmak demek… 

E daha da ne olsun… 

Hoş geldin Mayıs… 

Bu sene tadını gereğince çıkaramayacak olsak da, yine de iyi ki geldin…

Seneye telafi ederiz artık…

1.783 kez okundu.