İzmir’in neresine “yön” verdiler?

Çocukluğum Kadriye Mahallesi ile Kireçlikaya’da geçti…

İlkokula önce yokuş çıkarak Fatih Mehmet’te, sonra da yokuş inerek Topaltı’da okudum…

Ortaokul ve liseyi de yokuş inerek bitirdim, Şehit Fethi Bey’e giderek…

Kış günlerinde Kireçlikaya’dan Basmane’ye inerken yağmur yağmasın diye dua ederdim ama okul çıkışı da yağmurun yağması hoşuma giderdi…

Basmane yokuşu çok soğuk günlerde buz tutardı çocukluğumda… Evlerde kömür yakılır ve pencerelerden uzatılmış bacalardan dumanları çıkardı.

Kireçlikaya’dan Basmane’ye altı yıl boyunca her gün indim…

Yıllar 1980, 1981, 1982, 1983, 1984, 1985…

Benden öncekiler de aynı yokuşu, aynı zorluklarla ve aynı yoksulluklara tanık olarak indiler…

Kireçlikaya’dan Basmane’ye inen yokuş hiç değişmedi…

Yoksulluk, çaresizlik her an arttı ama…

Geçenlerde yine aynı yokuştan Basmane’ye indim…

Bu kez yıl 2011…

Aynı manzaralar, aynı ifadeli suratlar…

Pazar gazetelerinde bir haber vardı.

“İşte İzmir’e yön verenler” diye…

Tamam, hepsi değerli insanlar. Lakin sormadan edemedim kendi kendime Pazar sabahı “İzmir’in neresine, nasıl yön verdiler acaba” diye…

Öyle ya içinden bir tanesi bile Kireçlikaya’dan Basmane’ye inmemiş ki soğuk bir kış sabahı!

Tanık olmamış ki oralardaki asırlık sefaletlere…

Peki İzmir’in neresine ve nasıl yön vermişler acaba…

Mevzu “İzmir” olunca, anadan babadan lakin “yukarı mahalleden bir İzmirli olarak” sormak hakkım diyorum!

Bu bölümün notu:

Gelecek yazıda size belki de dikkatinizi çekmemiş bir “sırrı” yazacağım. Sanırım Perşembe okuyacaksınız.


Mevzu anlaşılmamış!

Kanal 35 TV’de yeniden “Sabah Resimleri” başlayalı dört ayı geçti.

Ve tam dört aydır her sabah konu mutlaka “Üçyol – Üçkuyular” kaldırım çalışmasına geldi. Vatandaşlardan gelen mesajlarla birlikte, bölgeye haftada en az iki kez gittiğimden bizzat yaşadıklarımı anlattım durdum.

Hafta sonu bu “kaldırımlar” medyaya taşındı…

İzmir medyasının bu konuyu neden bu kadar “geciktirdiğine” ilişkin vatandaşlardan gelen mesajları burada paylaşmayacağım. Ama Başkan Kocaoğlu’nun kaldırım işini yapan firmaya ilişkin tespiti gecikmiş de olsa doğru…

O firma bu işi beceremedi…

Ardından firmanın sahibinin medyadaki beyanatı yayınlandı…

Muhterem konuyu ve sorunu anlamamış.

Başkanın geç de olsa zor da olsa dediği şu: “malzeme mükemmel ama işçilik maalesef ve maalesef.”

Yani firma sahibi muhteremin dediği “malzeme geç geldi, elektrikler kesildi, misafir geldi, karnım ağrıdı…” türünden açıklamalar bizim sorunumuz değil, konu da bu değil zaten. Lakin bizim medya konuya “geç” hâkim olduğundan o bölgedeki yaşananları en az dört aydır bilmiyor…

Şimdi ne olacak?

Şimdi olacağı söyleyeyim. Oradaki iş daha çok uzun sürecek. Çünkü becerilemeyen iş “kaba iş” asıl işin “ince detayları” var ki adım atılmamış. Başka kurumların burnunu sokup o güzelim taşları kıracakları günler de uzak değil… Zaten ortada kırılması gereken rekor “metro inşaatı gecikme rekoru” yahu… Neyse zaten olan “yukarı mahalle insancıkların” oluyor. Yani “mesele” değil. Boş verin gitsin!

Bu bölümün notu:

Kim ne derse desin 2009 seçimleri başta Aziz Kocaoğlu olmak üzere hepimize “uğursuz” geldi. Nedenini “yön vericilerle” birlikte gelecek yazılara bıraktım…


Polisleri severim ama…

İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Bürosu mu ne, gazetecilere kapıyı kapatmış.

Yanlış yaptılar.

İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay’dan randevu istedim, bir hafta oldu yanıt yok. Canı sağ olsun, kafama falan takmam. Sonuçta kendisine sulu zırtlak “hoş geldin”e gitmeyecektim, bir değerlendirmede bulunmak istiyordum. Gazetecilere “darp” işinin arka planına takıldım açıkçası.

Özellikle “bir vali” döneminde peynir ekmek gibi dağıtıldığı iddia edilen “silah taşıma ruhsatları” konusu bence önemli… Acaba o olayda ateş edilen silah ruhsatlı mıydı? Ruhsatlıysa kimin adına ve hangi tarihte ruhsat düzenlenmişti? Valla ben cevabı bilmiyorum sadece soruyorum…

Bazı aklı evvellere de bir çift söz: Polisleri seviyorum ve hallerinden anlıyorum ama amir ve müdürler için sadece “düşünüyorum”!

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın