Savaş dönemlerinde eğitimin değeri

Tüm dünyanın durduğu andayız. Sanki dünya artık dönmekten vazgeçmiş gibi… Her gün içinde olduğumuz büyük kaosa girmemek birinci vazifemiz, artık! Durduk. Hep birlikte durduk. 

Her birimiz evimizin içinde var olma mücadelesi içindeyiz. Yine her birimiz belki de çoğumuz çocuklarımızın eğitimleri konusunda endişeliyiz. 30 Nisan’a ertelenmiş örgün eğitimin yanında bu süreçte geleceğimize eşlik edecek bir uzaktan eğitim modeli var ortada. Çalışmayı sürdürmek zorunda olan ebeveynler için daha zorlu bir dönemi beraberinde getiriyor. 

Kızım için endişelenmiyorum çünkü okuduğu üniversitede yıllar önce kurulmuş nitelikli ve işe yarar bir sistem var. Kendi öğretim üyelerinden büyük bir titizlikle seçtiği derslerini alabiliyor, ödevlerini, projelerini gönderebiliyor, akademisyenlerinden geri bildirim alabiliyor, grup projelerini yapabiliyor, bir daha bakmak isterse dersi tekrar izleyebiliyor. 

Bu sistem üniversitede ilk kurulduğunda ekip olarak haberlerini, tanıtımlarını yapıyorduk. Bazı öğrenciler ise, bu duruma kızgındı, tepki gösteriyordu. Öğrenmeye ne kadar destekleyici bir sistem olduğunu zor anladılar. O dönemin Mütevelli Heyet Başkanı Ekrem Demirtaş ise, daha iyi bir eğitim için konuya inanmıştı. Eleştirilere rağmen yatırımdan vazgeçmedi. İstikrarlı bir şekilde yola devam etti. Bugün eğer benim içim rahatsa ve kızım eğitimine ara vermek zorunda kalmıyorsa, halen işler yürüyorsa bu kararlı vizyoner bakış açısı sayesindedir. 

MEF Üniversitesi ise, kurulduğu andan itibaren bu sistem üzerinde yükselen bir üniversite oldu. Yetkililer, “Evde kal” demeden öğrencilerinin, akademik ve idari personelinin sağlığını düşünerek, kendiliğinden bu kararı aldı. Kullandıkları alt yapı üzerinde yükselmeye devam ettiler. Konu buraya gelmişken bir başka vizyoner isim MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin’i kutlamadan geçemeyeceğim. Vizyonerliğin eğitime katkısını bir kenara not edelim. 

Eğitimden hiç uzaklaşamıyorum. Gazetecilikten sonra yükseköğretim kurumunda 17 yıl basın danışmanı, kurumsal iletişim müdürü olarak görev yapmışken tek vazgeçemediğimin “eğitim” olduğuna karar vermişken… Ne oldum? Eğitim koçu! Sonra bir profesyonel koçluk eklendi ama sorulduğunda sadece “eğitim koçu” diyorum. Eğitimlerim sırasında tekrar ve tekrar gözden geçirdim. Vazgeçemediğim ilk üç ilkem arasında “eğitim” hep var oluyor. 

Yaşamak için “değerlerimiz”

Değerler mekanizması insanı insan yapıyor ya… Ben son günlerin tecrit edilmiş ruh halinde en çok eğitim meselesine kafa yorarken buluyorum kendimi. “Şu aralar eğer kızım küçük bir çocuk olsaydı el yıkama konusunda ne yapardım?” diye düşündükten sonra “Ellerini eğlenerek 20 saniye yıkaması için kesinlikle bir oyun icat ederdim” cevabına ulaştım. 20 saniye bu! Hareketli bir çocuk için hiç kolay değil bu iş! Merdivenleri neredeyse onar onar çıkan bir çocuktan bahsediyorum. Düşündüm, taşındım oyunu buldum. Merak edenler için de seslendirdim. Belki işinize yarar, diye bir kenara not edelim… 

Bir taraftan da Milli Eğitim Bakanlığı’nın TRT ve internet üzerinden sürdürdüğü Eğitim Bilişim Ağı (EBA) dersleri var. Ben seyretmedim ancak tanıdıklarımdan ve yazılanlardan duydum, okudum; Adnan Menderes’in hayata veda ettiği son anlar sahnelenmiş, ilk derslerde. Üzgünüm. Çocuklar adına, geleceğimiz adına… Eğitim bu mudur? Çocuklarımızı yaşama daha güçlü tutundurmamız gereken özel zamanlar yaşamıyor muyuz? Bunu da bir kenara not edelim. 

Rol değişimi

Hürriyet Aile Instagram hesabında daha yeni Hürriyet Eğitim Müdürü Nuran Çakmakçı’nın canlı yayını vardı. Nuran Çakmakçı, eğitim konusunda benim saygı ve sevgi duyduğum birkaç isimden biridir. Canlı yayında kendisinin de oğluna uyguladığı bir yöntem anlattı. Çocuğunuz öğretmen oluyor, siz öğrenci oluyorsunuz. Öğretmen-çocuk çalıştığı dersi anlatıyor, öğrenci-ebeveyn dinliyor, öğreniyor. Çok yönlü bir kazanım. Bayıldım yönteme. Bunu da bir kenara not edelim. 

Kurtuluş yolunda eğitim

Gelelim, Kurtuluş Savaşı dönemindeki eğitim sürecimize… Bugünlerde eğitim üzerinde bu kadar düşünüyorken tekrar Cemil Bozok’un Kurtuluş Savaşı dönemindeki öğrencilik anılarına bakma ihtiyacı duydum. Cemil Bozok’un babası Salih Bozok, Mustafa Kemal’in rütbesiz seryaveri, henüz Ankara’daki yerleşme halleri çok yeni. Salih Bey, oğlu Cemil’i de Ankara’ya getirtiyor. Cemil, geldiği günün akşamında babasıyla öğretmen okulundaki müsamereyi izliyor. O gece Mustafa Kemal’in elini öpüyor. Mustafa Kemal soruyor: “Nasılsın Cemil, çalışıyor musun?” Sonraki her görüşünde soru tekrarlanıyor çünkü kurtuluş elbette ki gelecek ama eğitim beklemez, eğitim devam etmeli… 

Cemil Bozok anlatmaya devam ediyor, o yıllarda Ankara’da gidebileceği iki okul var. Birisi Erkek Öğretmen Okulu, diğeri Ankara Sultanisi. En uygununa karar veriyorlar. Parasız yatılı olarak Ankara Sultanisi’ne babasıyla birlikte gidip kayıt yaptırıyorlar…

• Üst kattaki müdür odasında kendimizi tanıttığımız müdür yardımcısı bey bizi iyi karşıladı ve idare memurunu yanına çağırarak bana icap eden levazımı vermesini söyledi. Depoya gittik. Memur önüme, muhtelif boyda kahverengi şayak kumaştan takım elbiseler, siyah renkte ayakkabılar, pazen gömlekler, Ankara yününden örülmüş çoraplar ve Amerikan bezinden dikilmiş iç çamaşırları serdi ve ‘Bunlardan vücuduna uyanları al, çocuğum’ dedi. Kısa bir denemeden sonra dediğini yaptım, kahverengi dik yakalı elbise, Sultani’nin üniformasıydı. Üzerimden çıkanları çeteci askere verdim ve karargâha gönderdim. 

Şimdi düşünüyorum, yeni teşekkül etmekte olan bir Devletin bunları vermesi, ne büyük hizmet, öğrenciler için ne yaman bir nimetti. Kısa belirteyim: Gece okulda yatılı kalmamayı babama güç kabul ettirerek gündüzlü öğrenci oldum. (*)

Cemil Bozok’un anlattığı, kaleme aldığı her anı, “Hep Atatürk’ün Yanında” kitabında bugün yapmamız gerekenlere ışık tutar nitelikte. Kurtuluş Savaşı sürerken cephede mücadele eden Mustafa Kemal bir taraftan da 15 Temmuz 1921’de Ankara’da 1. Maarif Kongresi’ni toplamış, “Asırlardır devlet bünyesinde süren derin idari ihmallerinin meydana getirdiği yaraların tedavisinde sarf edilecek emeğin en büyüğünü, hiç kuşkusuz eğitim yolunda göstermemiz lazımdır” demiş. 1 Mart 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmada ise “Eğitim, hükümetin en verimli ve en mühim görevidir” sözünü söylemiş. Kurtuluş Savaşı’nın bittiği günlerde “Memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz?” sorusuna cevabı ise çok değerli:

“Milli Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.”

Genç Cumhuriyetin cumhurbaşkanı olmasından dolayı belki de milli eğitim bakanı olamadı ama 15 yılda eğitimle ilgili 39 kanun çıkarılmasını sağlayarak, bizleri bugünlere taşıma başarısını gösterdi. Bu konuyu da daha büyük bir notların en büyüğü olarak kenara koyalım… 

Ne yapabiliriz?

Şu anda da gözümüzle görmediğimiz bir virüse karşı özgürlük mücadelesi veriyoruz ve eksik bırakılmaması gereken konu çocuklarımızın eğitimi! İyi hoş sözler söylüyorum da sonuçta ne yapmalıyız?

Bir kenara not olarak koyduklarımızı toplayalım o zaman… Belki de biz ebeveynler birer öğretmene dönüşebiliriz. Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş dönemindeki eğitim değerinin önemini içselleştirebiliriz. Elden geldiğince konuları önce hatırlayıp belki de öğrenip bizler işi ele alabiliriz. EBA derslerine destek olabiliriz. İşlenen konular üzerinde tartışabilir, derinleştirebiliriz. Sevgiyle destek olacağımız çocuklarımız böyle bir dönemde de eğlenerek öğrenebilir, yaşama daha güçlü adım atabilir. Elbette sizler düşününce daha iyi öneriler getirebilirsiniz. Yeter ki kendimize, özümüze bir bakalım…

Geleceğimiz için, çocuklarımız için, insanlık için…

Eğitim değerli ve önemlidir. 

(*) Hep Atatürk’ün Yanında… Salih Bozok, Cemil S. Bozok, Çağdaş Yayınları, Tarih, Anı, Gezi, Olay Dizisi: 38, Birinci Bası, Mayıs 1985

Fotoğrafaltı: Ankara’da 1920’de Atatürk’ün (ve Bozok’un) istasyonda oturduğu binanın önünde başyaver Salih Bozok, solda oğlu Cemil, sağda yedek subay Fahrettin.