Etik mi tetik mi?

Fransız Gazetecileri Ulusal Sendikası, 1919 yılında- dikkat buyurun, tarihte bir yanlışlık yok- evet tam tamına 90 yıl önce, “Fransız Gazetecilerin Mesleki Görev Şartnamesi”ni kaleme alıyor. “Mesleki kimliğine layık bir gazetecinin taşıması gerekli özellikler” alt alta sıralanıyor.
O şartnamenin birkaç maddesini okuyup, “basın özgürlüğüne çok ama çok düşkün” medyamızın “hallerine” baktığımızda, “işin” püf” noktası ortaya çıkıveriyor.
Erdal Şafak, geçenlerde Sabah’taki köşesinde, “İşte bizim andımız ve anayasamız” başlığıyla izleyecekleri gazetecilik anlayışıyla ilgili satırbaşlarına yer vermişti.(25 Şubat 2009)
Artık ezberlediğimiz bu ilkeler, neden evrilip, çevrilip yeniden yazılır?
Uygulamaya geldiğinde “çark ediyoruz” da ondan…
Mesleğimizi, “birilerine” karşı “tetik” olarak kullanma alışkanlığımız sürüyor da ondan…
Özeleştiri yeteneğimizi, gerektiğinde kendimizi yerin dibine sokarcasına eleştirebilme cesaretini geliştiremedik de ondan…
Bunları ben atmıyorum.
Medyamız yakın tarihi örneklerle dolu.
Taraf Gazetesi’nde, Amberin Zaman’ın, Aydın Doğan’la yaptığı röportajı bilmem okuyabildiniz mi? “Başbakan Bana Abi derdi” başlıklı röportajı mutlaka okumalısınız.(4 Mart 2009)
Bu arada, başka bir medya patronunun bazı askeri yetkililerle yaptığı görüşmelerin kamuya yansıyan bant kayıtlarını anımsayın.
Sonra Erdal Şafak’ın sıraladığı ilklere yeniden bir göz atın.
Şimdi, Fransız Gazetecileri Ulusal Sendikası’nın tam doksan yıl önce kaleme aldığı ilkelerin bazılarında yoğunlaşalım:
* Kendi gazeteci kimliğini, bu kimliğin yaratacağı etkiyi ve ilişkilerini kullanabilecek hiçbir resmi ya da özel kuruluştan para almaz.
* Basın özgürlüğünü kendi çıkarı uğruna kullanmaz.
* Yazdığı her metnin sorumluluğunu üzerine alır.
* Her türlü iftirayı ve delili olmayan suçlamayı, belgelerde tahrifat yapmayı, olayları değiştirerek sunmayı ve yalanı mesleki hataların en büyüğü olarak algılar.
* Yalnızca mesleğine yaraşır görevleri kabul eder.
* Kendisini farklı bir kimlikle göstererek veya yasal olmayan yollara başvurarak bilgi edinmeyi ve kişilerin iyi niyetinden yararlanmayı kendisine yasaklar. (Babıtelli, Ümit Otan, sayfa:20)
Fazla söze gerek var mı?
Medyamızın şu içler acısı durumunun “sağlık reçetesi” neredeyse yüz yıl önce yazılmış.
Geriye uygulaması kalmış…
Aslında ne kadar kolay görünüyor değil mi?
49 kez okundu.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın