İzmir neden edebi kent olamadı (mı)?

İsviçre/Zürih’te “Neue Züricher Zeitung”ta İzmir ile ilgili bir yazı yayınlandı. İmzasız yayınlan bu yazı, son zamanlarda okuduğum en iyi İzmir yazılarındandı, diyebilirim. Şimdi “Zürih nire İzmir nire?” diye bir soru akla takılabilir. İzmir, 19. Yüzyıl’da birçok Avrupa ülkesi için önemli olduğu kadar İsviçre için de vazgeçilmez bir ticari partner idi. Diğer yönden böyle bir yazının İzmir’i, İzmir’in dışında bir entelektüel dünyanın da izlediği ve üzerinde düşündüğünü dolayısıyla ne kadar önemli bir kent olduğunu göstermesi bakımından ilgi çekici olduğunu düşünüyorum.

Yazının başlığı Türkçe olarak, “Kozmopolitizm’in Okulu İzmir: Ege’de Yıkılan ve Unutulan Küçük Paris”. Tabi buradaki “Küçük Paris”, 30 yıllık İzmir fikir emekçisi olarak benim hiçbir zaman benimsemediğim bir sıfat: “Petit Paris du L’Orient”.

Bu tanımlamaya her şeyden önce İzmir’in hiçbir kentin küçüğü olamayacak kadar büyük ve zengin bir mirasın üzerinde oturuyor olmasından itirazım var. İkincisi ise bu tanımlamanın kente sahip olunduğunun bir başka söyleyiş üslubu olmasındandır. 19. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde ortaya çıkan bu tanımlama, Batı Avrupa emperyalizminin kenti ele geçirmesinin bir dışavurumudur, bir söylemidir. Birçok başka kent için de olduğu gibi.

Ben daha çok Latinlerin bu kent için söyledikleri, “Elle fiore del Levanti” (Levant’ın Çiçeği) sıfatını kenti daha masum seven, daha içten benimseyen bir sıfat olduğu için daha çok severim. Birincisi egemenliğe işaret ederken ikincisi kenti yaşam alanı olarak gören bir anlayışın ürünüdür.

Neyse, dönelim gazetedeki yazının içeriğine; yazıda İzmir Osmanlı Dönemi ve yakın dönem olmak üzere iki dönem halinde ele alınıyor. Birinci dönem, kentin edebi olarak dünya literatürüne kazandırıldığı ve tanıtıldığı bir dönem. İkinci dönem ise yazının başlığındaki ikinci kısma yani yıkılan ve unutulan İzmir’e işaret ediyor.

Buradan yazarın çıkardığı sonuç, kentin yıkılmasından sonra unutulması ve edebi kent özelliğine devam edememesi olarak çıkıyor. Yazarın burada ortaya koyduğu sorun, İzmir’in sahip olduğu zengin birikime rağmen dünya edebiyatına girmesini sağlayacak edebi metinlerin ortaya çıkmamasıdır.

Örneğin, özellikle 19. Yüzyıl’da İzmir’in içinde yer almadığı bir Doğu seyahatnamesi eksik bir seyahatname sayılmıştır. Bu dönemde İzmir’in sunduğu fırsatlar, antik dönemde oynadığı rol ve Hıristiyanlık açısından sahip olduğu önem kenti vazgeçilmez kılmaya yetiyordu.

Ayrıca yine bu dönemde İzmir ile ilgili yayınlanan Latince dahil olmak üzere çok sayıdaki İzmir monografisi de bunun için iyi bir gösterge durumundadır.

Aslında İzmir’in Osmanlı Dönemi’nde neden bir edebi kent olduğunu ve yakın dönemde bu özelliğini neden sürdüremediğini ya da neden yeniden üretemediğini düşünmek, fikir jimnastiği yapmak için iyi bir fırsat ve iyi bir olanak veriyor diye düşünüyorum…

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın