Atatürk’ün torunları

“Atatürk yoktu, düşman çoktu,
Atatürk geldi, düşmanı yendi,
Bu güzel yurdu bizlere verdi!”


Atatürk’le ilgili öğrendiğim ilk şiir buydu anaokulu öğretmenimden. Bağıra çağıra söylerdik hep birlikte! Hala daha aklıma geldikçe, bazen içimden sessizce, bazen yine yüksek sesle söylerim bu dizeleri. Bana güç verdiğini hissederim Atamın…

Okuma yazmayı öğrendikten sonra kitaplarda gazetelerde gördükçe, öğretmenlerim, büyüklerim O’nu anlattıkça, ben de kafamda hayal etmeye başladım. Okuduklarım, duyduklarım birer film karesi gibi gözümün önünde canlanıyordu çoğu zaman. En çok çocukluğundaki o kare gözümün önüne geliyordu: Sarışın, mavi gözlü, zarif, iyi yürekli bir çocuk. Elindeki çomakla dayısının tarlasındaki kargaları kovuyor, başaklar rahat rahat büyüyüp serpilsin diye…

Kargaları kovan çocuk büyüyünce bu kez ülkesini işgal edenleri kovalamak için bir mücadeleye giriyor. Öylesine özgürlük tutkunu ki, dayısının tarlasında kargaları kovmakla başladığı işi ömrü yettiğince sürdürüyor. Büyük askeri zekasının yanından liderlik, insan, vatan, millet sevgisini hiçbir zaman eksik etmiyor.

Dumlupınar’da cephede karlar üzerinde paltosuna sarılmış, başında kalpağıyla uyurkenki fotoğrafı geliyor gözümün önüne. Sanki karda değil de yumuşacık, sıcak bir yatakta uyur gibi…

Ve yine bir uyku görüntüsü düşüyor beynimdeki film kamerasından…

Bütün görkemiyle Boğaz’ın mavi sularının yanı başında yükselen Dolmabahçe Sarayı’nda denize bakan küçük bir oda… Ceviz bir karyolada yatan Atam’ın başucunda yakınları ve doktorları çaresizlik içinde… Yatakta, görevini yerine getirmenin huzuruyla dudağının kenarında bir tebessümle uyur gibi yatıyor. 10 Kasım 1938 sabahı çekilen o fotoğraflarda…

Daha ölümün ne demek olduğunu bilmez ve ölümden biraz da korkarken, Atatürk’ün o fotoğraflarını gördüğümde çok şaşırmıştım. Bir ölünün fotoğraflarına bakıyordum ve hiç korkmamıştım. Zamanla anladım, aslında o fotoğraflarda bir ölüye bakmadığımı… Atatürk gibi bir önderin asla ölmeyeceğini…

O asla ölmeyecek ve bizler böyle bir lidere sahip olmanın gururuyla ama her geçen gün artan hasretimizle Türkiye Cumhuriyeti topraklarında barış içinde yaşamaya devam edeceğiz.

Vatanın geleceği için kendi yaşamından fedakarlık eden, eğitime, gelişmeye, çağdaşlaşmaya büyük önem veren, davranışlarıyla da örnek olan, büyük bir insan Atatürk…

O savaştan bu savaşa koşarken ve büyük idealler peşinde koşarken Atatürk’ün hiç çocuğu olmamış. Ama manevi evlatları Afet İnan, Sabiha Gökçen, Ülkü Adatepe, Nebile Hanım, Rukiye Erkin, Zehra Aylin, Sığırtmaç Mustafa, Abdurrahim Tuncak ve İhsan’ı en iyi şekilde yetiştirmiş, milletine faydalı birer birey olarak yetiştirmiştir.

Kayıtlarda olmayan diğer evlatları ise bu millettir. Bizler de O’nun torunlarıyız. Atatürk’ün çocukları olabilme onuruna sahip olmak için üstümüze düşeni yapmalıyız. Atatürk’ün yaktığı meşaleyi sonsuza kadar taşıyacak milyonlarca çocuğu var.

Atatürk’ün dediği gibi; Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır:

“Küçük hanımlar, küçük beyler
Sizin hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.
Memlekete asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.
Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”

Rahat uyu Atam, sonsuza kadar izinden ayrılmayacağız.
6 kez okundu.

Bir cevap yazın