İzmir’de bisikletli kadınlar ve özgürlük

67 yaşındaki Tolstoy (1828-1910), 1895’de iki teker üzerinde dengede kalma çalışmaları yaparken, yaşına bakmadan bisiklete binmesini eleştirenlere, “Payıma düşen neşeyi, tasasızlığı yaşamanın hakkım olduğunu hissediyorum ve bir çocuk gibi kendinden memnun olmanın yanlış bir tarafı olamaz ” diyerek, bisiklete binmek ve diğer şeyler için hiç de geç olmadığını anlatır.

Bizler de küçük bir çocukken, Kocakapı Mahallesi’nin üst kısımlarındaki “Abbas Ağa” tarlasında kiraladığımız üç tekerli bisikletlere binerken adeta uçardık. Kervanlar Köprüsü de denilen Kemer Köprü yakınlarında, antik İzmir kentine girilen yerdeki İlk Adım Sineması’nda, İzmirli Ayhan Işık’ın başrolünü oynadığı “Üç tekerlekli bisiklet” isimli filmi izlemiştik. 1962’de çekilen film, bizim bisiklet özlemimizi aynen yansıtıyordu.

Filmde Ayhan Işık sünneti sırasında bir çocuğa bisiklet hediye ediyordu. Kardeşimle ben de sünnet hediyesi olarak bisiklet isteyecektik. Fakat pahalı olduğundan, ikimize bir tane bisiklet alınabilmişti. Birimiz direksiyona geçiyor, diğeri arka tekerlerin dingili üzerinde ayakta duruyordu. Mahallede parasal durumu diğerlerine göre daha iyi olan bir ailenin oğullarına iki tekerli bir bisiklet satın alması herkesin dilindeydi. Dayım Almanya’dan kesin dönüş yapmış, kızı için iki tekerli bir bisiklet getirmişti. Bu pembe renkli, önünde sepeti olan, iki tekerli bir kız bisikletiydi. Kız bisikletinde, sele ile gidon arasındaki “kadro” denen yatay boru, etekle binilmesini kolaylaştırmak için daha aşağı bölüme yerleştirilmişti.

1963’te İzmir’de “Bisan” bisiklet fabrikasının kurulması, Yugoslavya’dan gelenlerin yanlarında bisiklet getirmeleri yaygınlaşmasında etken olmuştu. Yugoslavya göçmeni birkaç kadın da erkekler gibi tütün fabrikasındaki işlerine gidip, gelirken bisiklet kullanmaya başlamışlardı. Bisiklet, 1890’ların sonunda zengin erkek ve kadınların gezi ve giyim özgürlüklerini yansıtan pahalı bir araç iken, sonraki yıllarda banliyöden işine giden işçi sınıfının hareket kabiliyetini arttıran, ucuz bir araç haline gelmişti. Almanya’daki bisikletli işçiler evlerinin civarındaki düşük ücretli işlerde çalışmak istemeyince, bisiklete yüksek vergiler koyarak işçilerin özgürlüğünü engellenmeye çalışanlar olmuştu.

İzmir, İstanbul ve Selanik’te bisikletli kadınlar

İzmirli kadınların bisikletle tanışması, Türkiye’de ilk bisiklet yarışmasının 15 Mayıs 1895 Çarşamba günü İzmir Bornova’da yapılmasından hemen birkaç ay sonra olmuştu. Bu yıllarda İzmir’de Kokaryalı ve Karşıyaka’da da bisiklete binenler vardı. 19. Yüzyıl’da İzmir, İstanbul ve Selanik Osmanlı İmparatorluğu’nun en gelişmiş, birbirleriyle her konuda yarışan kentleriydi. Selanik’te ilk bisikletler 1895 yılında görülse de, ilk yarışlar 31 Temmuz 1898’de yapılmıştı. 18 Ağustos 1895’de İstanbul Tarabya’da bisiklet yarışmaları yapılmasından 15 gün sonra Ahenk Gazetesi, “Karşıyaka velospitçileri (bisikletçileri) arasında, geçen hafta üç matmazel ile bir de madam meşhur oldu. Kadınların gizlice talim etmekte oldukları işitiliyordu. Bize verilen bilgilere göre kısa bir süre sonra (40-50) matmazel ve madam işte o tarif ettiğimiz şoseler arasında seyyar çiçekler gibi görünecekler” diyordu [1].

Selanik’te yayınlanan Journal de Salonique Gazetesi’nin 11 Ekim 1900 tarihli yazısında, “Geçtiğimiz akşamlardan birinde çok zarif bir cycle-woman’ın (Kadın bisikletçi) rıhtımda tek başına bisikletle dolaştığı ve alaca karanlığa kadar bu güzel caddemizi dolduran kalabalığın arasında, hiç istifini bozmadan yoluna devam ettiği görüldü. Bu alımlı bisikletçinin zarifliği, hatlarının sadeliği ve hali tavrı, oradan geçip de bu havai görüntüden gözleri kamaşanlara hayranlık çığlıkları attırıyordu. Bu rastlantıyı yakalayanlar, kanlı Kule ile Sporting arasındaki yüz adımlık yola ertesi gün, daha ertesi gün tekrar tekrar geldiler. Yazık! Bekleyiş boşa çıktı. Güzel genç kız bir daha görünmedi” demektedir.

Journal de Salonique Gazetesi’nin 29 Haziran 1899 tarihli yazısında, “Bu spor yarışmalarının yüksek sosyeteden hanımların ve genç kızların açık renkli tuvaletlerini ve neşe verici şemsiyelerini izleme fırsatı yarattığını belirtmeyi ihmal etmezler. Ama hanımlar sadece güzel giysileri ve süslü etekleriyle gösteriş yapmakla kalmazlar, aralarından bazıları tam bir bisikletçi görünümüyle göze çarpar. Külot pantolon, yün çorap, patiska gömlek ya da triko fanila, kasket… Soru, o giysilerle ne yaptıklarıdır, çünkü yarışlara katılamadıkları bir yana, kulübe üye olarak da kabul edilmezler” derken, Selanik’te bisikletli kadınların ve giyim tarzlarının kabul görmediğine işaret etmektedir [2]. İzmir gazeteleri ise Levanten kadınların bisiklete binmelerine olumlu yaklaşıldığını yazmaktadırlar.

Kadın giyimi ve bisiklet

19. Yüzyıl’da İngiltere’de Kraliçe Victoria (1837 – 1901) döneminde kadınlar vücut hatlarını gizleyecek ağır giysiler giymeye zorlanıyorlardı. Bu elbiseler hem çok pahalı, hem de çok rahatsızdı. Kadınların bu giysilerle seyahat etmesi, bisiklete binmesi, hatta yürümesi bile çok güçtü. İlk bisikletlerin sadece erkeklerin vücut yapısına ve giyimine uygun imal edilmesi öncü kadınları yıldırmamış, bazı kadınlar 1850’de moda olan “Turkish dress” denen, Türk şalvarına benzer kıyafetlerle bisiklete binmeye başlamışlardı.

1894’de Annie Cohen Kopchovsky (1870-1947), erkeklerin bisikletle yaptıkları dünya turunu kendisinin de yapabileceğini iddia ediyordu. Londonderry Kaynak Suyu Şirketi’nden 100 dolar destek almış, Annie Londonderry olarak anılmayı kabul etmişti. 24 yaşındaki kadın, 26 Haziran 1894’de uzun bir etek, korse ve yüksek yakalı kıyafetler ile bisiklet turuna Boston’dan başlamıştı. 24 Eylül’de Şikago’ya vardığında kilo kaybetmiş, ağır giysisi nedeniyle çok yorulmuştu. Şikago’daki Sterling bisiklet şirketi bir erkek bisikletini ona göre uyarlayıp sponsor olmayı önerince şans yüzüne gülmüştü. İki sponsor edinmiş olan Annie, kıyafetleri bisiklete uygun olmadığından etek yerine şalvar benzeri bir pantolon giyerek yoluna devam etmiş, turu 15 ayda tamamlamıştı. Bisikletini ve yeni giysilerini tüm dünya kadınları tanımıştı. New York World gazetesine verdiği demeçte, “Ben yeni bir kadınım. İnanıyorum ki, erkeklerin yaptığı herhangi bir şeyi yapabilirim” demişti.

Kadınlar bisikletlerle uzun, kısıtlayıcı giysilerden, korse ve tarlatanlardan kurtulmuş, rahat ulaşım imkanına kavuşmuşlardı. Tüm dünyaya yayılan bisiklet 19. Yüzyıl’dan itibaren kadınların özgürlüğünün bir simgesi haline gelmişti. Amerikan sivil haklar lideri Susan B. Anthony 2 Şubat 1896 günü, “Size bisiklet hakkında düşündüklerimi söyleyeyim. Bence kadınları özgürleştirmede, dünyada başka her şeyden daha fazla katkısı olmuştur. Bisiklet kadınlara özgürlük ve kendine güven hissi verir. İki teker üzerinde geçen bir kadın gördüğümde durup keyifle seyrederim. Özgür, kısıtlanmamış kadınlığın resmi…” demişti.

Tüm bu gelişmelere karşın o yıllarda kanunlar bisikletli kadınları ve kıyafetlerini henüz kabullenmemişti. Daily Morning Journal and Courier, 6 Nisan 1899’da “Suit over bloomers” (Şalvar üzerine takım elbise) başlıklı bir haber yayınlamıştı. Haberde, Lady Harbarton’un bisiklet kıyafetiyle Londra’da bir otele kabul edilmemesi üzerine dava açtığı, mahkemenin davayı reddettiği” anlatılıyordu. Lady Harbarton mahkeme sonrasında, “Kadınların asla golf pantolon giymeyeceklerinden eminim. Fakat, kısa etekler yürüyüş için yararlı olacak, bu bir kez kazanıldı” demişti.

Bisikletli hemşireler ve postacılar

Bisikletle giyim ve ulaşım özgürlüklerini ilan eden kadınlar, bu harika aracı hayatın tüm alanlarında kullanmaya başlamışlardı. Alışveriş sepeti veya bebek arabası eklenen bisikletler, kadının hemşire veya postacı olarak çalışırken de kullandığı bir araç haline gelmişti. Askerler 1. Dünya Savaşı’ndan itibaren bisiklet kullanmaya başlamışlardı. Bisikletler, 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar’a karşı direnen Fransız kadınların vazgeçilmez ulaşım araçlarıydı. 18 yaşındaki Fransız direnişçi Simone Segouin’in (veya Nicole Minet) ilk eylemi bir Nazi komutanının bisikletini çalmaktı. İtalyan Partizan Maria Krisman ise kırmızı bisikletiyle Alman kontrol noktasını geçerek posta teslim etmesi, “Postwoman” başlıklı bir tablo ile ölümsüzleştirilmişti. Sovyet askerleri Almanya’yı işgal edince ilk olarak yaptıkları şeylerden biri de kadınların bisikletlerine el koymak olmuştu.

Temiz bir dünya için bisiklet ve kadının rolü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, daha temiz bir dünya için bisikletin önemine dikkat çekmek için 3 Haziran’ı “Dünya Bisiklet Günü” ilan etmiştir. Dünya Bankası’nın 2018 tahminlerine göre dünyada iki milyar adet bisiklet vardır. Bisiklet üretiminde Çin, Hindistan, Avrupa Birliği, Tayvan ve Japonya en büyük paya sahip iken, bisikletin en çok kullanıldığı ülkeler sıralamasında Hollanda, Danimarka, Almanya, Çin, Finlandiya, İsveç, İsviçre ve Belçika başı çeker.

Danimarka’nın başkenti Kopenhag bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması, toplu ulaşım altyapısı ve bisiklet yollarına yaptığı yatırımlar sayesinde “Dünyanın en bisiklet dostu şehri” unvanını kazanmıştır. Danimarka’da her 10 kişiden 9’unun bisikleti varken, 11-15 yaş arası çocukların yüzde 49’u okula bisikletle gitmektedir. “Bisikletler diyarı” olarak da bilinen, 17 milyon nüfuslu Hollanda’da yaklaşık 23 milyon bisiklet bulunurken, aile başına ortalama 3 bisiklet düşer. Hollanda’nın başkenti Amsterdam ise “Dünyanın en iyi bisiklet şehri” ünvanını taşırken, ülkede yolların düz olması ve bisiklet yollarının bulunması büyük avantajdır.

Bisikletin motoru yolcusudur. Danimarka gibi ülkeler motorlu araçlar yerine bisiklet kullanımını teşvik etmekle hem yakıt tasarrufu yapmakta, hem çevrenin kirlenmesini önlenmekte, hem de halk sağlığına katkı sağlamaktadırlar. Bisiklet kullananlar pedal çevirerek aşırı kilolardan, stresten ve bunlara bağlı hastalıklardan korunmaktadırlar. İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in kendisinin de kullanarak bisiklete destek vermesi yanında, CNN Türk’ün 31 Mart 2016 tarihli haberine göre, İzmir’de 5 bin kişi işine bisikletle gidip gelmektedir.

İzmirli kadınlar geçmişte olduğu gibi, bugün de bisiklet kullanımında öndedirler. 2013 yılından beri İzmir’de her Eylül ayında yapılan “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” daha çok kadının bisiklete binmesine ve otomobilsiz bir kente dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. İzmir belediyesinin “Bisim” projesinde kadınların bisiklet kiralama oranı yüzde 60’lara ulaşmıştır.

Kaynaklar

[1] Osmanlı Devletinde Spor, Atıf Kahraman, s. 660, 1996.
[2] Osmanlı İmparatorluğunda Yaşamak, François Georgeon-Paul Dumont, Çeviri: Maide Selen, s. 186-187, 2011.

56 kez okundu.

Bir cevap yazın