Saadet’in kaleminden Tarık Dursun K.’nın Semtleri

Kimi insanlar mı desem yoksa çoğu insan mı? Bu soruyla başladım yazıma çünkü zamanı geriye almak isteyen azımsanamayacak kadar çok insan yok mu sizce? Nicolas Bedos’un vizyondayken bu yıl izlediğim “Yeni Baştan/La Belle Epoque” adlı filminin baş karakteri Victor (Daniel Auteuil) da eşiyle (Fanny Ardant) yaşadığı sıkıntılar nedeniyle 40 yıl öncesine; tanıştıkları, aşık oldukları zamana gitmek ister. Bunu gerçekleştiren bir girişimci, Victor’un gitmek istediği yıldaki mekanı, sokağı yaratır. Hatta aşkını da…

İnsan neden geçmişe gitmek ister? Yaşadığı zamandan hoşnut olmaması ilk cevap gibi geliyor bana. İnsan neden yaşadığı zamandan hoşnut olmaz? Hadi bu soruyu bir romanın, öykünün temel taşlarından yola çıkarak çoğaltalım. Hoşnutsuzluğunun nedeni olaylar mı? Kişiler mi? Yer mi? Zaman mı? Çoğaltılan bu sorulardan üçüncüsü; yer, verilecek ilk iki cevap arasında yer almaz mı? 

Doğup büyüdüğümüz yer, ailemiz gibidir. Peki İzmir’de geçmişe yolculuk yapmak isteseniz hangi yıla ve semte gitmek isterdiniz? Ben, “İzmir Ah! Tarık Dursun K.’nın Semtleri”ne gitmek isterdim. Tırnak içinde yazdığım aslında bir kitabın adı. Meslektaşım gazeteci-yazar Saadet Erciyas, bu kitabı kaleme aldı. Tarık Dursun K.’nın semtlerinde ben de yaşadım. Anlayacağınız tanığım. 

Bu tanıklıkta dikkat çekeceğim nokta bu semtlerin belki de en güzel yaşandığı yıllara tanık değilim. Belki ben değilim ancak o yıllara da annem, teyzem tanık. Ali Reis Mahallesi’nde doğup, anne evinden ayrılıncaya kadar yaşamışlar bu mahallede annem ve teyzem. Ben de Bayramyeri’nde doğdum ve okuma yazmayı bu semtte öğrendim. Öğrendiklerim bununla da sınırlı olmadı. Bu sınırları kaldırdığım bu semte dair bir kitap da yazdım. Adını “Bayramyeri-Çocukluğum” koydum. 

Bu semtte yaşamış, yaşadıklarını, başkalarının yaşadıklarını, gördüklerini, dokunduklarını, tattıklarını, soluduklarını kaleme alan “95’in Kahvesinden Karataş’a-İngiliz Bahçesi Yokuşu” adlı kitabı yazan Yurdagül Bezirgan Arar gibi başka güzel insanlar tanıdım. Yurdagül’ün bu güzel kitabına dair izlenimlerimi bir başka yazıda sizlerle paylaşacağım. Heyamola Yayınları’nın İzmirim serisindeki kitaplarını da fırsat buldukça okuyup yazacağım. 

Saadet’in “İzmir Ah! Tarık Dursun K.’nın Semtleri’ kitabına dönelim, çünkü bu yazının konusu bu güzel kitap. Topaltı, Ballıkuyu, Tilkilik, Namazgah, Havra Sokağı, Kemeraltı, İkiçeşmelik, Eşrefpaşa, Bahribaba, Damlacık ve tüm bu yerlerin bağlı olduğu, benim yarım asra yakın zamandır yaşadığım İzmir’in merkez ilçesi Konak’ı anlatıyor Saadet kitabında. İsmi gibi mutluluk vererek, düşündürerek, hüzünlendirip “Ah!” dedirterek. 

Dediğim gibi, tüm bu yerlere annem, teyzem, rahmetli babamdan dolayı tanığım. Onların hayatları buralarda geçmiş, benim de öyle. Ancak edebiyatın birçok alanında çok sayıda yapıt üreten, sanatın diğer dallarında da çalışmalar yapan, kalemi İzmir’i yazmış olan yazar, gazeteci, sinemacı kimliği de olan Tarık Dursun K.’nın hayatı da İzmir’de geçti. Hem de öyle bir İzmir’de ki, yokuşlarını çıkanların yorulmadığı. 

Sanal bir çağın egemenliğinde geçen şu günlerde gencecik insanları o yokuşlardan çıkartmaya çalışın bakalım. Çoğu hemen yorulur. Hâlâ yorulmayanlarsa buraya sonradan göç edenler bile olsa, eski İzmirlilerin direnci vardır. Bir senfoni duyarsınız bir anda. Saadet’in kitabını okurken öğrenirsiniz ki; “Akşam fabrikadan çıkan kadınların, eve dönerken takunlarıyla çıkardığı ritmik sesler yoksulluğun senfonisi gibiydi.”

Aşureyi sevmeyen kişi var mıdır? Ne çok malzemesi vardır değil mi? Tüm bu malzemelerin birleşiminden oluşan tat ne lezizdir… Tıpkı İzmir’in insanları gibi. İşte bu nedenle Saadet Erciyas’ın kitabında Tarık Dursun K., “İzmir zengin bir aşure. Her şeyi bol. Kendi kendine ya aşurenin içinde yer alan insan topluluklarının birbirine inanılmaz derecede saygı duyduğu… Bakın şimdi farkına varıyoruz. Biz o zamanlar Arnavut, Boşnak, Musevi, Kürt, Sırp, Rum, Çerkez hep bir arada yaşıyoruz” diyor. Evet bunu başardık biz, bir arada yaşamayı. Bu İzmir’den öte tüm dünyayı hâlâ döndürebilen güç değil mi? 

Yakın zamanda Kadifekale’ye gittiniz mi? Koronavirüs (Covid-19) salgını öncesinde Pagos Üretici Pazarı’na sıcak bir yaz günü gitmiştik. Kaleye çıkan yollarda çocukluğuma el salladığım güzel bir gün yaşamıştım. Kitapta da belirtildiği gibi tüm yokuşların çıktığı Kale’den İzmir’in vitrinine baktığınızda insanların bu kente neler çektirdiğini de görürsünüz. Görmekten öte sizi rahatsız eden kokuyu da duyarsınız. Kentin tüm çektikleri gündüz körfezin maviliğinde, gece de karanlığın perdesinde gözükmez. Peki ya kale? Kitaptan yine bir alıntıyla bu soruya cevap verelim: “Yasalara aldırmadan, sorgusuz sualsiz, bir gecede dikiliveren kondu evler çoğalıvermiş Kale’de yıllar boyunca. Belediyelerin oy kaygısı, yasa tanımadan gelip kentin tepesini işgal edenlere göz kırpmış.” 

Burası mıydı annemin çocukken ailesiyle pikniğe geldiği, şeker gibi baklaları çiğ, zeytinle yediği…

Kentin merkezinde antik bir mekan olması az rastlanan bir durumdur. İzmir’de bu şanslı yerlerden. İkiçeşmelik’te karşılar sizi Agora. Antik dönemden öte yakın çağı da görürsünüz bu yerde. Bir de Saadet’in kalemini, Tarık Dursun K.’nın İzmir duayenliğini rehber edinerek görün derim. 

Ne kadar çok sorumuz varsa o kadar çok da cevabımız, dolayısıyla yolumuz olabilir. Saadet’in kitabını okuduğunuzda da insanların neden o kıymetli hazinesi yani zamanı gereksiz işlerle çalınır diye sordurtacak ne çok soru soruyorsunuz kendinize. Tarık Dursun K. ve Saadet Erciyas’ın bizim adımıza da sorduğu bir güzel soru var kitapta: “Sokak adlarını niye değiştirirler ki”. İşte bu soru aslında bir toplumun nasıl yönetildiğinin göstergesi değil mi?

Saadet, aile köklerinden dolayı da İzmir’in kalbi gibi gördüğüm Aile Reis Mahallesi ile tanışırken Fatma’yı rehber edinmiş kendine. Tek tük kalan sakız evleri ne güzel gözlemlemiş. Mardin’den gelenlerin ağırlıkta olduğu günümüzdeki halini bizim için gezmiş. Gezerken her ayrıntıyı hafızasına kaydederek şöyle yazmış: 

“Aslında hayatla sokak içiçe buralarda. Kapıların önünde irili ufaklı çocuk ayakkabıları, terlikleri… Küçücük, yoksul evlerde kalabalık yaşamlar.” 

Kitabının “Kendileri Gitti Boyoz Kaldı Yadigâr” adlı bölümünde İzmir’e İspanya’dan gelen Sefarad Yahudilerini ve tabii ki aile evlerini anlatmış. Boyoz; her pazar haşlanmış yumurta ile tadına doyamadığım lezzet. Ne güzel ki sürüyor bu gelenek. Hâlâ uzun süre gitmedim mi özlediğim Havra Sokağı…

Halit Bey İlkokulu, Eşrefpaşa semt hali ve pazarı, Roma Caddesi yani Bayramyeri. Doğup büyüdüğünüz yerde yıllar sonra arkadaş olacağınız bir meslektaşınızın da yaşamış olması ne güzel bir buluşma. Maalesef “Bayramyeri-Çocukluğum” kitabımı yazıp yayınevine teslim ettikten sonra Saadet’in “İzmir Ah! Tarık Dursun K.’nın Semtleri” kitabını okudum. Bir de baktım Saadet, Bayramyeri’ni bir güzel kaleme almış. Benim yazacağım kitapta da Saadet’in kalemi var olmalı diye düşündüm. Yaptığımız söyleşi ve verdiği bilgiler kitabımı o kadar zenginleştirdi ki… 

Saadet’in Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kabul gören mermere ve doğaltaşa ebru sanatının uygulanmasıyla kültürel hediyelikler üretimini öngören Estetik Ebru projesinden, el ve gönül emeklerinden yola çıkarak Bayramyeri üzerine bir söyleşi yaptık. O zamanın giyimi kuşamını konuşalım istedim ve hayatın güzel sürprizlerine bir daha tanık oldum. Öğrendim ki Saadet’in babaannesi terziymiş. Ablası da bu yoldan gitmiş. Ablası namıdiğer “Altın Makas Terzi Ayfer”. Kendisine yine teşekkür ederim. 

“Bir Fincan Kahvenin 40 Yıl Hatırı Var”, “Amazon Kadınlar, Külhanbeyi Erkekler Diyarı”, “Mezarlıkbaşı’nda İnecek Var”, “Anılarımızda Kemeraltı”, “Sinemalar Hayatın Rengi”, “Kitaplar, Deniz ve Nergis”, “Gençlerin Sevişme, Buluşma Noktası: Bahri Baba Parkı”, “Çocuk Neredesin Sen?”, “Damlacık’tan Eski Sokaklara Bir Ziyaret” gibi başlıklar verdiği birçok bölüm var Saadet Erciyas’ın yazdığı “İzmir Ah! Tarık Dursun K.’nın Semtleri” kitabında. Bu başlıklar bile İzmir’i ne güzel anlatmakta. İşte böylesine ince, dikkatli, çalışkan, güzel, farklı pencerelerden yazar Saadet’in kalemi. Bu nedenle takipçisiyim ürettiklerinin, Tarık Dursun K. gibi peşinden gittiklerinin. 

Kısaca değindiğim bu kitabını okumanızı isterim. Hele de bir İzmirli olarak bu kitabı okursanız, aynaya baktığınızda da kendinizi farklı göreceksiniz. Farkınızın insanları farklılıklarıyla sevmek olduğunu hatırlayacaksınız. Tarık Dursun K.’nın semtlerini dolaştığınızda size bir kentin gülümserken aynı zamanda gözyaşlarını tutamadığına tanık olacaksınız.

Bunları da sevebilirsiniz