Levanten, kozmopolit ve köksüzlük

Attila İlhan 1990’lı yıllarda TRT 2’de haftada bir söyleşi yapar, hemen hemen her konuya değinirdi. Şiirden siyasete, siyasetten kültüre, tasavvuf şiirinden divan şiirine üzerinde durmadık konu bırakmazdı neredeyse… Bir konuşmasında Asya Türklerinin ve özellikle Azeriler’in Anadolu Türkleri’ne “Levanten” dediğini ve iki Türklük arasındaki farklılığa ve ayrışmaya dikkat çekmişti. Attilla İlhan toplumsal eleştirilerini doğrudan yapan bir düşünür değildi. Levanten teriminin de ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordu. Attila İlhan’ın deyişiyle buraya kadar olanları sinek pislemedik bir yere not edin…

Aslında bir zamandır İzmir bağlamında “Levanten ve Kozmopolit” kavramları üzerinde durmak istiyordum. Kavramlar üzerinde durmayı ve düşünmeyi seven bir toplum olmadığımız için kavram kargaşasına düşmek de kaçınılmaz oluyor. Kavramlar üzerinden birbirimizi daha kolay anlayabiliriz ve birbirimizle daha iyi anlaşabiliriz, diye düşünüyorum. Eğer kavramlara da aynı anlamı yüklüyorsak… Öncelikle farklı düşünmek zenginliğimizdir. Herkesin ortak bir düşünceye sahip olduğu ve farklı bir düşüncenin dile getirilmesinin engellendiği bir toplumun ne kadar sıkıcı olabileceğini hepimiz anlayabiliriz. İzmir ki, yüzyıllar içinden süzülen gelen tarihi içinde uzlaşmalar ve uzlaşmasızlıklar yaşamış ve bunların kötü sonuçlarını yaşamak zorunda kalmıştır. İzmir’i zenginleştiren ve önemli bir kent yapan da bu birikimi, bu zenginliğidir bir anlamda…

Levanten, kavramı İzmir bağlamında dünya literatürüne ilk defa 1830’lu yıllarda Batı Avrupalılar tarafından tedavüle sokulmuş bir kavramdır. Batı’nın ulaştığı siyasal-toplumsal durumun bir sonucu olarak dünyayı tanımlama çabasının bir sonucudur. 19. Yüzyıl başlarına kadar İzmir’e gelen Batı Avrupalılar İzmir’de Livorno, Napoli, Cenova, Bologna ve benzeri İtalyan şehir devletlerinden kente yerleşmiş Latinlerle karşılaşmışlar ve bu insanları geldikleri kentin adıyla Livornolu, Padovalı vb. olarak adlandırmışlardır. Ancak Avrupa’da uluslaşma sürecine girilmesine ve ardından İtalyan şehir devletlerinin tarihin sahnesinden çekilmesine bağlı olarak bu insanlar şehir devleti aidiyetini yitirince kendilerini “Katolik” olarak tanımlamaya başlamışlardır.

Ulus kavramının ağırlık kazanmaya başladığı Avrupa aklı, bir dinin mezhebini tanımlayıcı bir kavram olarak görmezler, çünkü Avrupa’da yaşayan ve artık (!) farklı bir kültürün toplumu olan Katolikler de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu topluluğu tanımlamak gerekmektedir. Bu bağlamda, Romalılardan beri kullanımda olan ve Doğu Akdeniz anlamına gelen Levant teriminden yararlanılarak 19. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde Levanten kavramı Doğu’da yaşayan Katolikler için kullanılmaya başlamıştır. Bu kavram, bir Batı Avrupalı için olumsuz içeriğe sahip anlam taşımaktadır. 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısında İtalyan Devleti’nin kurulmasına kadar İzmir’de yaşayan Katolik/Levantenler Avusturya-Macaristan İmparatorluğu uyruğundadırlar. Özellikle Yunan İsyanı sonrasında Mora’dan Batı Anadolu’ya ve dolayısıyla İzmir’e geçen Filhelenler ile başlayan süreç İzmir’de Levanten kavramının genişlik kazandığı ve yaygınlaştığı bir dönem olmuştur.

Kozmopolit mi köksüz mü..?

Günümüzde 7’den 77’ye kime sorsanız İzmir’in “kozmopolit” olduğunu söyleyecektir size… Bu kavramın daha çok “farklı kültür”lerin bir arada oluşuna vurgu yapmak için kullanıldığını düşünüyorum. Ancak ikisi arasında çok büyük farklar vardır ve hatta taban tabana zıttır… Farklı kültürler derken her topluluğun özgün kültürünün var olduğu kabulünden söz edildiğini düşünüyorum. Yani bir kültürü ve ona bağlı bir geleneği var. İşte tam da burası iki kavram arasındaki kırılma noktasını oluşturmaktadır. Çünkü kozmopolit olmak, geleneğin ve verili kültürün dışına çıkarak meçhulleşme ve köksüzleşme halidir.
Gelin kozmopolit kavramının ortaya çıkışı ve İzmir’deki tarihsel durumu üzerinde biraz duralım…

19. Yüzyıl İzmir’inin de kozmopolit bir kent olduğundan söz edilir. Ancak bunun pek mümkün olmadığı kanısındayım. Eğer döneme özgü bir kozmopolitlikten söz edilecekse bunun Frenk Mahallesi ile sınırlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Ama kentin tamamı için asla! Zaten bu kozmopolit yapı, Batı Avrupa’da yaşanan gelişmenin sonucu dünyanın birçok kentinde ortaya çıkmıştır. En yakın örnekleri, İstanbul (Pera), İskenderiye ve Beyrut’tur.

Kozmopolitizm, tarihte, kendi gelenek ve göreneklerini korumaktan gurur duyan seçkinler, aristokratlar ya da yönetici sınıflardan ziyade kendilerine yeni ve geniş ufuklar arayan alt sınıflar arasında gelişmiştir. Kozmopolitlik, feodal yükümlülüklerden, unvanlardan ve kendisine miras kalan bir servetten yoksun olan burjuva sınıfı arasında yaygınlık kazanmış bir yaşam tarzıdır. Kozmopolit köksüzdür, meçhuldür ve yabancıdır.

Dolayısıyla İzmir’de yaşayan Türk, Rum, Ermeni ve Yahudi gibi bu özelliklere sahip olmayan, tam aksine cemaat yapısı içinde köklerine ve kadim geleneklerine bağlı olarak yaşayanların kozmopolit olmasından söz etmek mümkün değildir. Ancak bu kesimler arasında münferiden de olsa geçiş örnekleri vardır. Zenginleşen Yahudi Türk Mahallesi’ne taşınırken, Rum veya Ermeni Frenk Mahallesi’ne taşınabilmekteydi.

Bir Batılı seyyah 19. Yüzyıl’da Avrupalı İzmirliliğinin sosyolojik olarak genişlemesini şöyle tanımlar: “Din temelinde birleşseler dahi etnik temelli ayrışım bu mahallede yavaş yavaş ortadan kalkıyor, farklı milletlere ait Avrupalılar Levantenlik temelinde harmanlanıyor ve Batı Hıristiyanlığıyla sınırlı olan kimlik zaman içinde Doğu Hıristiyanlarının bir bölümünü de kapsayarak genişliyordu.”

Bu saptama bize Batı Avrupa’dan göç ederek kente yerleşen kesimin yerel unsurlarla evlilik ve ortaklık gibi yollarla birleşerek Levantenliğin ortaya çıkışını imlemektedir.

Aynı Batılı seyyaha göre, “… Adetlerin büyük çeşitliliği yüzünden sonsuz bir hürriyet içinde yaşanır. Kimseyi hayrete düşürmeden her şey yapılabilir. En tuhaf olan şey bile bu büyük manevi anarşinin içinde fark edilmeyebilir.”

Kentin Frenk Mahallesi Avrupalılıktan, Avrupalı zihniyetten o kadar uzakta konumlanıyordu ki, bunu bize İngiliz seyyah Sir Charles Fellows da saptamıştır:

“… İzmir’de karşılaştığım çok sayıdaki aydınlanmış insan İzmirlilerin bilim ve sanattan anlamadığından yakınıyordu. Fakat aynı insanlar da diğer yandan, ‘Başımızın üstünde nefis bir güneşimiz ve tam anlamıyla özgürlüğümüz var.’ diyebiliyorlardı. Her milletin kendine özgü özgürlük anlayışı oluyor. Örneğin, İngilizlerin özgürlük anlayışı, çevresindeki her şeyi kapsayan özgürlüktür. Özgürlüklerin sınırsız ve kuralsız yaşandığı bir ülke bir İngiliz için en kötü barbarlık olarak görülür.”

Buradan hareketle Osmanlı Dönemi’nde İzmir’in Batı’nın gereksinimleri doğrultusunda işlevsellik kazandığını kentsel olarak bu gereklere göre şekillendiğini toplumsal ve kültürel olarak da bu gereklere göre belirlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu kentsel ve toplumsal olarak şekilleniş İzmir’in bu döneme damgasını vurmuş; burada zaman içinde köksüzleşerek, yabancılaşarak ve meçhulleşerek kozmopolitleşen kitle kural tanımaz özgürlük içinde yaşarken, yerli kitleye Batılılaşma’nın bu olduğu algısı seçenek olarak kalmıştır. Yerli kitleden bu kozmopolit yapıya geçenler kendilerini Batılılaşmış olarak algılamaya başlamışlardır.

İzmir’in kozmopolit yapısı (Frenk Mahallesi) içinde gerçekleşen her şey İzmir’in biricikliğine ve öncülüğüne referans teşkil eder olmuştur. Bu kural tanımazlık içinde gerçekleşen her şey İzmir’e ve İzmirliye özgü olarak algılanmaya başlamıştır. Bu yapı, tarihin bir döneminde İzmir’in konumundan kaynaklanan ama İzmirli’den bağımsız olarak gelişen bir sonuçtur. İzmirli bu sürece dâhil olmuş, İzmir’in bu şekillenişinde sadece öteki olarak rol almış ve kendisinden talep edilen iktisadi rolü yerine getirmiştir. Bu duruma mesafeli duran kesimler dahi kentin bu yapısından etkilenmişler, nimetlerinden yararlanmışlar ve geç de olsa kentin ticari yaşamına dâhil olmuşlardır.

Kavramlar üzerinde düşündüğümüz zaman aslında her iki kavramın da aynı olduğu sadece söyleyen ile nasıl söylediğinin önemli olduğu anlaşılacaktır. Kavram kargaşası tam da budur… Anlamayı ve anlaşmayı olanaksız kılan… Kozmopolit “out”, “köksüz” in…
58 kez okundu.

Bir cevap yazın