A’dan Z’ye Mısır ve Nil gezisinden notlar – 18

A’dan Z’ye Mısır ve Nil gezisinden notlarımı paylaşmayı sürdürüyorum…

Narmer Paleti: Kahire’de bulunan Mısır Müzesi’nin girişinde cam levhalar içinde korumaya alınmış Narmer Paleti tarihi öneme sahip bir eserdir. Gezimiz sırasında yerel rehberimiz ayrıntılı olarak bilgiler verdi. Çünkü Mısır’ın bir devlet oluşunun en önemli belgesidir.

Yaklaşık 2 metre yüksekliğinde ve 2,5 santimetre kalınlığında, ince damarlı, yeşilimsi siyah renkte taştan yapılmış levha, MÖ 3000-2920 yılları arasına tarihlenmektedir.

Palet, M.S. 1897- 1898 Mısır’ın güneydeki Hierakonpolis, (günümüzde Kom el- Ahmar) sit alanında kazılarda bulundu. Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır’ın birleşmesini betimleyen hiyerogliflerle bezenmiştir. Palet aynı zamanda, paletin yapıldığı dönemdeki Antik Mısır Sanatına ait klasik eğilimleri de gösterir. Mısırolog Bob Brier,  Narmer Paleti’ni “dünyadaki ilk tarihi belge” olarak tanımlamaktadır.

Yaklaşık M.Ö. 3000’li yıllarda dünya üstünde daha çok kent devletleri, aile ve kabile toplulukları varlığını sürdürmekteydi. Firavun Narmer, ulus-devlet mantığı ile kurduğu monarşi sistemi ile yaklaşık 3000 yıl özgün bir Mısır yönetiminin temellerini atmış oldu. Narmer Paleti’nin dünyadaki ilk ulus-devletin kuruluş ilanı ve en önemli belgesi olduğu konusunda bilim insanları hem fikirdir.

Necip Mahfuz: Yazar, Kahire’de 1911 yılında dünyaya geldi. 70 yıllık kariyeri boyunca 34 roman, 350’den fazla kısa hikâye yayımladı. Kitaplarının çoğunda, hayatının tamamını geçirdiği ve Nobel ödülünü almak için bile ayrılmadığı Kahire’nin tarihi mahallelerindeki yaşamı; modern ve geleneksel yaşam arasında denge kurmaya çalışan sıradan insanları anlattı. Pek çok kitabı Arap filmlerine konu oldu.

Edebiyata olan ilgisi, 1920’lerde Mustafa Lutfi el-Manfuluti’nin makale ve şiirlerini okumasıyla başlamıştı. Abbas Mahmud el-Akkad, Taha Hüseyin, İbrahim el-Mazinî, M. Hüseyin Heykel, ilk dönemde kendilerinden en çok etkilendiği yazarlar arasındadır.

Yazı hayatına, 1928’de Selame Musa’nın çıkardığı el-Mecelle el-Cedide dergisinde yayımladığı değini yazıları ve öykülerle başladı. Kahire Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gören Mahfuz’un ilk romanı Abes el-Akdar 1939’da yayımlandı. 1957’de yazdığı Kahire Üçlemesi ile Arap Edebiyatı’nın tanınmış bir ismi oldu. Bu üçlemede Kahire’de yaşayan bir ailenin üç kuşağının Birinci Dünya Savaşı ve 1952’deki Nasır darbesine kadar olan dönemde yaşadıklarını ve Mısır toplumunun değişimini anlattı.

Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’a İsrail ile yaptığı barış antlaşmasında verdiği açık destekten ötürü birçok Arap ülkesinde kitapları yasaklandı. 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonra bu yasaklar kalktı.

1989 yılında Mısırlı köktendinci Ömer Abdülrahman tarafından hakkında ölüm fetvası çıkartılan Mahfuz, 1994 yılında Kahire’deki evinin önünde bıçaklı saldırıya uğradı. Saldırıdan yaralı kurtulan Mahfuz, sağ kolundaki sinirler zedelendiği için yazmakta büyük güçlük çekmeye başladıysa da ilerleyen yaşına rağmen edebiyattan kopmadı ve kısa hikâyeler yazmaya devam etti.

30 Ağustos 2006 günü Kahire’de 95 yaşında vefat etti.  31 Ağustos 2006 günü Kahire’de devlet töreniyle uğurlandı.

1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü almıştır. Ödül birçok tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Kimileri “Necip Mahfuz Nobel’i değil, Nobel Necip Mahfuz’u kazandı” derken kimileri de yazarın Mısır toplumunu aşağıladığını ve ödülü hak etmediğini düşünmektedir.

Mısır toplumunu anlamak için Necip Mahfuz okunmalıdır. Ben şimdiye kadar üç eserini okuyabildim.

Kimileri yazar için “Mısır’ın Balzac?ı” derler. Yazarın 29 eseri Türkçe ‘ye çevrilmiştir. Sevilerek okunan Arap Edebiyatı yazarlarının başında gelir.

Necip Mahfuz Kafeteryası: Kahire’de Han El Halili çarşısı içinde bulunan kafeterya gezginler kadar Mısırlıların da ilgi gösterdiği bir uğrak yeridir. İçerisi her zaman dolu. Turizmin daha yoğun olduğu yıllarda önünde sıra olurmuş. Ben ve eşim hem içeriyi görmek hem de dinlenip bir şeyler yiyip, içmek için kafeteryada oturduk. Yiyecekler ve içecekler gayet şık bir sunumla masaya getirildi ve lezzetliydiler.

Kafeterya ‘ya öyle çat kapı girilemiyor. Kapıda siyahi, iri cüsseli bir güvenlik görevlisinin keskin bakışlarından ve x-ray cihazının taramasından geçerek içeri girebiliyorsunuz. Alt tarafı bir kafe demeyin. Ülkede ciddi bir güvenlik sorunu sürüyor.

Parfüm, nargile, yemek ve çay kokuları eşliğinde ışıltılı ve klasik mobilyalı büyük bir salon ve ileri bölümde localar bulunuyor. Dekorasyon geleneksel Mısır ruhunu yansıtıyor.

İçerisinin mistik bir havası var. Han El Halili Çarşısı?nın otantikliğinden çıkıp, binbir gece masallarının ortamına giriverdik. Bir tek Şehrazat eksikti. Onun yerine Necip Mahfuz’u izledik duvarlarda. Duvarlar Necip Mahfuz’un siyah beyaz fotoğrafları ile dolu. Necip Mahfuz gününün büyük bir kısmını burada geçirir, kâğıtlara notlar alır ve arkadaşları ile burada buluşup, söyleşirmiş. Roman ve öykülerinin büyük bir bölümünün taslaklarının burada hazırlamış. Yazarın ikinci adresi konumundaki kafeterya çarşının en iyi kafeteryası olarak gösteriliyor.

(Fotoğraflar web’den alınmıştır)

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın