Korona Günleri’nde 27 Mart…

Kendini kral gören, üstün gören, her şeyi yapabileceğine inanan insan, küçücük bir virüse yenik düştü. Kral Lear gibi burnu sürtüldü, tacını, tahtını, itibarını kaybetti. “Bir kolonyaya, bir tuvalet kağıdına krallığım!” deme noktasına bile geldi. 

Çılgın tüketişe ve tükenişe giderken sağlığını hiçe saydı. Kendi sonunu kendi hazırladı adeta. Virüs küçüktü ama mide bulandırdı. Sözün özü, takke düştü kel göründü. Binlerce insana korku saldı, binlerce insana soluk bile aldırmadı bu korona. İnsanoğlu güçsüzlüğünün farkına varır mı bilinmez ama, teşbihte hata olmaz diyerek asırlar öncesinden Kral Oidipus’un öyküsünü anlatayım size. 

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde perde açamasa da sanat, perdenin altındakini anlatmalı seyirciye.

Kral Oidipus, insanın hiçbir felaketten nasıl ders almadığını, burnunun dikine nasıl gittiğini, iktidar hırsını her an nasıl sürdürdüğünü ve sonunu nasıl hazırladığını anlatır bize. Hani, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az derler ya… Öyle işte. 

***

MÖ 430’ta yazmış Sophokles, Kral Oidipus’u.

Cüneyt Gökçer – Oidipus

Her klasik Yunan tragedyası kahramanında olduğu gibi Oidipus’da da hubris denilen aşırılık, gurur, inatçılık ve talepkarlık vardır. Öylesine güç sarhoşu olur ki kahraman, yanlış yaptığını bilmeden yanlış yapar. Bu yanlış öyle büyük yanlıştır ki uçuruma sürükler ülkesini, insanlığı. Kahraman yüzleştiği zaman gerçekle her şey için artık çok geçtir.

Bulgulara göre bir silahçının oğludur Sophokles. İyi huylu ve tiyatroya meraklıdır. Tiyatroya pek çok yenilik getirmiştir. Koro sayısını arttırmış, dekor ve kostüme önem vermiştir. Yunan Tiyatrosu’na üçüncü oyuncuyu o sokmuştur. Koro sayısını on beşe çıkarmıştır.Koro, halkın sahnedeki olaylar karşısındaki duygularını dile getirmeye başlamıştır.

Onun yazdığı Kral Oidipus toplanan halkın bağırtıları üzerine sarayının önüne çıkar. Thebai’de ateşler saçan, belalı bir veba yayılmıştır. Ekinler, sürüler, çocuklar, gençler, ihtiyarlar felaket kasırgasına göğüs gerememekte, tek tek düşmektedir. Halk, yardım istemeye gelmiştir Oidipus’tan. 

Nihat Aybars – Oidipus

Oidipus, “Hepinizin acı çektiğini biliyorum. Hepiniz için, Thebai için, sizin için ağlıyorum. İçinde insan bulunmayan kale, boş bir gemi ne işe yarar? Bir ülkede hüküm süreceksem, ıssız çöllere değil, insanlara hükmetmeliyim” diye seslenir halkına ve bu felaketin nedenini bulması için bilici (kahin) Teiresias’ı çağırır huzuruna.

Bir ülkenin biricik kralıyken, sezgileri ve talihsiz bir veba allak bullak eder hayatını. Teiresias bütün uğursuzluğun, vebanın nedeninin Oidipus olduğunu söyler. Babasını öldürüp, annesiyle evlendiğini ve ondan çocuklar dünyaya getirdiğini haykırır yüzüne. 

***

Koro Bereketli topraklar ürün vermiyor. Kadınlarımız doğum sancılarından sağ kurtulamıyor.Göçmen kuşlar misali birbirini ardına devriliyor halk. Gece gibi karanlık tanrının (Hades – Ölüler Diyarı Tanrısı) kıyılarına varıyor kişi; öyle ki bir yangının yayılışından bile hızlı. (…)

Oidipus Bu durumun nedenini iyice anlayabilmek için, haberciler göndermedim, tuttum kendim geldim buraya. Çağırdım kahini. Kendim için de temizleyeceğim bu pisliği…(…)

Koro Artık fırtınalarla yarışan atlar kadar hızlı koşup, yol almanın zamanı geldi. İşte geliyor Teiresias…(…)

Teiresias İnsanın değiştiremeyeceği şeyleri bilmesi, ona öfke duyması ne korkunç. İzin ver döneyim evime. Sen kendi kaderini göğüslersin, ben de kendiminkini.

Oidipus Senin niyetin bize ihanet edip şehri felakete sürüklemek, öyle mi? (…) Utanmaz, sefil! Demek konuşmayacaksın?

Teiresias Konuşmayacağım. İstersen, benden çıkar bütün hıncını.

Oidipus (…) Gözlerin görüyor olsa, her şeyi tek başına senin yaptığını bile söyleyebilirim.

Teirresias O zaman… Şu andan itibaren ne benimle ne de buradakilerle konuş! Bu ülkeyi kirleten eli kanlı adam sensin. Vebanın sorumlusu sensin!

Oidipus Bu kadar alçakça söylenmiş sözler cezasız kalır mı sanıyorsun?

Teiresias Kralın katil sensin!

Oidipus Sus konuşma! Ne büyük küstahlıkla dile getiriyorsun düşünceni! 

Teiresias Yazık, beni suçluyorsun ama kendinden haberin yok! Nasıl bir felaketin içindesin göremiyorsun!! Başına gelecekleri söylememek için susacağım. Benden hiçbir şey öğrenemeyeceksin. Ne kendime ne de sana acı çektireceğim. Her şey kendiliğinden olacak bundan sonra . Her şeyi örteceğim sessizliğimle. Annenle evlendiğinden beri, hiçbir ölümlü senin kadar kötü bir yazgıya sahip olmamıştır.

Oidipus Senin aklın ve kulakların da en az gözlerin kadar kör!

Teiresias Sen ise zavallısın.

Oidipus Para ve iktidar! Bize karşı beslenen kıskançlık büyük!Seni düzenbaz entrikacı.Kahinlik işinde doğuştan kördür ama çıkar söz konusu olunca gözlerin çok iyi görür! Bu kadar yaşlı olmasaydın, işkencelerle aklını başına getirirdim.

*** 

Ama doğru çıkar her şey. Babasını öldürmüş, annesiyle evlenmiştir Oidipus ve bu nedenle Thebai’ye veba kabusu çökmüştür. Oidipus gözlerini kör eder, kendini karantinaya alır, yani sürgüne gönderir.

Çağlar öncesinden seslenir Sophokles bugüne. Yani demem o ki, Oidipus’un başına gelenler ölümlüler dünyasına örnek olmalı. Oyunun sonunda koro söyler kıssadan hisseyi:

“Bir insanın görebileceği en kötü, en korkunç manzara! Ama eyy insanoğlu gör işte! Mutluluğunu her yurttaşın kıskandığı adam ne korkunç bir kaderin girdabına düştü. Bu yüzden hiçbir insan, yaşadığı son günü görmeden mutlu oldum dememeli.”

*** 

Bu yıl Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’ni hazırlayan Pakistanlı Shadid Nadeem bir olaydan söz eder bildirisinde:

Ajoka (Modern) Tiyatrosu’nun sahnelediği Sufi şair Abdullah Şah üzerine olan bir oyun sonrası, seyirciler arasından yaşlı bir adam büyük Sufi’yi canlandıran oyuncuya yanaştı. Yaşlı adamın yanında genç bir oğlan da vardı.’ Torunumun durumu çok kötü. Bir okuyup üfler misin?’ diye sordu. Hazırlıksız yakalanan oyuncu ‘Ben Şah Abdullah değilim, rol yapıyorum sadece. Oyuncuyum ben’ dediyse de adam dinlemedi. ‘Sen oyuncu değilsin oğlum, Abdullah Şah sende vücut bulmuş. Sen, onun anavatanısın’ dedi. Bir anda oyunculuğun, tiyatronun yepyeni bir boyutunun farkına vardık. Oyuncu, canlandırdığı karakterin reenkarnasyon olmuş haliydi.”

Küresel felaketlerle örülü Dünya’da göçler, iklim değişiklikleri, depremler, yangınlar, savaşlarla Mahşerin Dört Atlısı’nın kıyamet sesleri duyuluyor. Bugünlerde Oidipus’un ve Teiresias’ın reenkarnasyon olmuş hallerini her ülkede gördük, göreceğiz. 

Umarım, bu defa gerekli dersi alırız diyeceğim ama bilirsiniz, insana hayatı yeni baştan verilse yine aynı hataları yaparmış. Yine de umut teknesine binelim, yarından güzel günler bekleyelim.

*** 

20 Mart’ta kaybettik Mimar ve Ozan Cengiz Bektaş’ı. Çağlar öncesinden bugüne yapılan yolculuğu -27 Mart’ın umut dolu sahnesinde- Bektaş’ın tiyatro şiiriyle bitirelim isterim. Dilerim, uzun yıllar virüse, vebaya yenik düşmez tiyatro ve bu acı dönemlerden insanın kulağına küpe olacak oyunlar üretir.

“Kazdağı’na yasladım / Sanki kazdım çıkardım/ Basamak basamak / Altındaymış yerin//

Taş duvarlar ördüm/ Bir Durmuş / Bir İsmail / Bir Süleyman eli// 

Binlerce yıllık tohumun / İnsan tutkusu / Göz göz eder yüreği //

Bir eteği şimdi dağın tiyatro / Seyirliğinde biz hepimiz/ Balıkçı Eyüboğulları, Azra / Aydınlık halayındayız umudun/ Katılın! 

(Tiyatro / Cengiz Bektaş)