Hasta ruhlar – 1

Yazının başlığını görünce “Ruhun da hastası mı olur?” diye düşünmediniz herhalde? Ya da aklınıza sadece psikolojik rahatsızlığı olan ve tedavi görenler gelmemiştir sanırım. Zira onlar zararsız olanlar! Şimdiye kadar isimlendirememiş olabilirsiniz ama, sizler de etrafınızdaki hasta ruhların farkındasınız aslında! Hep birlikte şöyle bir beyin fırtınası yapıp, çevrenizdeki hasta ruhları tespit etmeye çalışalım mı?

Soruyorum size, sohbetinizin sonunda, “Ne dedi şimdi bu bana, ne demek istemiş olabilir ki?” diye düşündüğünüz birisi hiç olmadı mı? Ya da çok keyifli geçirdiğiniz bir zaman diliminin ardından sadece iki dakika ayaküstü sohbet edip de arkasını dönüp gittiğinde kendinizi nedensizce çökmüş hissettiğiniz bir kişilik… Ya da ne kadar görmek istemeseniz de karşı karşıya geldiğinizde sizi etkisi altına alıp, bir müddet sonra sizi yine eski, kötü moduna taşıyan birileri…

Hasta ruhlardır bunlar… Kendi mutsuzluk ve olumsuzluklarını yansıtma metodu ile karşı tarafa aktaran, siz de olmayanları siz de varmış gibi hissettiren, kendinizi sorgulamanıza, aşırı özeleştiri yapmanıza neden olan, aslınsa kendileri sorun olan kişiliklerdir. Bazen kendinizden nefret ettiren, olumlu, mantıklı ve sevgi dolu sözcüklerin arasına ya da ardına sıkıştırdıkları cümlelerle sizi bir süre bırakıp, sonra tekrar zehiri akıtan tipler.

Kafanızı meşgul edecek gündemler yaratan, böylece onda tutuklu kalmanızı sağlayan, farkında olmadan bağımlı olduğunuz kişiliklerdir. Kendi hatalarını, yaşanmamışlıklarını, korkularını, sorunlarını size yükleyen, en mutlu olduğunuz anda içinizi nedensizce huzursuzlukla dolduran, ayaklarınız yerden kesik derecesinde keyifli iken sizi sorunlarla öylece bırakıveren bu kişiliklerin istemeden bağımlısı olursunuz zaman içinde.. Ama farkında değilsinizdir!. Öylesine yıpranırsınız ki, hem onları çok sever, hem enerjinizi çektiğinde kurtulmak istersiniz.

Tam farkındalığınız oluşur, öyle bir hamle yapar ki, tekrar kusuru kendinizde aramaya ve karşı tarafa olumlu bakmaya başlarsınız. Normalde kabul edemeyeceğiniz her tür davranışı hazmettiğinizi görür, ancak her seferinde nedensizce bir şans daha verir, bu hasta ruhların farkında olsanız da hep tüketmeyi beklersiniz. Sürekli ağzınıza sürülen bir parmak balı fark eder, ama onlara kanmayı tercih eder, bu bağımlılığı aşamazsınız. Hasta ruhları bu şekilde beslemeye devam edersiniz…

Kararlar alıp uygulamaya başladığınızı fark ettikleri anda öyle bir kimlikle çıkarlar ki karşınıza, tekrar tekrar bu oyunun içinde bulursunuz kendinizi. Bu adeta bir “Stockholm sendromu”na dönüştüğü anda uyandınız uyandınız, uyanmadınız bu hasta ruhların “manevi kölesi” haline gelirsiniz. Sizi sevenlerin tüm uyarılarını duyar, anlar, ancak iletişimi sonlandırmak için kendinize sürekli bahaneler yaratırsınız. “Çekilecek daha çilem var… Acaba mı ki?” bahanelerine sığınır, uyuşturucu misali zamanınızı, ruhunuzu, sağlığınızı, ömrünüzü sömüren bu insanları hayatınızdan çıkarmaktan kaçarsınız.

Farkındasınızdır, ama hasta ruhlar sizi de hasta ettiği için tedaviyi kabul etmez, kendinizi hep ötelersiniz. Sonra bir gün uyandığınızda sizden çok şey gitmiş olduğunu fark eder, ama yine de tüm o yaşanmışlıklara rağmen hasta ruhlara kızmak yerine hala onlara merhamet duyarsınız. Acırsınız, tedavi etmeye çalıştığınız dönemde sizin de bu virüse kurban gittiğinizi bilir, ama yine de o ruhlara anlamsızca önem verir, emek harcarsınız. Hem de o ruhlar sizi hala hasta etmeye devam ederken.

Şimdi bakın bakalım etrafınıza. Kaç tane hasta ruh var? Hala mevcutlar mı? Gitmişler mi, siz mi göndermişsiniz? Bu bağımlılıktan nasıl kurtulmuşsunuz? Genellikle kendileri gitmeyi beceremezler, ya size kendilerini göndertirler ya da kafalarında yarattıkları hikâyelerle sizlere birtakım vicdan azapları yükleyip, kendilerini temize çıkardıklarını hayal ederler. Onlar akıllı olduklarını düşünürken, siz çoktan tespit ettiğiniz, gidişatını gördüğünüz ama engel olamadığınız hastalıklı iletişimin ardından artık sadece gülmekle yetinirsiniz. Ve sağlık dilersiniz…

Arkadaş, dost, komşu, akraba, sevgili… Hangi sıfatla hayatınızda varlar bilemiyorum ama, kurtuluşunuzun uzun sürmemesi ve daha fazla yıpratıcı olmaması için üçüncü gözünüzü açın, altıncı hislerinizi ciddiye alın, sizi sevenlerin sözlerini önemseyin. Ya da yaşayın, tüketin, tükenin ve öyle hayatınıza devam edin. Tabii aynı kalitede devam etmeye gücünüz kalırsa!

Sağlıklı iletişimlerle kalın…

260 kez okundu.

Bir cevap yazın