Ahi Evran yolunu değiştirdi galiba!

Pazartesi sabahı Milliyet Ege’nin birinci sayfa haberiyle “kan beynime çıktı”!

Bora Şengören kardeşim tabir uygunsa on ikiden çakmış! Hem de üç kere çakmış. Biri Esnaf teşkilatlarına diğeri İzmir’de artık iyice “arsız kapitalist” rolündeki AVM’cilere, hiper süper marketçilere bir de belediyelere!

Bora kardeşimin haberine göre ki, Balçova’daki AVM’ler, hiper süper marketler bir takım “sosyetik isimlerle” avlularında “pazarcılığa” başlamış.

Onlar “pazarcılık” yaparken de Esnafın odaları ve de her çeşit belediye seyretmiş esnaf tırnaklarını yemiş vatandaşlar da şaşkınlıktan ne yapacağını bilememiş.

Memlekette bakkalın, manavın, kasabın, fırıncının, mandıracının, tekel bayinin, kuruyemişçinin ve neredeyse tüm esnaf âleminin ocağına incir ağacı diken bu arsızlar ordusu anlaşılan şimdi de pazarcının canına okumaya hazırlanıyor.

Rekabetçi ekonomik sistemde “bırakınız her haltı yesinler” düsturuyla vatandaşı kredi kartı üzerinden çeşit çeşit, allı yeşilli kampanyalarla “kaza çeviren” bu “arsız merkezler”, nasılsa kimse kendilerinden hesap sormuyor mantığıyla iyice zıvanadan çıktılar.

Nasıl çıkmasınlar?

Belediyeler, ticaret ve sanayi odaları kendilerinin her açılışında kurdele kesmek için yarışırken, Esnaf odaları, gariban esnafın aidat borcu yüzünden icralık olmasını “normal” karşılayabiliyor da, ben nedense hala normal göremiyorum.

Her fırsatta Ahi Evran yolunda olduğunu beyan eden Esnaf teşkilatları zahmet buyursalar da Ahi Evran hazretlerinin “yeni yolunu da” açıklasalar diyorum!

Kanun çıkacakmış da, hazırlık varmış da…

Balçova’daki AVM ve Hiper arsızlıklarının geldiği nokta bir yana, hiperlerin “esnafsavar ekspres” yavrularının sokak aralarında, cadde boylarında nelere sebeb olduklarını görmeyen, itiraz etmeyen, gündem ve kamuoyu oluşturmayan esnaf başkanları vicdan muhasebelerini nasıl yapıyor merak ediyorum.

Şimdi esnaf odaları bana kızacak.

Bana kızmalarına da gerek yok, nasılsa keyiflerine göre yayın yapan onlarca medya var.

İzmir’de hiper süper market çılgınlıkları, AVM sevicilikler ve esnaf teşkilatlarının havanda su dövmesi ile belediyelerin üç maymunu oynamalarını Cuma’dan itibaren yazmaya başlayacağım. Özellikle hem esnaf lideri hem de belediye meclis üyesi olanlar dikkat etsin, en çok gıcık olduklarım onlar!

Cuma ola hayr’ola!

Peterson Köşkü ne oldu biliyor musunuz?

1860’da onu inşa edenler kim bilir neler yaşamışlardı?

O kocaman evde ne sevinçler, üzüntüler, kaygılar, heyecanlar, isyanlar, ölümler, doğumlar, törenler, yemekler, balolar olmuştu?

Bilardo masası başında ne sohbetler yapılmıştı?

Ya onca piyano?

Kim bilir kimler çalmıştı, kimler dinlemişti?

Beni tanıyanlar bilir, eski zaman Levantenlerinden hiç hoşlanmam. Daha doğrusu ölmüş gitmiş insanlarla bir kavgam yok da, o ölülerin şimdiki anlatılışlarına takılırım. Sonuçta “yukarı mahalle” çocuğuyum ve “aşağı mahalle” aristokrasisine kudretten gıcığım.

Ama eski zaman Levantenlerinin bugünlere bıraktığı bina ya da köşklerinin de harap durumlarına üzülürüm işte. Çünkü o evlerde de bir zamanlar doğum sevinçleriyle ölüm ayrılıkları yaşandı. Yani zengin ya da fakir, Müslüman ya da Hıristiyan, her insanın tadacağı başlangıç ve son…

Bornova’daki Paterson Köşkü’nden söz ediyorum.

Bu güzel binanın hukuki durumu falan zerre kadar ilgilendirmiyor beni.

Beni ilgilendiren konu, İzmir olunca mangalda kül bırakmayanların bu binanın rezil haline ses çıkarmayışı…

Dışarıdan başka rezil, içerisi başka.

Kanal 35 TV’da Sabah Resimleri ekibinin acar kameramanı Emrah kardeşim geçtiğimiz günlerde girdi Paterson Köşkü’ne. Çektiği fotoğraflar yüreğimi sızlattı.

Açık söylüyorum, kimse kusura bakmasın.

İzmir Valisi adına utandım…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adına utandım…

Bornova Belediye Başkanı adına utandım…

Bornova Kaymakamı adına utandım…

Bornova İlçe Emniyet Müdürü adına utandım…

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak daha çok utandım.

O fotoğraflar o binanın bir fuhuş yuvası, bir alkolik barınağı, bir serseri yatağı olduğunu kanıtlıyor çünkü. Belki de o binada uyuşturucu partileri de yapılıyordur.

Dikkat edin lütfen Paterson Köşkü kenarda köşede bir yerde değil.

İzmir’in en güzel ilçelerinden birinin merkezinde, cadde kıyısında!

Üstelik yanı başında da “kültür” adına bir inşaat yapılıyor.

Bu binanın önünden, yanından, arkasından her gün her saat yurttaşlar geçiyor. Eminim ki “resmi makamlar da” geçiyor. Caddesinden “makam araçları” geçiyor.

Yahu kimse kimseyi düşünmüyor mu? O binaya ya bakılsın ya da yıkılsın!

Ciddi söylüyorum yıkılsın, arazi çıksın ortaya. Sonra ucube apartmanlar yapılsın herkes kurtulsun!

Bir yandan EXPO çabaları bir yandan akla gelmeyecek vurdumduymazlıklar.

Hani “birileri güzel oynuyor” diyeceğim ama, korkarım siz de ne oynuyor diyeceksiniz!

Ben de gelen BIE heyetini “saraydan kız kaçırma” şeklinde Hisarönü’ne götürüp bir kahveyle “İzmir’i dolaştırdık” diyenlerin ne demek istediğini düşünüyordum.

Paterson Köşkü’nün iç ve dış halini gördüm anladım!

Yazacak konu çok demiştim!

Pazartesi bir bugün iki, ilk yazıdan sonra mesela Foça’dan davet aldık. Gideriz inşallah. Ama önce Karaburun Yayla Köyü var. Nasıl ve ne zaman bilmem ama mutlaka gideceğim Yayla Köyü’ne. Hani İzmir’in tüm atanmış ve seçilmişlerinin koro halinde göz kapadığı, kulak tıkadığı canım memleketimin şirin köyü…

Lakin konu çok yazacak…

Hepsi ünlem ve soru işaretleri taşıyor.

Hepsiyle ilgili dünya kadar “resim” var konuşmayı bekleyen.

Cuma günü de geçelim, gelecek hafta siz de duyacaksınız o “davulların” sesini. İnanın ben şimdiden duymaya başladım ve sinsice keyif alıyorum. Örneğin bazı konulara şöyle bir bakalım.

Mesela İZBAN yazacağız. Duyarsızlığın, vurdumduymazlığın, halkla çelişkilerin adeta sembolü haline gelen ama hayatımızın vazgeçilmezlerinden de olan İZBAN.

Mesela “muhafazakâr demokrat” iktidarımızın, EXPO hedefli kentinde “tarihe” yapılan ayıpları yazacağız.

Mesela her geçen gün yılmaya, bıkmaya, usanmaya devam ettiğimiz kent içi trafik emniyeti ve yayaların trafik polislerinin gözü önünde gasp edilen seyahat özgürlüklerini yazacağız.

Kamu hastanelerinde, üniversite hastanelerinde özellikle de acil servislerde madalyalık edepsizlikleri yazacağız. Fedakâr sağlıkçıların çabalarının, özel güvenlikçiler tarafından nasıl gölgelendiğini yazacağız.

Ve tabii belediyeler. O caf caflı törenlerin arka planında vatandaşların haykırışlarına kulak tıkamayı “sosyal demokrasi” sayanları yazacağız.

Ve “seçilmişlerle” hizmetsizlikte yarışan “atanmışlar”!

Velhasıl bunları yazıyorum ki kim ne edecekse baştan ediversin, beni de yormasın!

Çaktınız değil mi köfteyi?

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın