Ne çok kırılganmışız, ne çok aciz

Tüm dünyanın korona virüsüyle sarsıldığı bu günlerde hepinize sağlık dileklerimi yollamakla başlamak istiyorum. Kuşkusuz yaşadığımız bambaşka bir şey. İnsanoğlu bugüne dek bir kez bile tanımadığı, hiç bilmediği, yaşamı boyunca hiç ismini işitmediği bir virüsle tanıştı. Bir dalgıcın vurgun yemesi gibi tüm insanoğlu vurgun yedi. Dünyanın neresinde olursa olsun küresel bir sorunla karşılaşıldığımız ortada. 

Gözlerimizde buğu, dilimizde sitem, yüreğimizde burukluk çöreklendi. Şaşkınız. Aydınlık gülümsemelerimiz içine hüzün yerleşti. Güneş ulaşamıyor içimize, küfleniyor muyuz gibi bir his. Günlerin kalp gibi atan ritmi birden duruverdi. Bir araba homurtusu, bir ayak sesi… hepsi kayboldu. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Yollar, gitgide uzuyor, karışıyor. Sessizlik önümüzde uzanıyor. Oysa ümidi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacımız var. Dedim ya, başka bir şey bu. 

Zor bir dönemden geçiyoruz; tüm dünya ufacık bir virüsün tutsağı haline geldi. Küresel bir sorunla karşı karşıya kaldık. Ne kadar da hazırlıksızmışız. Gözümüz dönmüştü, ne yesek, ne içsek, kendimizi nasıl göstersek, “anı nasıl yaşasak?” diye çırpınırken hiç de sırası değildi. Dünya çaresiz kaldı, teslim oldu, belirsizlik içinde kalakaldık. Bu pandeminin karşısında çırpınıp, gerilen, titreyip büzülen yaratıklar oluverdik. Ne çok kırılganmışız, ne çok aciz.

Sene 2020. İnsanlık şaşkın. 

Tüm dünyada tüm toplu etkinlikler ertelendi, ya da iptal edildi, spor karşılaşmaları seyircisiz yapıldı, insanlar günlerce sürecek olan karantinalara alındı. 2020 Tokyo Olimpiyatları bir yıl ertelendi. Okullar tatil edildi, iş yerleri kapandı. Devletler toplum sağlığını korumak için sınırlarını kapattı. Evden eğitim, evden çalışma, evden çıkmama, bağışıklık sistemini güçlendirme, bol vitaminle, iyi ve dengeli beslenme ile hijyene dikkat edilmesi gerektiğine dair alınması gereken tedbirler gündeme oturdu.

Bu pandemi konusunda muhtelif komplo teorileri de geri durmadı. Çin’den sonra Avrupa korona virüsünün pençesindeydi. İlk başlarda herhangi bir tedarik problemi yaşanmamasına rağmen insanların rafları üç aylık kıtlık yaşanacak gibi boşaltması korkunun vardığı noktayı en açık şekilde gözler önüne serdi. 

Bir virüs insanlığı nasıl da dize getirdi. Hayatımızın birden değişti. Zor ve daha da zorlaşacağını bildiğimiz bu belirsizlik günlerinde insanlar sanata tutundu. Salgının en ağır yaşandığı İtalya’da insanlar, karantina günlerinde evlerinin balkonlarından birbirlerine şarkı, aryalar söylediler. Camlarını açık tuttular ki, hastalıkla yalnız baş edenlerin odalarına kadar girsin sesleri, ailelerinin sesiyle dolsun odalar. Böylece herkes daha çok kilitlendi birbirine. Tüm dünya açtı kapılarını.

Tüm insanların birleşmesi gerektiğine dair görüşlerini okuduğum Yuval Noah Harari’nin 15 Mart 2020’de Time için kaleme aldığı “İnsanlık korona virüsle mücadelede liderlikten yoksun” makalesindeki şu sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Birçok insan korona virüs salgınının baş suçlusu olarak küreselleşmeyi gösteriyor ve buna benzer salgınları engellemek için tek yolun küreselleşmeyi tersine çevirmek olduğunu söylüyor. Duvarlar ör, seyahati kısıtla, ticareti azalt. Kısa vadeli karantina salgını durdurmakta esas olsa da, uzun vadeli soyutlama politikası bulaşıcı hastalığa gerçek bir koruma sağlayamadan ekonomik çöküşe sebebiyet verecektir. Tam tersi doğrudur. Salgının gerçek panzehri ayrı tutmak değil, işbirliğidir. (…) Bu kriz zamanında, esas mücadele insanlığın kendi içinde yer almaktadır. Bu salgın insanlar arasında daha büyük kopukluk ve güvensizlikle sonuçlanacaksa bu virüsün muhteşem zaferi olur. İnsanlar birbirleriyle ağız dalaşı yaparken virüsler iki misline çıkıyor. Bunun tam tersine, salgın daha yakın küresel iş birliği ile sonuçlanırsa, bu yalnızca korona virüsüne karşı değil gelecekteki tüm virüslere karşı muhteşem zaferimiz olur.” 

Yuval Noah Harari’nin altını çizdiği gibi birileriyle bağ kurma ihtiyacı, varlığımızın merkezinde yer alır. Şu an endişeli hissediyorsanız bile yalnız olmadığınızı unutmayın. Evlerimizin duvarları arasında sıkışıp kaldık, evet haklısınız ama sosyal medya tam bu durumlarda daha da önem kazanıyor. Facebook, Instagram gibi sosyal ağlar imdadımıza yetişiyor. Messenger’da, WhatsApp’ta, Skype’ta ve Zoom’da durdurulamaz bir çevrimiçi sosyal hayatımız var. Doğadaki canlılar yaşamlarına devam ediyor. Birçoğumuz hiçbir şey için zamanımızın olmadığından yakınıyorduk, şimdi ise elimizdeki “fazla” zamanda ne yapacağımızı bilmiyoruz. 

Şu an, farklı bağlar kurmanın tam zamanı. Sevgi yalnızca dokunuşlarla aktarılmaz. Sevgiyi ifade etmenin türlü yolları var. Bugün sevgi sosyal medya arasında dolaşıyor, bir kişiden tüm dünyaya seyahat ediyor. Biliyoruz, belki görmüyoruz ama hissediyoruz birbirimize yaklaştığımızı, gözlerinizin, gözlerimizde dolaştığını. Youtube dan, e-mailden birbirimize şiirler, şarkılar yolluyoruz. Videolara birlikte uzanıyoruz, hep birlikte dinliyoruz. Ezbere bildiğimiz şarkıların, şiirlerin üstünde uçuşuyor bakışlarımız. Sesinizi duyar gibi oluyoruz. Nazım’ın, Can Yücel’in en sevdiğim şiirini kulağıma fısıldanmış gibi hissediyorum. Oradasınız. Diyorum ya, ne kadar uzak olsak da birbirimizden yanımda, yakınımdasınız. 

Bu iletilerin arasında mizah içerikli olan paylaşımlar olduğu gibi, siyasi iktidarlara duyulan tepkiyi dile getirenler gibi, daha kapsamlı toplumsal analizler/felsefi yorumlar, salgın sonrasına yönelik öngörüler de var. Hepsi de çeşitli duyguların dışavurumu. Bir de kültürel, sanatsal içerikli paylaşımlar var. Tüm dünyada müzeler, operalar, tiyatrolar etkinliklerine ara verince, evlerine kapanan izleyicilerine ulaşabilmek için YouTube üzerinden etkinliklerini yayınlıyorlar. Prado Müzesi, Louvre, British Museum, New York Metropolitan Müzesi, Van Gogh müzesi ve daha nice müze sergilerini sanal olarak halka açtı. Sırp Ulusal Tiyatrosu sanatçıları, “birlikte ama uzaktan çal” etkinliği düzenledi. Film müziği bestecisi Ben Morales Frost, “Evdekal Orkestrası” örgütledi; 13 ülkeden 150 müzisyen “uzaktan bir araya getirecek” ilk sanal orkestra kurulmuş oldu. Ülkemizde İKSV, İBB, İstanbul Bienali, İstanbul Modern, Yapı Kredi Kültür Sanat, İş Kültür, Arkas Sanat’ın benzer etkinliklerini YouTube üzerinden sergilerini izleyebilirsiniz.

Bu sanat etkinliklerinin yanı sıra iş ortamında tartışmalar, toplantılar düzenleniyor. Dahası da var. Solunum cihazı üreten BİOSYS, hızlı üretim yapabilmesi için bir elektronik markasının teknolojik altyapısına ihtiyaç duyduğunu duyurdu. Fenerbahçe Başkanı Sayın Ali Koç, solunum cihazı üreten firmaya Arçelik’in tüm teknolojisini kullandırma kararı aldı. Bu liste uzayıp gidiyor, dayanışma ağları oluşuyor. Bize bu dönemde güç veren şey yaşama tutunma içgüdümüz. 

Bütün dünya nefesini tuttu. Tüm dünya, bilim dünyasından gelecek müjdeli haberi bekliyor. Elbette insanlık bu zor sınavı geçecek ve elbette gökyüzünü kaplayan kalın gri duman kaybolacak, yerini mavi ve berrak gökyüzüne bırakacak. Aslında ne kadar yaratıcı ve güçlü olduğumuzu gördük. Dünya üzerindeki kontrolümüzün ne kadar az olduğunu ama insanlar arası bütünleşmede ne kadar yaratıcı olabileceğimizi öğrendik. 

Evet, şu anda çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın değiştiğini hissediyoruz. Bu durumun geçici olduğunu biliyoruz. Bazı şeylerin artık bambaşka olacağının da farkına varıyoruz. Tıpkı havaalanına gitmenin 11 Eylül’den sonra sonsuza kadar değiştiği gibi. Bunlardan tüm dünya ile beraber etkileniyor, üzülüyor, kederleniyoruz. Hem de kolektif olarak. 

Eski küslükleriniz ve dargınlıklarınız manasız görünüyor. Evleri olmadığı için sokaklarda kalan insanlara neler olduğunu merak ediyoruz. Yoğun bakım ünitelerinde yalnız ölen insanları düşünmeye başladık. Tüm sağlık çalışanları için pencerelerden alkışlar yağdırdık. Şu bir gerçek ki, bu dönemi atlatacağız. Hayatta kalacağız. Toplumun tüm insanların ortak çabasıyla birleştiğini ve hepinizin aynı gemide olduğunu söylüyorlar. Bu doğru. Dünya bütünleşti. Bize ayna görevi üstlenen sosyal paylaşım siteleri sayesinde durmandan çoğalan, bakan, gören, yaşayan, deneyimleyen, baktıkça dünyadaki tablonun daha çoğunu görebilen insanlar olduk. Bugüne dek görmediğimiz bir yüz, bin yüz oluyor, bir yüz bini, binlercesine dönüşüyor. 

Bu olayların seyri hepimizin psikolojisinde iz bırakacak. Hayattan beklenenler ile yaşananlar uyuşmasa bile yaşama tutunan, yaşanan üzücü olaylardan olumlu sonuçlar çıkarabilen, kendisine ve çevresindekilere olumlu düşünce alanı açan kişiler kendilerini daha mutlu ve kuvvetli hissedecekler. Kabul edelim ki, yaşadığımız bu olumsuz deneyim hepimizi koca bir dünyanın bir parçası olduğumuzu anlamamızı sağladı. Hepimiz bu bütünün parçalarıyız. 

Camların ardından bakarken ağaçlar pıtırcık gibi yapraklarla dolmuş. Doğa canlanmış iyice, ne güzel. Bahar geliyor. Yemyeşil.

Yazar Raşel Rakella Asal’ın önceki yazıları:

Bunları da sevebilirsiniz