Tuhaflıklar…

Son dönemde yaşananlara bakınca, insan ister istemez kendini de yaşananları da bir tuhaf görüyor vicdan aynasında. Bir yerlerde bir sıkıntı, sorun, düğüm –adına ne derseniz deyin- bir şey var, var olmasına da gelin görün ki adını tam koymak henüz mümkün değil. Ne zaman konulur bunun adı, vadesi nedir? Bir başka soru da bu zaten.

Başlığı ve girişi bir kafa karışıklığına yormanızı istemem. Türkiye’nin geçtiği süreci tahlil ederken kullandığımız yöntemlerin en geçerli yöntemler, en doğru düşünme/değerlendirme, analiz etme araçları olduğundan şüphem yok. Bunu bir yana koyarak soruyu düşünmenizi isterim. Elbette meselelere bakarken kullandığımız felsefi açı sonuca dair ipuçlarını veriyor bize. Ancak ortadaki garabet nedeniyle sıkıntı sonuçta değil, bize kendimizi ve olayları tuhaf hissettiren bu gidişatın aktörlerinde!

Bu ülkenin karanlık kafalı insanlarını zaten biliyorduk. Yıllardır kafalarındaki karanlığı adım adım nasıl uyguladıklarını; yandaşlarının da ses verdiği koroyu gün geçtikçe nasıl güçlendirdiklerini biliyoruz. Sezar’ın hakkı Sezar’a; yerlerinden milim oynamadılar. En cengaver biçimde çıkarlarını savundular ve iktidar oldular. İktidarı, güçlerini perçinlemek için kullanmaktan geri durmadılar. Takiye’nin kralını yaptılar; hocalarına şapka çıkarttırdılar. Deliğe süpürülecekken, Okyanus ötelerinden “Aferin”leri eksik olmadı. Onlar da hız kesmedi. “Yola devam” derken, tüm güçleriyle gaz pedalına basmaktan kaçınmadılar.

Peki, bunda ne tuhaflık var? Haklısınız, burada bir tuhaflık yok. Zaten vicdan aynasına bakan da onlar değil ki, kendilerini tuhaf bulsunlar. Ya da onlar baktıkları, bakmak istedikleri aynayı öyle bir yerleştiriyorlar ki, ayna sürekli “en güzel sensin, en başarılı sensin, en yiğit sensin, en büyük sensin, en aslansın, en kaplansın…” diyor. Fransız Marquis de Sade “Deforme olmuş insan, hep kendini yakışıklı/güzel gösteren aynalar bulur” diyor. Bu misal yani!

Neyse dönelim kendi tuhaflığımıza…

Karşı tarafın tuhaflıklarını anlamakla birlikte; ellerimizle yarattığımız, kendimizi mahkum ettiğimiz bir kısırdöngüden dolayı, iktidarın bizi sürüklediği yere doğru, pek de sonuç vermeyen bireysel karşı koymalarımızın dışında, kapılmış gidiyoruz. İktidar istediği biçimde gündemi belirliyor, gündem yaratmasını beklediklerimiz, iktidarın yarattığı gündemin peşine takılma kolaycılığından bir türlü kurtulamıyor. Yetersizliklerini mahalle kavgalarına çevirerek kamufle edenler yüzünden daha büyük ve ağır bir karanlığa doğru, bir nehirde gelişigüzel sürüklenen kütükler gibi hızla yol alıyoruz. Üstüne üstlük aydınlık umutlarımızın sonunu getirecek karanlık şelaleye varmamıza da az kaldı.

Hal böyleyken, ortalıktaki tuhaflıklara bir göz atalım da, neden kendimizi tuhaf hissettiğimiz biraz olsun ortaya çıkabilir:

Karanlığa karşı aydınlığı temsil ettiğini iddia edenlere… AKP ile darbenin arasında bizi cendereye alanlara… Kağıttan kaplanlara… Zamanında ihtiyaç gereği Erbakan’ı İsviçre’den getirip siyasete sokanlara… Özgürlük kahramanlığına soyunanlara…

Düne kadar başka karanlıkların içerisinde hesap tutanların şimdi karanlığa karşı mum kesilmesine… Politikayı profesyonel meslek, mebusluk görenlere… İçiyle dışı birbirini tutmayanlara… Üzerindeki onlarca defoya rağmen umut aktörlüğüne soyunanlara… Bireysel hesaplarından bir türlü kurtulamadığı halde halk adına ortaya dökülenlere… Başı sıkışınca güce sarılmaktan çekinmeyenlere… Teşkilat beylerine, sendika ağalarına… “Ben yoksam kimse olamaz”cılara… Ekmeğin fiyatını bilmeden ekonomi-politik kesenlere… Devşirmelere… Döneklere… Hayatında ilk kez hasbelkader “bedel” ödediği halde “acıların çocuğu” kesilenlere… Her sözü ve eylemiyle iktidarın ekmeğine yağ sürenlere… Parti yönetimine söz geçiremezken ülke yönetmeye talip olanlara… Kişisel ihtiraslarının bataklığında debelenirken kendini halk kahramanı ilan edip gelin-güvey olanlara… “Okyanusötesi İmamı’na selam, yola devam” diyenlere…

Bütün bu tuhaflıklar daha da tuhaf ediyor beni. Hem de hiç hak etmediğimiz biçimde bu tuhaflıklar komedisinde yaşamak zorunda bırakılıyoruz.

Ya siz ne durumdasınız?

Bir cevap yazın