Cam Adam İzmir Enternasyonal Fuarı’nda!

İzmir Enternasyonal Fuarı ve her yıl onu misafir eden Kültürpark, kurulduğu ilk günden itibaren ulusal ya da uluslararası çok sayıda önemli gelişmelere ev sahipliği yapmış ve birçok ilk’e imza atmıştır. Bunlardan bir tanesi de, 1938 yılında efsanevi “Cam Adam”ın İzmir Fuarı’nda sergilenmesidir. 1930’lu yıllarda Cam Adam, dünya ölçeğinde büyük ilgi toplamış ve hayranlık uyandırmış bir fenomendi. Günümüzde Cam Adam’ın yaratılışı ve değişik sergilere katılımı ile ilgili yapılan araştırma ve yayınlarda onun Türkiye serüveninden ne yazık ki hiç bahsedilmemektedir. Köşemde yer verdiğim bu çalışmamın bu konudaki boşluğu biraz olsun doldurmasını dilerim.

Cam Adam’ın doğuşu…

19. Yüzyıl’ın sonlarından itibaren Avrupa’da toplumun, insan vücudunun işleyişi, sağlık ve hijyen alanlarında eğitilmesi oldukça önem verilen konuların başında geliyordu. Bu amaçla, halka yönelik çok sayıda yayın hazırlanıyor, kampanyalar ve uluslararası sergiler düzenleniyor, müzeler açılıyordu. Zira, yüzyıllar boyunca kolera, veba vb. salgın hastalıklardan kırılmış ve gerek dini sebepler, gerekse tıp alanındaki yanlış bilgiler nedeniyle, neredeyse birkaç yüzyıl yıkanma ile vedalaşmış bireylerin, sağlık ve kişisel hijyen alanında bilinçlendirilmesi toplumların geleceği açısından hayati önem taşımaktaydı. Üstelik 1920’li ve 1930’lu yıllarda Kıta Avrupa’sında yaygınlaşan öjenite (ırkların ıslahı) için sağlıklı vücut birincil şart idi. Hazırlanan uluslararası sağlık sergileri ve müzeler tüm bu fikirlerin adeta birer manifestosu niteliğindeydi.

İşte Cam Adam böyle bir ortamda ilk kez, 1930 yılında Dresden’deki Alman Sağlık Müzesi tarafından düzenlenen II. Uluslararası Sağlık Sergi’sinde halk ile buluştu. Üretim çalışmalarına 20’li yıllarda başlanmış olan ve orijinal insan boyutunda üretilen Cam Adam, adından da anlaşılacağı üzere şeffaftı. İç organları, kemikleri, damarları, sinir sistemi dışarıdan görülebiliyordu. Model üreticisi ve aynı zamanda da Alman Sağlık Müzesi’nin teknik iş birlikçisi Franz Tschackert tarafından yaratılan Cam Adam’ın malzemesi, o dönemde “Cellon” (selüloz asetat) adı verilen, yeni keşfedilmiş bir maddeydi. Cellon, üzerine buhar tutulduğunda yumuşuyordu. Dolayısıyla kalıba dökülebiliyor ve soğuyunca da sertleşiyordu. İskelet için kullanılan malzeme alüminyumdu. İç organlar ise renkliydi. Toplar damarlar mavi, arterler kırmızı ve sinirler yeşildi. Cam Adam, Dresden’de sergilendiği dönem boyunca, sadece bilim çevrelerinde değil dünya çapında büyük bir ilgi ve hayranlıkla karşılandı. Uluslararası basında çok sayıda röportaj yer aldı.

Cam Adam’ın halk ile ikinci buluşması, 1935 yılında, bu kez Berlinliler için düzenlenen “Yaşamın Mucizeleri” başlıklı bir propaganda gösterisi ile gerçekleşti. Gösteride ziyaretçiler, sokağın gürültüsünden izole edilmiş, sadece tavan kenarlarındaki gizli ampuller ile aydınlatılan alacakaranlık bir salona giriyorlardı. Salon içindeki birkaç basamak inildikten sonra ışıklar tamamen söndürülüyordu. Hemen ardından, bir kaide üzerinde sergilenmekte olan Cam Adam’ın, başta kalp olmak üzere her organının tek tek ışığı yanıyor ve bir taş plağa kaydedilmiş melodik bir ses sırasıyla ışığı yanan organların işleyişi ile ilgili açıklamalar yapıyordu. Ziyaretçiler, insan vücudunun böylesine zekice hazırlanmış sunumu karşısında hayranlık içinde kalıyorlardı. İnsanoğlunu yücelten ve dünya üzerindeki varlığının her şeyin üzerinde olduğunu vurgulayan, etkileyici ve muhteşem bir gösteriydi.

Cam Adam’ın sergilendiği ikinci önemli uluslararası organizasyon, 1937 yılında Paris’te düzenlenen Uluslararası Sergi oldu. Türk basını tarafından da yakından takip edilen Cam Adam’ın, Paris’te sergileneceği haberi 18 Nisan 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde “Cam Adam Paris Sergisi’ne gidiyor” başlığıyla duyuruluyordu ve Cam Adam bu haberde şöyle tarif ediliyordu:

“Cam Adam dünyanın yedi harikasından biri sayılmaya lâyık ve yirminci asra şeref veren bir Alman eseridir. Bu eseri vücude getiren meşhur Alman teknisyeni, ona bugünkü mükemmeliyetini verebilmek için tam altı sene fasılasız çalışmıştır. 1935 senesi ilkbaharında Berlin Hıfzıssıhha Sergisi’nde teşhir edilen cam adam, yüz binlerce seyirci celbetmiş ve o tarihten sonra bütün dünyaya şöhret salmıştır. (…) Cam adam, dahilî azasının hareketini, hususî birtakım tertibatla işleyen synchronisé gramofon plâklarile bizzat tarif ettiği için, Paris sergisinde bu tarifleri Fransızca olarak yapması lâzım gelmektedir. Fransanın Berlin sefiri M. Poncet’nin ısrarı üzerine Fransaya gönderilmesine bizzat M. Hitler tarafından müsaade edilen cam adamın Fransızca plâkları da hazırlanmıştır.”

1937 Paris Sergisi’nde, kendisi için hazırlanan özel bir pavyonda sergilenen Cam Adam’ın yanı sıra, yine Dresden Sağlık Müzesi’nden getirilmiş olan organ maketleri, kas ve kemiklerin, sinir sisteminin anlatıldığı şemalar, sıvılar içinde muhafaza edilen kemikler vb. insan vücudunun nasıl çalıştığını anlatan çok sayıda malzeme de yer alıyordu. Cam Adam, Paris Sergisi’nde de büyük bir ilgi hayranlıkla karşılandı, öyle ki sergilendiği bina önünde polis nezaretinde düzeni sağlanan uzun kuyruklar oluşuyor, gösteri gece yarılarına kadar devam ediyordu.

1937 Paris Sergisi’nde sergilenen Cam Adam’dan başka, 1928-1945 yılları arasında, hepsi de Dresden Sağlık Müzesi tarafından üretilen, cam adam ve hatta cam kadınların da bulunduğu ve bu yapay insanların tüm dünyayı dolaşarak değişik sergilerde ziyaretçilere sunulduğu biliniyor. Günümüzde bu cam adam ya da kadınların bir kaçı Berlin Almanya Tarihi Müzesi’nde, bir kısmı da ABD’de muhafaza ediliyor. Önemli bir kısmı ise kayıp.

Cam Adam’ın 1920’li yıllarda başlayan ve İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar devam eden tarihçesini kısaca böyle özetlemek mümkün, fakat bu tarihçe içerisinde bilinmeyen bir nokta var ki o da bu efsanevi heykelin Türkiye serüveni…

Cam Adam Türkiye’ye geliyor. İlk durak İstanbul…

1938 yılında, Paris Sergisi’nin ardından, Cam Adam’ın Türkiye’deki ilk durağı, İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde her yıl düzenlenen Yerli Mallar Sergisi idi.

18 Haziran 1938 tarihli Cumhuriyet Gazetesi bu olayı “Cam Adam. San’at Harikası buraya geliyor. Fennin bu son mucizesi Yerli Mallar Sergisinde teşhir edilecek.” başlığıyla duyurdu. Haber şöyle devam ediyordu:

“Alman hükûmeti, Türkiye’de dev adımlarile ilerleyen sanayi hareketine karşı gösterdiği büyük alâkayı tebarüz ettiren bir kararla Alman sanayinin bir şaheseri olan ve bugün dünyada bir eşi daha bulunmayan “cam adam”ı onuncu yerli mallar sergisi münasebetile İstanbula göndermeyi kabul etmiştir. Bu suretle İstanbullular ve memleket halkı, bütün dünyanın merak ettiği bir san’at harikasını görme fırsatını elde edeceklerdir.(…) Cam adam Paris sergisine gönderildiği gibi yalnız değil, şehrimize sekiz ton kadar tutan bütün teferrüatı ile beraber gönderilmektedir. Üç galeride sıralanacak olan bu teferruatla insan dimağının, dimağçenin, ciğerlerin, umumî deveranın, kalbin, barsakların, mesane ve böbreklerin hareket şekillerile beraber bugün yeni bir tez olan ve meşhur bir alman âlimi tarafından ortaya atılan kemiklerin içindeki kan deveranı da gene camdan mamul olan uzuvlar içinde ayrı ayrı görülebiliyor. Yaşayan bir adamın bütün iç hareketlerini gösteren cam adam, aynı zamanda insan vücudunun ilmi tarifini bizzat kendi lisani ile yapmaktadır. Almanlar cam adamın Türkçe konuşmasını münasip görmüşlerdir. Cam adamda bu şekilde tadilat yapılmıştır. Cam adam sigortalı olmakla beraber nakli pek müşkül olduğundan büyük tertibat alınacaktır.”

İlerleyen günlerde de Cam Adam’ın İstanbul’a getirilişi basın tarafından adım adım izlendi. 13 Temmuz’da nihayet Cam Adam gümrüğe geldi. 17 Temmuz’da serginin açılmasına beş gün kala hala gümrükteydi. 18 Temmuz sabahı Cam Adam gümrükten çıkabilmişti, ancak Belediye, 36 ton ağırlığında olan ve büyük bir vagon içinde bulunan Cam Adam ve diğer malzemelerin gündüz vakti Galatasaray’a götürülmesine izin vermemiş, vagon gece saat 24:00’ten sonra sergi alanına nakledilebilmişti. 19 Temmuz’da Cam Adam’ın montajına başlandı. 22 Temmuz günü ise serginin açılması ile beraber Cam Adam bu kez Türk ziyaretçiler ile buluştu. Sergi süresince de basını epey meşgul eden Cam Adam’ın, insan vücudu konusunda eğitici yönü dikkate alınarak, belli zamanlarda düzenlenen özel seanslarda mutlaka öğrencilere gösterilmesi ve teşhir ücreti olarak çok az bir para alınması uygun görülmüştü.

Galatasaray Sergisi sonrasında da Cam Adam’ın İzmir Fuarı’nda sergilenmesine karar verildi.

Cam Adam İzmir Fuarı’na geliyor…

Sekizinci İzmir Enternasyonal Fuarı’nın hazırlıkları yoğun bir şekilde devam ederken yerel gazeteler, Almanlar’ın ürettiği bir sanat harikası olarak tanımlandıkları Cam Adam’ın İstanbul’dan sonra İzmir’e geleceğini duyuruyorlardı. Belediye Başkanı Behçet Uz, İstanbul ziyareti sırasında bizzat bu efsanevi heykeli görmek için sergiye gitmişti. İzmir’e nakliyesi sırasında Dresden Müzesi ve taşıma işlerini yürüten ekip arasında ufak bir sorun yaşanmış olsa da Cam Adam’ın İzmir Fuarı’nda sergilenmesi kesinleşmişti.

Fuar’ın açılmasına kısa bir süre kala Cam Adam, sağ salim İzmir’e getirildi. Heykelin ve beraberindeki diğer malzemelerin sergilenmesi için seçilen mekan ise Kültürpark’ta inşa edilen Ziraat Müzesi’ydi. Müze binasının inşaatı bitmiş, ancak iç düzenlemesi Fuar’a yetiştirilememişti. Bu aslında iyi bir denk gelişti, zira Dresden Sağlık Müzesi’nden gelen onca malzemenin, özellikle de Cam Adam’ın sergilenebilmesi için ayrı bir mekan şarttı. 20 Ağustos 1938 tarihinde Cam Adam, sekizinci kez kapılarını açan İzmir Enternasyonal Fuarı’nda bu defa İzmirlilerle, hatta o yıllarda Fuar’ın ülke çapındaki ziyaretçi akınını göz önüne alırsak, neredeyse tüm Türkiye ile buluştu.

Cam Adam’ın İzmir Fuarı’nda nasıl sergilendiği ile ilgili elimizde detaylı bir gazete haberi ya da kayıt düşülmüş bir bilgi maalesef yok. Bununla birlikte, sergi ve gösterinin tıpkı diğer uluslararası sergiler ve İstanbul’daki ile aynı olduğunu tahmin etmek zor değil. Ayrıca Cam Adam’ın İzmir Fuar’ını ziyareti için özel olarak bastırılan Türkçe ve Fransızca broşürlerdeki açıklamalar da bunu kanıtlar nitelikte. Bu broşürlerdeki anlatımlardan, tıpkı diğer sergilerdeki gibi ziyaretçilerin önce, insan vücudundaki organların, kasların, kemiklerin damarların ve sinir sisteminin işleyişini, cenin oluşumunu anlatan detaylı tablolar, modeller, vazo içerisinde numunelerin bulunduğu salonu gezdiklerini, daha sonra da Cam Adam’ın sergilendiği karanlık odaya geçtiklerini anlıyoruz. Broşürde, tüm tablo ve modeller tek tek sırasıyla, ayrıntılı bir şekilde ziyaretçilere izah edildikten sonra, bitiş cümlesi olarak yer alan “Şimdi, karanlık odada, size dahili uzuvlarını bizzat izah edecek olan CAM ADAM’ı göreceğiz” cümlesi ise gösterinin, daha önceki sergiler ile aynı ya da benzer olduğunu kanıtlar nitelikte.

Efsanevi Cam Adam’ın Fuar serüvenine ilişkin günümüze ulaşan bilgiler ne yazık bu kadar. Bu tarihi olaydan elde kalanlar sadece, Fuar’da sergilenişi münasebetiyle, büyük ihtimalle Fuar Komitesi’nin bastırttığı, Foto Cemal tarafından hazırlanan hatıralık bir kartpostal, Türkçe ve Fransızca broşürler ve arşivlerdeki birkaç fotoğraftan ibaret…

Fuar dönemi boyunca, İzmir’de Cam Adam’ı kaç kişinin ziyaret ettiği, ne kadar ilgi gördüğü ya da diğer sergilerde olduğu gibi, yoğun hayranlık uyandırıp uyandırmadığı bugün bizim için bir muamma. Zira dönemin yerel basınında, kente geliş haberi dışında Cam Adam’a yer verilmediğini görüyoruz. Bu durum için gerekçeler aramak, değişik yorumlarda bulunmak mümkün. Bunlardan ilk akla geleni, dönemin ruhuna uygun olarak tüm ilginin bizzat, inkılapçı, sanayici ve yaratıcı Türkiye’nin küçük bir örneği olarak görülen Fuar ve Kültürpark’ın üzerinde yoğunlaşması olabilir. Zira İzmir Fuarı, Cumhuriyet’in hedef ve ilkelerine uygun ve her geçen yıl gelişerek, gerek Türkiye, gerekse yurt dışından gelen ziyaretçilere yeni Türkiye’nin geniş ölçüde propagandasının yapıldığı bir gurur kaynağı olarak görülüyordu o yıllarda. Bu sebeple o dönemde, kendimizle ve başarılarımızla daha çok ilgiliydik belki de.

Ancak ne olursa olsun, Cam Adam gibi önemli bir tıbbi eserin, Türkiye’ye getirtilerek, iki büyük organizasyonda sergilenmesi, özellikle 1930’lu yıllardan itibaren, salgın hastalıklarla mücadele konusunda halkın, insan vücudu ve sağlık konularında eğitilerek bilinçlendirilmesi ve mücadeleye katılımının sağlanması amacıyla yoğun çalışmalar yürüten hükümetin uyguladığı sağlık politikasına yakışan bir hareket olarak değerlendirilmeli. Ve bu olay, gerek sağlık gerekse sergicilik tarihimizdeki haklı yerini almalı…

Bir cevap yazın