Başkan “Şehir Tiyatrosu” dedi

Merhaba. Görüşmeyeli çok şey yaşandı. Gezi’den seçimlere, sanata biçilmeye çalışılan karanlık girişimlerden emek sömürüsünün bin çeşidine, hayat bu ülkede kendince akıp gitti. Görece mutluluk ve başarı hikayelerinin dışında, akıl, bilim, hukuk, etik, vicdan bir girdap içindeydi ve görmemek için ya mühürlü bir algıya ya da suç ortaklığına sahip olmak gerekiyordu. Bunları hep birlikte ve duyarlıklarımız oranında yaşadık, okuduk, izledik, tanık olduk. Her şey aynen sürüyor. Bu telaş ve kıyamet içinde, bireysel ve toplumsal ahvalimiz, Kent Yaşam’a yazı yetiştirmeye olanak tanımadı. Ayrıntılarla sizi meşgul etmek istemem. Şu anda “Sevgilim İzmir” yazılarına yeniden başlamış gibiyim.

İşte bu toz duman ikliminde, bir tümcelik ama kentimiz için çok önemli bir vaat, kendini özel bir yere taşıdı. Aşağıda bu konuyla ilgili olarak, 9 Eylül Gazetesi’ndeki “Haluk’un Defteri” köşemde peş peşe yayınlanmış yazılarımı okuyacaksınız. Virgülüne dokunmadan yer vereceğim bu yazılar, gündelik ve yerel bir gazete köşesinde kalmamalıydı. Tarihe not düşmek, bu kentte yaşayan bir meslek insanı olarak, bir gün “Sen ne söyledin?” sorusuna yanıt verebilmek için, bu yazıların Kent-Yaşam’da kalıcılığa ve ülke düzeyinde de okunurluğa kavuşmasını istedim. Bu yazılar ne kadar sürecek, şimdilik belli değil. Yazdıkça ve yayınlandıkça, burada sizlerle de paylaşacağım. Ortak bir algı yaratılmasına, çalışma ve hepimizi mutlu edecek bir sonuca kavuşmamıza, katkıda bulunmalarını dilerim.

Tekrar merhaba ve hep görüşmek üzere…

***

İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na doğru (1)

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu, seçildikten sonra yapılacak işler arasında, “İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları”nın kurulacağını belirtti. Bu haber, başta tiyatro dünyası olmak üzere, kente karşı sorumluluk besleyen, daha yaşanır ve övünülesi bir kent adına çaba gösteren herkeste, doğal olarak bir heyecan yarattı. Söylediklerini, kimileri türlü gerekçeyle zamana yayılsa da, mutlaka yapan, kafasına basmayanları “Bırakın bu gazozuna işleri” deyip, ciddiye almayan bir başkanın ağzından çıkması, Şehir Tiyatrolarımıza “Merhaba!” diyeceğimiz bir sürecin başladığını işaret etmektedir. Bu süreci, yalnızca bir başkanın omuzlarına yükleyip, “İyi olursa Allahtan, kötü olursa Kocaoğlu’ndan” arabeski içinde, “du bakali n’olcek?” beklentisiyle oyalanamayız. Kafa karışıklığına, laf kalabalığına, rol çalma kurnazlığına yer vermeden, azmanlıktan çok uzmanlığa saygı duyarak, bu sürece katkıda bulunmak gerekir.

Aslında bu konuyu, bilimsel ve mesleki bir yayında irdeleyip, yazabilirdim. Hayır, Şehir Tiyatrosu, ona dair yaratılacak algı, kent ve kentlilik kültürü adına taşıdığı önem ve hep birlikte sahiplenme gerekliliği açısından, İzmirli hemşeriler olarak, hepimizi ilgilendirmektedir. Bu nedenle, birkaç hafta bu konudan ayrılmayacağız. Bunu bir yandan tarihe not düşmek, bir yandan da “Sevgilim İzmir”e karşı sorumluluk adına yapacağız.

Akademik eğitimimiz, Devlet Tiyatrosu geçmişimiz, Aydın Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği, Büyükşehir’de geçirdiğimiz yıllar, Seferihisar başta olmak üzere, yerel yönetimlerde bu anlamdaki çalışmalarda yer almamız, yaşadığımız koşullarda “Yeryüzü Sahnesi, İzmir”i kurma ve yaşatma savaşımımız ve 30 yılı çoktan geride bırakmış mesleki deneyim ve birikim, bu konuda görüş ve öneri üretmeyi zorunlu kılmaktadır. Dikkate alınır ya da alınmaz, beis yok. Hiç olmazsa, “Kollarımızı kavuşturup, yalnızca izledik” dememiş oluruz. Az şey midir?

Yazacaklarımızın hülasasını, 3 Nisan’da Sancar Maruflu yönetiminde Konak DT’de gerçekleştirilen, Prof.Dr. Özdemir Nutku ve Ümit Tunçağ ile birlikte konuşmacı olarak katıldığımız panelde dillendirmiştik. Söze, “Türkiye, genelde tiyatro topluluğu, özelde Şehir Tiyatrosu çöplüğüdür” diye başlamış, “Sanatın mahvedilmeye çalışıldığı bu dönemde, bu proje son derece önemlidir” demiştik. Ne demek istemiştik?

“İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları”mızı konuşmaya, bu soruyla başlamış olalım. Görüşlerinizi bekliyoruz, değerlendirmekten ve yararlanmaktan mutluluk duyarız.
(7 Nisan 2014, 9 Eylül)

***

Şehir Tiyatrolarına doğru (2)

Başkan Kocaoğlu’nun seçim bildirgesinde “Şehir Tiyatrosu kurulacak” demesi, iki açıdan önem taşıyor. Birincisi, İzmir’in yıllardır dillendirilen bir ihtiyacına yanıt verecek olması; ikincisi, böyle bir girişimin genelde sanatın, özelde tiyatronun derin krizlerle bunaldığı bir sürece denk düşmesi. Sanatın içine tükürmekten TÜSAK yasa tasarısına, tavır ve uygulamalarıyla bir çölleşmenin peşinde olduğunu yeterince kanıtlayan zihniyete karşı, ses yükseltmek ve bunu somut adımlara dönüştürmek, kuşkusuz İzmir’e çok yakışan bir duruştur.

Geçen haftaki yazıyı “Ülkemiz genelde tiyatro, özelde Şehir Tiyatrosu çöplüğüdür” diye bitirmiştim. Kaldığımız yerden sürdürelim. Tiyatronun basit, kolay, heves ve teşebbüs yeter bir alan görülmesinin yanında, bu hazin sonucun pek çok nedeni var. Bunları konuşmadan ve gereğini yapmadan atılacak her adım, araştırmacıların ve geçmişin başarısız girişimlerinde yer almışların çok iyi bildiği gibi, yeni bir hüsranın kapısını açacaktır. Geçmiş bize, nasıl yapılmalıdan çok, nasıl yapılmamalıyı konuşmamızı salık vermektedir.

Ne bir oyun çalışma heyecanı, ne de kağıt üstünde kalan iyi niyet, bir tiyatro kurmaya yetmez, yetmemiştir, bakınız: İzmir Şehir Tiyatrosu Tarihi. Daha net söylemek gerekirse, bir tiyatronun yapacağı en son iş oyun sahnelemektir. Elbette biz burada, ne heveskar ya da amatör çalışmalardan, ne de birkaç gecelik oyalanma ve ertesi gün kes-yapıştır taktiğiyle basında yer alacak haberlerle böbürlenmeden söz ediyoruz. Sözünü ettiğimiz, kurumsal bir yapıdır ve İzmir Şehir Tiyatrosu girişimi, kurumsallaşmanın tüm gerekleri yerine getirilmediği sürece, kesin bir başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Kurumsallaşma, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde, özgür ve özerk niteliğe sahip, bütçe, kadro, mekan, teknik-estetik alt yapı sorunlarını çözmüş bir yapılanma modeli ve kuşkusuz sanatla hayatı buluşturma irade ve iddiasına sahip bir stratejik planla mümkündür. Hepsini açmaya çalışacağız.

Geçmiş başarısızlıkların nedeni, yukarıda saydığımız kurum olma gereklerinin ihmali, ıskalanması, “hallederiz abi” mantığıyla zamanın törpüsüne kurban edilmesidir. Bugün neredeyse her belediyenin “Şehir Tiyatrosu” levhası, hatta meclisinden çıkmış “kararı” mevcuttur. Üzgünüm, ne kadar amatör coşkuyla, başkanlarının iyi niyetiyle, çok saygın emeklerle, hatta alkışa değer ürünlerle donatılırsa donatılsın, biz onlara “Şehir Tiyatrosu” diyemiyoruz. Neden? 100 yıllık İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bile, bugün neden derin bir kriz içindedir? İsterseniz, önümüzdeki yazıya kadar bir düşünelim…
(14 Nisan 2014, 9 Eylül)

***

Şehir Tiyatroları’na doğru (3)

İki haftadır, konuya dair düşüncelerimizi yazıyoruz, sıra “ne yapmalı” sorusuna yanıt vermeye gelmiştir. Öteden beri, özellikle mesleki platformlarda dile getirdiğimiz görüş ve önerilerin, pratikte nasıl değerlendirileceğini ya da karşılık göreceğini bilemiyoruz. Bir not da merak edenlere; yazdıklarımıza tiyatro camiasından ya da hemşerilerimizden herhangi bir görüş, eleştiri ya da katkı almış değiliz efendim. Yıllardır bekledikleri muştuyu işitince, sevinçten paralize mi oldular acaba? Neyse, buyurun İzmir Büyükşehir Şehir Tiyatrolarına doğru yürürken neler yapılmalı sorusuna, naçizane yanıtlarımız:

Esasında yıllar önce Büyükşehir Meclisi’nde kabul edilmiş bir “Şehir Tiyatrosu” kararı vardır. Günümüzdeki TÜSAK tuzağı hazırlıkları, İstanbul Şehir Tiyatrolarının başına gelenler vb yanında, zamanın törpüsünde güncelliğini yitirmiş bu kararın, gözden geçirilmesi, güncelleştirilmesi ve iktidarlara, kişilere bağımlı olmayacak, “özgür-özerk” bir kurumsallaşma peşine düşülerek, yeniden yazılması kaçınılmazdır.

Ayrıntılı bir envanter çalışması yapılarak, stratejik plan oluşturulmalıdır. Eldeki ve yeni yapılacak mekanlardan teknik alt yapıya, çalışma birimlerinin yapılanmasından istihdam politikasına, böyle bir çalışma kaçınılmazdır ve istim arkadan gelsin tuhaflığıyla ihmal ve göz ardı edilmemelidir. Sanat toplumbilimi açısından, ilgili akademik kurumlar -40 yıla yakındır, İzmir’de Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü vardır, biliyorsunuz- “Kent ve Şehir Tiyatrosu” temalı bilimsel çalışmalar gerçekleştirmelidir. Stratejik Plan, bu veriler olmaksızın yapılamaz.

Bir başka deyişle, tiyatro bilimi, hukuk, toplumbilim, ekonomi gibi, her biri uzmanlık gerektiren disiplinler arası bir buluşma ve ortak çalışma kaçınılmazdır. Popüler, medyatik, hele hele “ithal” kişiler ve uygulama modelleri peşine düşmek, belki cafcaflı manşetlere yol açabilir. Geçmişte pek çok kez denenmiş ve yıkıma uğramış girişimlere, yeni bir hayal kırıklığı eklemek isteniyorsa, İzmir’in potansiyeli ve yetişmiş insan kaynağı göz ardı edilerek, belki de çoktan İzmir biletini ayırmışlara, davetiye gönderilebilir. Yanlış anlaşılmasın, şovenizmden söz etmiyoruz. Deneyim ve birikimlerinden yararlanılacaksa, ulusal ve uluslararası değerde herkes çağrılmalı, düşünceleri alınmalıdır. Ama…

“Ama”sı haftaya kaldı. 19. Kitap Fuarımıza duyarlı olalım. Bir sayfa okumak, bir ömrü temize çekebilir. 23 Nisan’ı kutlarken, çocuklarımızı bir de bu açıdan düşünmeye mecburuz.
(19 Nisan 2014, 9 Eylül)

Bir cevap yazın