Allah ıslah etsin!

Sanki 2013 değil de 30 Ekim 1918…

Sanki 2013 değil de 10 Ağustos 1920…

Sanki bir darbe daha aldık da beyinlerimize, sapla samanı da karıştırıp, şaşkınlığın ve cahilliğin doruğunda en kibirli, en nemelazımcı en bananeci tavırlarımızla, toprak atında kefensiz yatanlardan da utanmadan, tarihten de çekinmeden yürüyoruz.

“Barış” dediler de “elbette” demiştim…

Barış güzel kelime…

Kahrolsun savaş… İnsan öldürenin canı cehenneme, düşünenin de, hatta yaşarken bile cehennemi yaşasın, iki yakası bir araya gelmesin. Hele savaştan para kazanmayı hedefleyenler bir damla suya, bir dilim ekmeğe muhtaç olsunlar inşallah.

Lakin bu nedir bana söyleyin…

Adam dağdan iletmiş şartlarını…

Hani sanki bir meydan muharebesi yaptık da yenildik…

Ama yok… Tarihte savaş meydanlarında yenildiğimiz pek azdır… Bizim derdimiz “masalarda kaybetmek ki” alın size dağda bir masa…

Sanki Çanakkale destanını yeniden yazmışız da Mondros’ta imzaya zorlanıyoruz kahpece…

Sanki Wilson hortlamış da Sevr’i yeniden sürmüş küstahça önümüze…

Bakar mısınız şu sözlere:

“Kürt halkı, yüz yıllık inkâr siyasetine karşı tüm parçalarda destansı bir direniş sergilemiş, ağır bedeller ödemiş, tarihe adını yazdıran kahraman şehitler vermiştir. Bugün artık Kürt sorununun çözümü ve yeni bir sürecin zamanı gelmiştir.”

Haklı ama değil mi?

Onca ağayı, şeyhi, şıhı, beyi TC bela etti Kürtlerin başına, Mustafa Kemal’in en büyük amacı da “toprak reformu” değildi…

Öyle ya Kandil nutkuna kadar Kürtler ne Türkiye’de ne de İzmir’de “bir şey” olamıyorlardı. İşadamı, belediye meclis üyesi, milletvekili olamıyorlardı. Otobüslerde, sinemalarda “ikinci sınıf” muamele görüp hatta kollarına da Kürt olduklarını gösteren bir şeyler takıyorlardı değil mi?

Kürt işadamı, Kürt siyasetçi yok mu?

Kürt bölgesi olmamasına rağmen İzmir’de belediye meclislerinde, ticaret odasında, sanayi odasında, esnaf birliğindeki Kürt yurttaşlar çıkıp iki kelam neden etmezler yahu?

Bu karanlık yolda bilmediğimiz çok şey var…

“Akil tiyatrosu da” fiyasko…

Mağlup mu oldu Türkiye Cumhuriyeti “terör” karşısında, yenildik de o yüzden mi “dağdan şartlar” koşuluyor devlete, millete, orduya, polise?

Bilmediğimiz, anlatılmayan çok şey var, inandım buna!

Üstelik bu karanlık yolda “barış” gibi en temiz, en doğru, en insani kelimelerden biri de harcanıyor göz göre göre.

Allah cümlemize akıl fikir versin, aramızda “ıslaha” muhtaçlar artıyor ki onları da ıslah etsin inşallah!

(devam edeceğim)

Al sana EXPO!<-b>

EXPO için çalışmalar sürüyor diyorlar. Diplomatik düzeyde nasıl gidiyor bilemem ama halkla ilişkilerin yerlerde süründüğünü anketle de ispatladılar. EXPO adına “karaoke” partisi düzenlemeyi “iş” sayan sivri zekâlıyı görsem iki çift laf edeceğim. İzmir’e getirilmesi için bunca uğraş veriliyor bunca para harcanıyor ama ne gariptir EXPO’nun yapılacağı kent bundan bihaber. Alın size tesadüfen rastladığım bir görüntü. İzmir Valiliği’nin tarihi binasının iki tarafına ince uzun EXPO bayrakları asılmış. Bir tane de belediye binasına. Lakin Valilik binasına asılanların hali içler acısı. Durup birinin resmini çekebildim. Konak meydanı gibi bir yerde onca mevki makam sahibinin, Vali beye yakın bunca zevatın bulunduğunu düşününce içim acıyor. Maaşla EXPO çalışanı olanların ne kadar “samimi” olduklarını da o bayraklara bakınca anlayabiliyorum. Haydi, anladık, vatandaşa bilgi verip onu bu çalışmalara çekmiyorsunuz, bari Vali Bey’e haksızlık etmeyin yahu! Güvercin pislikleri, yırtıklar, ne EXPO ruhuna ne de bayrağına yakışmıyor.

O güler yüz!

Tanıdığım, tanıdığıma “pişman” olmadığım meslektaşlarımdandı… İzmir’e döndüğüm 1993’de ilk tanıştığım canlardandı. Sonra Abdül Batur’la Narlıdere Belediyesi günleri. Sonra “hasta” oldu. Sonra da…

En son Yeşilyurt’ta karşılaşmıştık. İyiydi, yine gülümsüyordu. Sözleşmiştik.

Ama olmadı… Ölüm işte… Nizamettin Bedir öldü. Kaybettik. Böyle sıcak bir günde de Fevzi Yılmaz’ı kaybetmiştik. Ooof canım sıkılıyor!

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın