Vatan, bayrak, birlik edebiyat değildir!

Cumartesi günü o güzelim renklerle donandı İzmir…

Hani sanırsın ki “Kemal’in askerleri” kalkmışlar da mezarlarından, hani o “kuvvacı kalpaklı” yiğitler dirilmişler de dikilmişler “hatırlatmak” için…

Mitingi MHP düzenledi…

Ama sadece MHP’liler değil MHP’lilerden daha çok “Cumhuriyet yurttaşlığı” kalabalığı vardı. Devlet Bahçeli’nin konuşması etkileyiciydi.

Alanda İzmir vardı İzmir…

Telefonum hiç durmadı… Devlet Bey kürsüye çıkınca kapatmak zorunda kaldım.

“Neden burada değilsin Hasan abi” diye bağıran, “Hasan Tahsin yakışmadı evde oturmak sana” diyen, “şaşırdım gelmemene” diye söylenen… Hatta kardeşim bile çıkıştı bana.

Lakin gidemezdim…

Yüreğim gümbür gümbürdü…

Oğlumu alıp gidesim yok muydu? Vardı elbet…

Ama doğruya doğru, yalana düşmem. Gitseydim “dedikodularla” uğraşmak zorunda kalacaktım.

Gelen telefonlar benim şahidim… Sadece MHP seçmenleri ya da üyeleri değil, yüreği ay yıldızlı al bayrak için, “söz konusu vatan ise gerisi teferruat” diyen kim varsa gitmeye çalışmış, gitmiş.

Cumartesi Gündoğdu Meydanı kim ne düşünürse düşünsün “umut” alanıydı. Karamsarlıklarımızın dağılıp “Türkiye kimsenin çiftliği değil” haykırışının yapıldığı yerdi.

Cumartesi, İstiklal Harbi’nde İzmir uğruna gözü açık giden şehitlerimizin rahat uyuduğu gündü.

Mitingi organize eden MHP’ni kutluyorum. O alanda aydınlık gelecek için kol kola bayrak dalgalandıranları selamlıyorum.

Umarım bayrağımızı, şehitlerimizi, tarihimizi, inançlarımızı “konu” etmeden, sahiplenme ihtiyacı duymadan yaşayacağımız günler de gelir. Çünkü bu değerler neci ve nereli olursak olalım Anadolu’nun olmazsa olmaz ortak değerleridir.

Vatan, bayrak, TC söylemlerine “edebiyat” diye yaklaşmak olsa olsa gerçek kaygılardan uzak taş yürek sahiplerine yakışır.

İzmir’le ilgili dert nedir?

Bir günlüğüne İzmir’e geliyor…

Çok yıldızlı bir otelin lüks salonunda konuşuyor…

Sonra çekip gidiyor!

Kim bu?

İktidar partisinin İstanbul milletvekili…

Mağrur bakışlı bir siyasetçi…

CHP’ne sallıyor, MHP’ne sallıyor, İzmir’e sallıyor…

İzmir’de ikamet İzmirli AKP’liler itirazsız dinliyor. Hatta “mahallemin insanı” İl Başkanı Akay da dinliyor sakince…

“İzmir büyük bir kasaba” diyor İstanbul’un vekili…

Türkiye’nin üçüncü büyük kentine “tepeden bakarak” sallıyor…

Hani İstanbul’un “muhteşem” olduğunu söylemeye çalışıyor sanki…

Oysa İstanbul’un şu arsız gökdelenlerden çektiğini Başbakan bile kabul etmişken, İstanbul’un mağrur vekili İzmir’e laf ediyor…

Nedir derdi AKP’nin İzmir’le, anlayamıyorum.

Hele İzmirli olmayan AKP’lilerin o kibirli ve itici laflarıyla İzmirli partidaşlarını düşürdükleri durumun faturasını doğrudan partilerinin ödediği gerçeğini cahilce unutarak?

İzmir’e dışarıdan gelen her AKP’li öylesine cahilce, öylesine fütursuz sallıyor ki…

Hâlbuki hükümet olarak tayin ettikleri “makam” sahiplerini inceleseler…

İzmir’in sorunu sadece seçilmişler değil ki, atanmışların gafletleri daha büyük…

Sağlık Müdürlüğü, Çevre Müdürlüğü, SGK müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü, Vakıflar Müdürlüğü, Emniyet Müdürlüğü, bazı ilçe kaymakamları, bazı ilçe eğitim müdürleri, tapu müdürleri, gümrük müdürleri, posta müdürleri, müftüleri, bazı rektörleri, hastane müdürleri, karayolları müdürleri…

İzmir’in bilerek ve isteyerek “seçtiklerinden” önce kendilerinin atadıklarını mercek altına alsalar ya?

İzmir “köy” ya da “kasaba”… Ancak ima ve ithamlarda çok benim duymak istediğim AKP veya AK Parti’nin “nasıl bir İzmir” düşündüğü.

Açık açık bunu anlatacak biri varsa dinlemek isterim. Yoksa “vur kaç” cehaletiyle iticilik yaratmak iktidar partisine hiç yakışmıyor.

Müdür konuşmuyorsa Vali Bey konuşsun!

Cuma İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde “önemli” ama konusu gizli toplantıya gitmek için erken noktaladım yayını. Üstelik yayının son dakikalarında İzmir Çevre Müdürlüğü’nün “şaka gibi” çalıştığını söylemiştim. Cuma günlü Dokuz Eylül Gazetesi’nin manşetine yorum yaparken, İzmir’de Çevre Müdürü’nün harbiden ne iş yaptığını da sormuştum.

Belediyeye gittiğimde Aziz başkanın derdinin de bu müdürlük olduğunu öğrendim.

Üst üste belediyeye cezalar yazan “çevremin” müdürüne bindirdikçe bindirdi başkan.

Geç kaldı ama iyi yaptı.

Gaziemir Kurşun Fabrikası için, taş ocakları ve madenler için ne yaptığını sordu ve bu müdürün derhal incelenmesini söyledi.

Haklı başkan…

İzmir Çevre Müdürü’nün bildiğim son icraatı Egeli Sabah’a verdiği mülakat.

Neymiş?

Müdür efendi parayla sattıracakmış naylon poşetleri…

Müthiş… Zaten tek sorunumuz da buydu değil mi?

Bir aydır yer yer Çevre Müdürü muhteremin kulaklarını hem buradan hem de TV’dan çınlatıyorum. Eksik de olsa söylediklerimi Aziz Bey de söyledi Cuma günü. Haydi bizi “akil” ve de “önemli” gasteci saymıyorlar, bakalım koca belediye başkanına cevap verecek mi Bay Müdür?

Vermezse Vali Kıraç’a düşer bu iş. Zamanını ve her yolu EXPO’ya çıkaran sevgili Valimizin, İzmir ve çevresindeki çevre sorunlarına bir diyeceği olmalı. Çalışmayan ya da çalıştırılmayan Çevre Müdürlüğüne ilişkin diyecekleri mutlaka olmalı.

Aziz Başkan “çimentocuları” çevreci görse de sanırım Naldöken’de öksüren çocukları duymuyor ki konuşmasında çimentoculara hafiften övgüler yolladı. Ama hiç olmazsa konuştu başkan.

Bakalım Vali Bey’in diyeceği bir şeyler olacak mı?

Karaburun, Seferihisar, Aliağa, Naldöken, Efem Çukuru, Gediz hep bekliyor…

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın