Kutsal tesbihli Meryem Kilisesi

Mehmet Gülümser
Turist Rehberi


La Madonna del Rosario Alsancak İtalyan Katolik Kilisesi

İzmir’deki kültürel faaliyetler, konferanslar, sergiler genellikle Ekim ayı itibariyle başlar. Bunları izlemeyi, dinlemeyi kaçırmamaya özen gösteririm. Bu sene havalar o kadar güzel gitti ki yaz tatili dönüş tarihini Kasım ayı sonlarına kadar çektim. Böyle olunca da pek çok etkinliği, konferansı kaçırdım.

Yalnız Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde (APİKAM) gerçekleştirilecek “İzmir’deki İtalyan Mimarlar” adlı konferansı kaçırmak istemedim. Öğretim görevlisi Cem Berkant’ın konferansında İtalyan Mimar Rossetti’nin hayatı ve inşa ettiği Alsancak Katolik Kilisesi’nin yapılış hikâyesi dikkatimi çekti. Kilisenin öyküsü benim için çok etkileyiciydi. Ertesi gün kendimi kilisenin önünde buldum.

Aslında kilise benim için bilinmedik bir yer değildi. Hatta bir kaç kez İtalyan kökenli Katolik arkadaşlarımın orada ki cenaze merasimlerine katılmıştım. Nedendir bilmem, ama kilisenin içerisine girmek hiç aklıma gelmemişti. Bu kez kilisenin içine girip şöyle alıcı gözüyle bakıp saatlerce dolaştım. Ve oradaki görevli Cemal kardeşimizden ön bilgiler de aldım.

Daha önceleri de KNK Dergisi’nde İzmir’in en eski kiliselerinden St. Policarp Kilisesi’ni ve St. John Dom Kilisesi’ni yazıp anlatmıştım. O kiliseler de özenli bir şekilde dekore edilmişti. Bu kilise de onlar kadar güzel bezenmişti. Her nişteki her bir objenin ayrı bir hikâyesi vardı. O gün, “Haydi gözün aydın olsun, gene sana iş düştü deyip” yazmaya karar verdim.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ni turlamak İzmir’de yaşayanlar için her zaman revaçtadır. Bir aşağı bir yukarı giderken arada ya bir cafeye ya da bir pastaneye oturur çay, kahve içersiniz. Ara sıra yan sokaklara girer, geçmişten kalan bir kaç yapıya da gıptayla bakarsınız. Katolik Kilisesi caddeyle iç içe, ama yüksek duvarları nedeniyle fark edemiyorsunuz. Oysa askeri gazinonun tam karşısına geldiğinizde hakkın karşısına dikkatlice bakarsanız, güzel bir bahçenin içinde tarihi kiliseyi görürsünüz.

İtalyan Mimar Luigi Rossetti, 18 Ekim 1899’de Torino Kraliyet Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü başarıyla bitiriyor, 18. Yüzyıl itibariyle Osmanlı İmparatorluğu’nda sanat ve mimarlık çalışmaları başlamıştır. 1839’da Tanzimat Fermanı’yla bu hareketler daha da hız kazanmıştır. Batının teknolojisi, bilim, kültür değerleri içeri girerken, önceliği daha çok mimari tarz almıştır. 19. Yüzyıl itibariyle, İtalyan mimarların en çok rağbet ettiği şehir İstanbul olmuştur. Oraya ilk gelenler arasında Damerico Stampa, Mongeri, Alexsander Vallery, Delfo Semimati bulunmakta olup İstanbul’da pek çok önemli yapıya imza atmışlardır.

Rosetti ise 1902 yılı itibariyle İzmir’e gelmiş, Mazieres ve P. Vialyla Ingenieur -Architectes adlı şirketini kurup Halkapınar yeni liman-tramvay hattını inşa etmişler. İzmir’de en önemli projesi, İtalyan canlandırması üslubunda tasarladığı bu Katolik Kilisesi’dir. Kiliseyi 1904 yılında inşa etmiştir. 1906 yılında İtalyan Kız Okulu’nun ve Öksüzler Okulu’nun da inşasını tamamlamıştır. İlk küçük İtalyan Katolik Kilisesi, deniz kenarındaki bu alana inşa ediliyor. Bugünkü bu büyük kilise 1904 yılında yandaki arazide alınarak Bazilikal formda Mimar Rossetti tarafından inşa ediliyor.

1922 yılındaki büyük yangından etkilenmeyen üç nefli, iki sıralı sütunlu kilisenin, daha sonraları çan kulesinin üst bölümü 1974 yılındaki depremde yıkılıyor ve betonarme olarak tekrar yapılıyor. Bugün, ayinlerin devamlı olarak sürdürüldüğü yaşayan bir kilisedir. Çünkü kilisenin 1500’e yakın cemaati olduğu söyleniyor. Kilise, günümüzde İzmirlilerce İtalyan Katolik Kilisesi olarak bilinse de asıl adı “Kutsal Tesbihli Meryem Kilisesi”dir. Yapımı İtalyan Dominiken tarikatı mensuplarınca finanse edilmiştir. Kilise bu ilginç adını apsiste tuval üzerindeki Bakire Meryem’in tarikat kurucusu Dominik’e ve Katerina’ya kutsal tesbihi sunuş efsanesinden almıştır. Yağlı boya tablo İtalyan ressam Luigi Mongari tarafından yapılmıştır.

Kiliseye girmeden önce giriş alınlığının tam ortasında Dominiken tarikatının enteresan bir arması bulunmaktadır. Eğer biraz geri çekilip yukarıya doğru dikkatlice bakılısa, armanın üzerinde üzerine Veritas yazılmış bir şal, bir kral kraliçe taçı, küçük bir haç hemen onun altında bir yıldız, tam ortada zambak ve zeytin dalı figürü, ağzında meşaleyla dolaşan bir köpek hemen orta alanı çevreleyen 59 boncuklu kutsal tesbih bulunmaktadır. Armanın üzerindeki her öğenin ilginç anlamları var. Bunları tek tek şöyle anlatabilirim:

En yukarıdaki taç Meryem Ana’ya aittir. Nasıl ki İsa dünyanın kralıdır, Meryem Ana da kraliçesidir. Yıldız dünyaya ışık saçacak Dominik’i sembolize eder. Bakire Meryem’in sembollerinden biri de zambak çiçeğidir. Zeytin dalı barışı huzuru temsil eder. Çiçeklerin alt kısmında bir dünya ve onun önünde ağzında yanan bir meşale taşıyan köpeğin ilginç öyküsü var. Rivayete göre Dominik’in annesi hamile kalmadan önce rüyasında birkaç kez kendi rahminde ağzında alevli bir meşaleyle dolaşan bir köpek yavrusu görür, önceleri bu rüyaya anlam veremeyen anne, oğlunun doğup büyüyüp bir tarikat kurucusu olması ve etrafına vaazlarıyla ışık saçmasıyla, bu rüyanın anlamı ortaya çıkmış ve de tarikatın armasında yerini almıştır. Aziz Dominik tarafından modifiye edilen 59 kez okunan dualarının sembolü olarak 59 taneli kutsal tesbih de armada yerini almıştır.

Büyük camlı kapıdan içeri girdiğinizde kilise, dekorların düzenli tanzimiyle sizi ruhani bir atmosferin içine çeker.

Gezimize soldan başlarsak, ilk göreceğimiz obje, kucağında bir çocuk taşıyan Aziz Antuan heykelidir. İlginç yaşamıyla Aziz Antuan, hem Katolik hem de Ortodoksların sevdiği, tüm rahiplerin azizi kabul edilen bir rahiptir. Aziz Antuan, 1195’te ailenin tek erkek çocuğu olarak doğdu. Vaftiz olduktan sonra Fernando ismi verildi. Ailesi tarafından avukat olması istenen Fernando dine merak sardı. 15 yaşında bir manastıra yerleşti. Dini eğitimini burada tamamlayıp 25 yaşında papaz oldu. Geçmişini unutmak için vaftiz ismini değiştirerek Antuan adını aldı. Fransız Fransiskan tarikatının beş keşişinin öldürülmesinden ve tarikat lideri Fransisko’dan etkilenerek her yerde vaazlar verdi. Fransiskanlarla beraber hareket etti ve yaşarken gösterdiği mucizeler nedeniyle ölümünden sonra aziz unvanı verildi (1232).

Fransiskanlar onun adına bir kilise yapıp mezarını da o kiliseye taşımışlar. Mezarı açıldığında dilinin hala canlı olduğu gözlenmiş ve bu dil mumyalanarak hala o kilisede saklanmaktadır. Dünyanın her yerinde tanınan Aziz Antuan için çok sayıda kilise yapılmış ve bunlardan bir tanesi de İstanbul’dadır. Kutsiyeti nedeniyle dilekte bulunmak isteyen her milletten çok sayıda kişi kiliseyi ziyaret etmektedir. Aziz olmasıyla ilgili rivayetlerden bir tanesi şöyledir:

36 yaşına kadar hayatını yollarda geçiren, oruç tutan ve vaazlar veren Antuan sonunda yorgun düşmüş. Padova yakınlarında Camposapiero’ya dinlenmek için gitmiş. Tiso adlı bir kont, ona orman yakınlarında bir ev vermiş. Bir gün ormanda dolaşırken büyük bir ceviz ağacı görmüş. Bu ağacın üzerine onun isteğiyle bir kulübe yapılmış. Gündüzleri orada geçiriyor, geceleri eve dönüyormuş. Bir akşam kont odasına giderken onun oda kapısının açık olduğunu görmüş, eğilip içeri baktığında onun kucağında çocuk İsayla konuştuğunu görmüş. Aziz Antuan kendisini gören Kont’tan bu sahneyi kimseyle paylaşmamasını ister. Ertesi gün Fransiskan mensubu kardeşleriyle yemek yerken yere yıkılıp kalır. Padova’ya dönmek istediğini söyler. Yolda küçük bir kulübede kutsal ekmeği yedikten sonra Hz. İsa’yı gördüğünü söyleyip, ruhunu teslim eder. Padova’da küçük bir kiliseye gömülür.

Aziz Antuan o kadar ünlü ve sevilen birisidir ki onun adına İstanbul İstiklal Caddesi’nde bir kilise inşa edilir. Bu aziz Antuan kilisesi olup halen İstanbul’un en büyük, en ünlü Katolik kilisesidir. Her gün her milletten yüzlerce insan bu kiliseyi ziyaret etmektedir ve hemen yandaki nişte hikayesini daha sonra anlatacağım

Aziz Antuan heykeli yanında soldaki nişin içinde, Torinolu heykeltraş Guiseppe Marengo’nun ağaçtan yaptığı Madonna del Rosaria heykeli bulunmaktadır. Heykelde Meryem Ana kucağında çocuk İsa, sağ elinde kutsal tesbih ve gül, her ikisinin başında taçları, kutsal yıldızlı çember ve ayağıyla da ağzında elma olan bir yılanı ezen bir kadın olarak sunulmuş. Meryem Ana’nın üzerine basarak öldürdüğü yılanın ilginç hikayesi, 1830larda yaşamış bir rahibe olan Katerina Laboure’ye dayandırılıyor, Labore’nin, Bakire Meryem’i o günlerde üç kez gördüğü söyleniyordu. Rivayete göre Labore’ye ikinci kez göründüğünde Meryem, sağ ayağıyla bir yılanı ezdiği, üstünde küçük haç sallanan bir dünya küresi taşımaktaymış. Ellerinden de bir ışık fışkırıyor ve üstünde “en günahsız şekilde hamile kalan Meryem! Senden medet umanlara dua et” yazıyormuş. Bu hikâyeyle Bakire Meryem’e dil uzatılması önlenmiş olacaktı ve oldu da. Bu heykelde Meryem Ana bir tahta oturuyor, kucağında çocuk İsa, her ikisi de taç taşıyor ve inanışa göre İsa dünyanın kralı, Meryem de gönüllerin ve dünyanın kraliçesidir. Her ikisi de elinde gül ve kutsal tesbih taşır. Gül Meryem’in sembol çiçeğidir. Çocuk İsa da sağ eliyle kutsal üçleme yapıyor. Yukarıdaki çemberde dünyayı aydınlatan 12 yıldız var. Bu yıldızlar İsrail boylarını, aşağıdaki çok sayıda bebekler ise sevgiyle çoğalmayı ifade ediyor.

Meryem Ana heykeli yanında ise kucağında çocuk İsa’yı taşıyan Hz. Yusuf heykelini görüyoruz. Daha önce bir evliliğinden üç oğlu olan Yusuf, oldukça yaşlıdır. Çocukları olamayan Meryem’in anne babası tanrıya çok yalvarırlar. “Tanrım, çocuğumuz olsun onu eğitimi için tapınağa adayacağız” derler. Yalvarmalar o kadar içtendir ki tanrı bu yalvarışlara karşılık verir. Ve Anna hamile kalır, sonra da Meryem doğar. Baba İmran, Meryem daha doğmadan önce ölmüştür. Tapınağın başrahibi Zekeriya’nın eşi Elisabet, Meryem’in annesi Anna’nın kız kardeşidir. Onların da çocukları yoktur. Onlar da yaşlı olmalarına rağmen çocuklarının olmasını çok arzulamışlar ve Allah’a günlerce yalvarmışlar. Duaları kabul olunca kendisine Cebrail vasıtasıyla çocuğunun olacağı müjdesi verilir. “Peki, buna nasıl inanayım?” deyince, ona “Üç gün boyunca dilin tutulacak, kimseyle konuşamayacaksın” cevabı gelir. Gerçekten de üç gün kimseyle konuşamaz. Böylece o da eşinin hamile kaldığına kani olur. Elisabet, İsa’dan altı ay önce oğlu Yakup’u dünyaya getirir. Sebep olarak da yenidünyayı İsa ya hazırlaması içindir açıklaması yapılır. Bildiğimiz gibi İsa, daha sonraları Ürdün ırmağındaYakup tarafından vaftiz edilir.

Zekeriya İslami inanışına göre İsrail oğullarına gönderilen bir peygamber olarak da kabul edilir. Anna söz verdiği üzere kızı Meryem’i tapınağa götürüp Zekeriya’ya teslim eder. Kuran-ı Kerim de 34 kez adı geçen Meryem’in orada nadide bir çiçek gibi yetiştirildiğini ifade eder. Meryem, eğitimini tapınakta alırken bir mucizeyle karşılaşılır. Zekeriya, Meryem’in odasında kışın yaz meyvelerini görüp, “Bunlar nereden geldi?” diye ona sorunca, Allah tarafından yollandığı cevabını alır. Bu mucizeyle o, Meryem’in kutsiyetine vakıf olur. Önce onun iyi eğitim almasına yardımcı olur, sonra da iyi bir evlilik yapmasını arzular.

12 yaşında tapınaktaki eğitim bitince, onun iyi bir evlilik yapabilmesi için ayrı bir yol izlendi. “Madem ki Meryem kutsal ve özel bir kadın, öyleyse bir mucize onun evleneceği kişinin seçimine sebep olsun” denildi. Bu evlenme hikayesini kısaca anlatmak gerek. Tüm 12 İsrail oğulları soyundan 12 adayın asalarını getirip altarın üzerine koyması istenir. Bunların arasında yaşlı olmasına rağmen Hz. Yusuf da vardır. Daha sonra 12 aday teke tek asalarını geri alırken mucizevi durum gerçekleşmez, ama Yusuf’un asası kendisine sunulurken mucizevi bir durumla karşılaşılır. O kuru asanın ucu birdenbire filizlenmeye başlar. Bu beklenen mucizedir ve Hz. Yusuf’un Meryem’in eşi olması kabullenilir.

Hz. Meryem’in hamile kalışını Hırıstiyanlık alemi gibi Kuran-ı Kerim de şu cümleyle teyit ediyor: “Biz ona ruhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu cümle alem için ibretlik yaptık.” (Enbiya 21/91)

Bu durum karşısında kara kara düşünen yaşlı Hz. Yusuf’u teselli etmek için de Cebrail gönderilmiştir.

Heykelin hemen yanındaki pencere renkli Meryem Ana vitrayıyla bezenmiş. Vitrayın alt kısmında, “Je suis I’ımmaculee Conception” yazıyor. Türkçe’ye çevirisi şöyle: Ben günahsız doğmayım. (Kimsenin bana sözü olamaz).

Vaftiz yoluyla birey İsa Mesih’in müşfik bedeninin bir parçası ve dolayısıyla kilisenin bir üyesi haline gelir. Öteki sırlara ulaşılmasını sağlayan kapıdır ve Hıristiyanlık yaşamının temelidir. Dolayısıyla insan, gönlüyle, aklıyla tüm varlığıyla kiliseye bağlanmış olmaktadır. Arınmayla günahlardan kurtulunur ve yeniden saf ve temiz olarak doğulur.

Apsisin tam sol köşesinde içinde okunmuş su olan mermer vaftiz kurnası var. Çocukların vaftizi, anne baba ve aile büyüklerinin şahitliğinde yapılır. Roma Katolik dünyasında vaftiz, kurnadaki okunmuş sudan midye kabuğu şeklindeki metal kaşıkla başından aşağı üç kez su akıtılır. Sonrasında çocuk altı yaşında ilk dini eğitimini görür. Dokuz yaşında kutsal ekmeğini yer. 12 yaşında da kendi şahitliğini yapıp, “Evet ben inanıyorum” diyerek kuvvetlenme alır.

Ortodoks inanışına göre arınma vaftizhanedeki ya havuza ya da büyük kurna içine üç kez daldırıp çıkarmakla olur. Arınma kurnasının üzerinde çarmıha gerili Hz. İsa’nın heykeli dikkat çeker.

Kutsal Tesbihli Meryem tablosu (Luigi Morgari – 1904)

1965 yılında yeni kilise nizamnamesine uymak adına Apsis ve Altar yenilenmiştir. Apsisin tam ortasında Luigi Morgari’nin yaptığı tabloda bakire Meryem, tahtta oturmaktadır, kucağında ise çocuk İsa vardır. Virgin Meryem sağ elindeki 59 taneli kutsal tesbihi Aziz Dominik’e, kucaktaki İsa ise Sieanalı Azize Katerina’ya hediye ediyor.

İlahi kitapların ikincisi olan Zebur, Hz. Davut’a İbranice indirilen kutsal kitaptır. 13. Yüzyıl’da Endülüs’te keşişler ülkeyi dolaşıp kutsal kitap Zebur’daki 150 mezmuru ilahi formda söyleyerek dolaşırlarmış. Bu mezmurları unutmamak için de keşişler, bellerindeki kuşağa düğüm atarlarmış. Diğer yandan o zaman Endülüs’teki Müslümanların tesbih çektiğini gören Dominik, gerek gördüğü yenilemeyi, boncuk sayısını 59’a indirerek modifikasyonu sağlamıştır. Tesbih duasına uyarlamıştır. Kutsal tesbihte ilk beş bölüm onarlı tesbih tanelerden oluşur. Ayin sırasında elli kez evrenin tanrısı Allaha övgü duası edilir. İkinci üçlük bölümde de üçlü tesbih taneleri var. Sırasıyla göklerdeki pedere övgü, Hz. Meryem ve iman duası okunur. Her bölüm arasında imame var. Tesbihin ucunda kutsal haç sallanır.

“Yukarıda adı geçen aziz ve azize kimdir?” diye sorarsanız, onları mucizeleriyle birlikte şöyle anlatabilirim:

Önce Aziz Dominik? O dindar bir aileye mensuptu. Babasının adı Felix, annesinin adı Jane de Aza’dır. 1170 yılında Calaroga’da doğmuş ve 1221 yılında Bologna’da ölmüştür. 14 -15 yaşlarına kadar dini eğitim almış daha sora da dünya nimetlerini terk ederek yatak yerine düz zemin üzerinde uyumaya, günde bir kap yemekle yetinmeye, malvarlığını satarak, açlıktan ölmek üzere olanlara yardım etmeye başlamıştır. Günlerce aç, sefil İncil’i anlatmak için yollara düşmüştür. Her yerde heyecan yaratan ateşli vaazlar vermiştir. O dönem diğer rahipler şık ve parlak giysiler içinde dolaşırken, o ve müridleri beyaz gömlek, siyahlı harmani giymişlerdir. Bundan dolayı da onlar, “siyah giyinen keşişler” diye anılmışlardır. Önceleri altı müridi, daha sonraları 16 müridi olmuştur. 30 yaşlarında cemaati büyümüş ve artık o papa yardımcısıdır. 1233’te tarikatını tescilletmek istese de bu isteği papalık tarafından onaylamalar dondurulduğu için ret edilmiştir, ama bir yıl sonra Papa 3. Innocent ölünce yerine geçen yeni Papa 3. Honnorius tarafından tarikatı tescillenmiştir. Anne karnında yaşadıkları, dualarıyla haçlı ordusuna zaferler kazandırdığı savı, onun mucizeleri olarak kabul edilir. Bunlar onun azizler mertebesine çıkmasını sağlamıştır.

Azize Katerina

“Hz. İsa’nın kutsal tesbihi hediye edecek kadar önemli kişi kimdir?” derseniz onu da şöyle açıklayayım:

Palmerina, Sienalı Katerina’yla aynı kilisede çalışan Dominiken rahibelerinden biridir, ancak Palmerina, ona amansız düşmanlık beslemektedir. Katerina’nın barışma çabalarına hiç karşılık vermemektedir. Bir zaman sonra Palmerina ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. İyi niyetin sembolu olarak Katerina onun tövbe etmeden ölmemesi için günlerce dua eder. Bir gün içten dua ederken Hz. İsa ona görünür. Ve ona, “Boşuna dua etme, o ölüme mahkum oldu” der. Hatta o an şeytan da oraya gelir, Palmerina’nın günahlarının toplandığı tomar tomar dosyalar getirip gösterir. Ama iyi niyetli Katerina yine de Palmerina’nın günahsız ölmesi için dua etmeye devam eder ve Hz. İsa’yı onun tövbe etmiş biri olarak ölmesine ikna eder. Kısa zaman sonra da Palmerina günah çıkarır ve azize Katerina’yla barışmış olarak ölür. Böylece şeytan da oradan eli boş olarak uzaklaşır.

Apsis’deki tablonun sağ alt tarafında daima kırmızı ışığın yandığı yerde küçük kutunun (Taberakel) içinde her zaman ihtiyaca cevap vermesi için hazır tutulan kutsal ekmek vardır. Her birkaç günde değiştirilerek taze kalması sağlanır. Hz. İsa son akşam yemeğinde bu gıda maddelerini kendi fedakarlığı ve kurban oluşunun ifadesi olarak paylaştırdığı için, Pazar günü Efkaristiya (komunyon) ayininde ekmek ve şarap kullanılır. Şarap tanrının armağanıdır ve yüreği sevindirir. Bu ayinde sunulan ekmek ve şarap aslında ruhsal gıdanın alınışıdır. Apsis’in ön kısmında son akşam yemeğin yendiği masayı da tasvir eden Altar bulunmaktadır. Üzerinde şamdanların olduğu dört ayaklı mermer masadır ve Hrıstiyanlıkta sunaktır.

Kilisenin sağ tarafının ilk penceresinde papa X. Pius’un vitray resmi var. Lazarist papazların başka bir kiliseden getirip bu kiliseye hediye ettikleri biliniyor, ama hangi kiliseden getirildiği konusunda bir bilgi yok. Papa X. Pius’un Papalık döneminde Sultan Abdülhamid’e yazdığı bir teşekkür mektubu var.

Immuculate Conseption ve Papa IX. Pius

Her ne kadar orada tam 32 yıl (1846-1878) papalık yapmış IX. Papa Pius’un resmi yoksa da o, kilise tarihi için önemli şahsiyettir. Nedenine gelince, Papa IX. Pius, Meryem’in masumiyeti doğması (Immaculate Conception) kabul çalışmalarını ilk başlatan olmuştur. Karşı nişte bulunan Azize Katerina Labore’nin, Meryem Ana’nın ona üç kez görünmesi rüyasını esas alarak çalışmalarını sürdürmüş ve bu “günahsız Meryem doğmasının” 1854’te kabul edilmesini sağlamıştır. “Son söz papalık konseyi tarafından söylenir ve koşulsuz kabul edilir” fetvasıyla tüm negatif düşüncelere set çekilmiştir. Meryem vitrayıyla IX. Pius vitrayı karşı karşıya durmalarıyla de düşünülebilinir. Kilisenin iç düzenlemesi için bir şeyler söylemem gerekir ise, hakikaten iç dekorasyon naif bir şekilde bilinçli olarak düzenlenmiştir. Kilisedeki bir düzenleme çalışmaları da 1930 yılında İzmirli İtalyan Ricardo Meli, Ciovanni Sponza tarafından yapılmıştır.

Mızrak ucunu, 18. Yüzyıl’da Ermenistan’dan kaçıp iltica etmek için gelen Dominiken rahipler beraberinde kutsal emanetleri de birlikte getirmişler. Dünyada üç tane olduğu söylenen mızrak ucu, Kilisenin sağ duvar nişinde sergilenmektedir. Bu uç Hz. İsa’ya çarmıhta iken saplanan mızrağın uç kısmı olarak kabul ediliyor.

Bir İtalyan kilisesinde Aziz Policarp heykeli…

Bunu anlamak için biraz geçmişe gitmek gerekiyor. İtalyanlarla Fransızlar tarihte hep çekişme içinde olmuşlardır. Siyaseten küskünlük, tarikatları da etkilemiştir. İzmir’deki İtalyan cemaati o zamanlar kendilerine ait kiliseleri olmadığı için hep Aziz Policarp Kilisesi’ni kullanmışlardır. Ayrıca Aziz. Policarp tüm cemaatlerce sevilen bir azizdir. Bu kilisenin yapımıyla Aziz Policarp’a şükranlarını sunmak amacıyla buraya onun bu heykelini de koymuşlardır.

Kilisede özel ağaçtan yapılmış sesi absorbe eden günah çıkarma kabini bulunmaktadır. Kabinin bana göre ilginçliği kabinin her iki tarafında çıta ızgaralı pencere bulunmaktadır. Demek ki geçmişte kabin önünde pek çok kişi her iki yönde sıraya girerek günah çıkarma işlemi yaptırıyorlarmış diye düşünüyorum. Rahip o yandaki kişinin işlemini yaptıktan sonra diğer sıradakine dönüyordu. Günah çıkarma Katolik ve Ortodoks kilisesinin yedi temel kuralından biridir. Hz. İsa’nın bu kuralı önce havarilerine onlar da piskopos ve rahiplere aktarmışlardır.

Günahları, rahipler kendi adlarına, kendi otoriteleriyle affedemezler. İsa adına tanrı önünde günahların affedilebileceğini söyler. Papaz efendi, “Allah’ın senin günahlarını bağışlaması için senin adına dua edeceğim” der. Günahlar, kilisede yapılan günah çıkarma vasıtasıyla “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” tarafından bağışlanır. Burada tövbekarın, önce pişman olması sonrada yürekten tövbe etmesi lazım. Gerekirse oruç tutmalı, hayırlar yapmalıdır.

Aylar önce kiliseyi ilk ziyaretimde kilisenin ikinci katından çok güzel müzik sesleri geliyordu. Başımı kaldırıp şöyle yukarı bakınca bir erkek müzisyen orgun başında, bir hanımefendi de ona kemanıyla eşlik ediyordu. Durup biraz sessizce dinledim. Tahminen yeni yıl konserine hazırlık yapılıyordu.

Kiliselerin olmazsa olmazlarından biride kilise orglarıdır. İtalya’nın kuzeyinden Vincenzo Mascioni Ailesi tarafından üretilen bu orgu 1931 yılında İzmir cemaatinin bağışıyla kiliseye kazandırılıyor. Bir heybetli yapıya sahip olan org 1068 borulu flütler bütünüdür. Genellikle yüksek basınçta hava verilerek çalışan orglar, ayak ve el klavyeyle icra ediliyor. Önceleri körükle çalışan org bugün mekaniktir.

Haç yolunda İsa

Duvarlarda küçük ebatta rölyeflerle Mesih İsa’nın haç yolunda çektiği ızdırapları tam 14 durak olarak anlatılıyor.

1. durak: Mesih İsa ölüme mahkum edilir.
2. durak: Mesih İsa haçı omzuna alır.
3. durak: Mesih İsa haçın ağırlığına dayanamayıp düşer.
4. durak: Mesih İsa annesiyle karşılaşır.
5. durak: Kirineli Simon, İsa’nın haçı taşımasına yardım eder.
6. durak: Veronika İsa’nın terini siler.
7. durak: Mesih İsa ikinci kez düşer.
8. durak: Mesih İsa üzüntü içindeki kadınları teselli eder.
9. durak: Mesih İsa üçüncü kez yere düşer.
10. durak: Mesih İsa’nın elbiseleri çıkarılır.
11. durak: Mesih İsa çarmıha gerilir.
12. durak: Mesih İsa haç üzerindedir.
13. durak: Mesih İsa haçtan alınıp annesine teslim edilir.
14. durak: Mesih İsa mezara konur.

Bir kilisenin daha tarafımdan betimlemesi yapılmış oldu. Mutluluğum ise, kent tarihine bir katkı daha sunmam olacaktır.

Fotoğraflar: Atilla Özdemir

Yararlanılan eserler:
– Sanatın Gizli Dili, Sarah Carr-Guman
– Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilgiler Dergisi, 2017, cilt 17, s 305-330
– Öğretim Görevlisi Selene Esen’in doktora tezi.

329 kez okundu.

Bir cevap yazın