EXPO gelir mi memleketime? (2)

Diyorum ki “kızmayın efendiler, gözlemleyin, dinleyin, dedikodulara, arabozuculara inanmayın”!

Diyorum ki, hazır EXPO mücadelesi varken İzmir sokaklarında, caddelerinde, okullarında, hastanelerinde velhasıl her yerinde bir EXPO düzeni, disiplini geliversin. Kötü mü istediğim?

O ecnebileri üstü açık otobüste gezdirip birkaç kilometre, sonra da Hisarönü’nde kaçamak kahve içirmekle saklayamazsınız İzmir gerçeklerini. Maazallah bu ecnebiler ajan falan gönderir, ruhumuz duymaz.

Bu ajanlar da sokak mahalle meydan demeden gezer, sonra da yazar bir rapor alırız boyumuzun ölücüsünü.

Bu dizi üç yazıda bitmeyecek anlaşılan.

Baksanıza “herkes için sağlık” kentinde Bozyaka Devlet Hastanesi bir “bomba” daha patlattı. Acil Servis tadilatı varmış da, seviş kapalıymış da, gelen hastalar da “özel güvenlik” tarafından başka hastanelere yönlendiriliyormuş.

Yahu Ege Üniversitesi’nde de tadilat değil yeniden inşa ediliyor acil servis, ama adamlar önce “geçici acil servis” yaptılar.

Tek bir hastayı bile başlarından savmadılar.

Devletin Hastanesi böyle ama slogan “herkes için sağlık”!

Kusura bakmasın gelecek yazıda İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay’ın ve muhterem ilçe belediye başkanlarının canlarını fena sıkacağım.

Var mı EXPO’ya dair düşüncesi olan, buyurun halkım bari sen konuş!

Kıyafet Yönetmeliği’ne de “taktım”!

Umutluyum “yeni” Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’dan.

Bir kere, AKP Hükümetlerinin en sempatik “eğitim bakanı”…

“Hort zort” eden takımdan değil görünüyor.

Bazıları gibi iletişime de kapalı değil, asık suratlı da değil.

O halde yazabilirim.

Şu anda “veli gazeteci” olarak yazıyorum, öyle anlasın “milli eğitimciler”!

Çok acil olarak şu yaşanan saçmalık sona ermeli…

Ne o?

Kıyafet serbestliği!

Bu serbestliğin nelere yol açtığını görmeli Milli Eğitim.

Bakan Bey “yeniden gözden geçireceğiz” demişti.

Umarım vaz geçmez. Vaz geçerse yukarıdaki düşüncelerimden de ben vazgeçerim. Hatta “sempatik değilmiş” diye de yazarım.

Hazırlanan akıllara ziyan “kıyafet yönetmeliğinin” üçüncü maddesinin ikinci fıkrasına fena halde gıcığım.

Ne diyor bu iki numara?

“(2) Öğrenciler, okul, sınıf ve şubelerde tek tip kıyafet giymeye zorlanamaz. Ancak, velilerin en az yüzde altmışının muvafakatiyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı özel kurumlara ait okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde 4 üncü maddede yer alan sınırlamalara uyulmak kaydıyla, okul yönetimlerince okul kıyafeti belirlenebilir.”

Yani?

Yani “özel” okullarda “kıyafet disiplini olabilir” ama “devlet okullarında” olamaz!

Benim evladım “devlet” okulunda.

Ama ben “serbestlik” istemiyorum. Çevremde de çok sayıda benim gibi düşünen veli var.

Peki, neden “özel okulların” zengin velilerine tanınan “demokrasi” biz devlet okullarının velilerine tanınmadı?

Kıyafet serbestliğinden “özgür düşünceye” ulaşılacağını sanan muhteremler “devlet okullarındaki” öğrencilerin “özgür” düşünmelerini istemiyor mu yoksa?

Ya da “bilmediğimiz” bir “amaç” var o uygulanıyor?

Türkiye’de devlet ya da özel okul ayrımı olduğuna inanmak istemiyorum ama ne yazık ki yaşanılanları da yok sayamam.

Okul giysisi satan esnafın yaşadıkları da kabul edilebilecek bir olay değil.

“Marka” satıcılarıyla hükümetin arasında bir “ilişki” varsa ki derdim değil, bunu devlet okullarından önce “özellerde” uygulasınlar da görelim. Demokratik bir ülkede devletin çocukları “kobay” olarak kullanmalarına asla sessiz kalamam, kalmamalıyız!

İZBAN’ın “kırıkları” baştan belliydi!

Aceleyle, paldır küldür neye başlarsan böyle olur.

Hele bir de “kibir”, Allah korusun yani.

İZBAN İzmir için ne büyük konfor ve zaman kazancı.

İZBAN’a karşı olmak diye bir düşünce olabilir mi? Asla!

2011’den bu yana hala sıkıntı olur mu böyle bir hatta?

Üstelik içe kapalı, halka çelişkiler içinde bir şirket.

Geçtiğimiz gün Halkapınar’da akla ziyan olaylar yaşandı.

Bay Genel Müdür de oradaymış, etrafı seyrediyormuş. Muhterem Genel Müdür, DDY müdürüyken, günde birkaç trenle ilgilendiğinden, İZBAN gibi yoğun bir şirkete alışamamış olabilir.

Kanal 35 Muhabiri sorunu açıklamasını istemiş Bay Müdür’den.

Bay müdür evirmiş çevirmiş, ellerini de kamera önünde bir güzel bağlamış ve “halkımız okumuyora” getirivermiş!

O anda kestim haberi…

Her sorunda kendinden başka herkesi “kabahatli” görme alışkanlığına nereden sahip oldu bu İZBAN?

Halkapınar’da duyurular koymuş da, kimse okumuyormuş da…

Halkapınar düzenlemesinin sancılı olacağı ilk gününden belliydi. Peki, İZBAN bu duyuru işini ciddiye aldı mı?

Hayır! İZBAN’ın bilgilendirme konusundaki basitliği, beceriksizliği “ilk” değil.

Dostça uyardım, sevgiyle uyardım, saygıyla uyardım yine olmadı.

Girin lütfen İZBAN’ın resmi web sayfasına görün “sıradanlığı”.

Bir de “ray kırılması” var ki o da tam “bomba”…

Ray neden kırılır?

Yoksa aceleyle hizmete sokulma derdiyle, üstünden geçecek yoğunluk hesaplanmadan “kafaya göre” kalitede ray mı döşendi oraya buraya?

Bir yolcusu olarak İZBAN’ı kaybetmek değil ciddi “marka” görmek istiyorum.

Eğitimsiz güvenlik görevlileri, temizlik sorunu, istasyonlarının özellikle “dam” sorunu yetti artık. Kimse İzmirliye “sürü” muamelesi yapamaz.

İki yıldır hizmette kör topal giden İZBAN tüm birimleriyle artık “düşünmek” zorunda.

Ve acilen de “iletişim” yolunu açıp, İzmirlilere “gerçekleri” açıklamak durumunda.

Zira artık gerçekten “yetti”!

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın