‘Çakma Başkan’lar

Günlerdir düşünüyorum; İzmir’de kiracı olmak mı, yoksa CHP’de aday adayı olmak mı daha zor çözemedim. Aday adaylarının tam da bu günlerdeki sancılarını izliyorum, bazılarıyla sohbet ediyorum. Gergin bir bekleyiş içindeler ama kuyruğu dik tutuyorlar, çaktırmıyorlar yani. Beklerken de boş durmuyorlar elbette. Telefonlar, broşürler, ziyaretler, projeler, kulisler, verilen yemekler, gidilen davetler, Ankara’ya seyahatler… Sağ ellerinin işaret parmakları havada, sınıf başkanı seçilecek çocuk gibi yüzleri, öğretmenden gelecek, ‘518 Murtaza, sınıf başkanlığına sen seçildin yavrum’ tarzında bir habere endeksli yaşıyorlar. O haber gelene kadar cep telefonlarına bir yığın “Hepimiz 518 Murtaza’yız… Başkanım sizi destekliyorum” mesajları geliyor tabi.

Ne çok “Başkan” oldu çevremizde farkında mısınız? Elinizi kaldırsanız bir ‘başkana’ çarpıyorsunuz. “Adım İsmail, ama sen bana kısaca başkanım de” durumu söz konusu yani.

Mesela, atıyorum, Kırmızıyı Sevenler Derneği Başkanı ‘başkan’, belediye başkanları zaten ‘başkan’, bazı kurum yöneticileri ‘başkan’, aday adayları (niye bilmiyorum) ‘başkan’, yönetim kurulu başkanları ‘başkan’…

Geçen gün aday adaylarından biri girdi gazetenin kapısından içeri. Sanırsın tarih 30 Mart 2009. Yani seçimlerin ertesi günü. Yani seçimler bitmiş, makamına çıkmış, masasını ve koltuğunu arıyor ‘başkan’… Üzerinde lacivert takım elbise, pırıl beyaz bir gömlek, ‘altın mı acaba, yok canım değildir’ dedirten kol düğmeleri, Orhan Gencebay’ın juri üyeliğinde taktığı renklerde janjanlı bir kravat, yakasında partisinin tüm gazeteyi aydınlatmaya yetecek 100’lük ampul rozeti. Yanında ‘V’ şeklindeki bedenleriyle ‘çekilin ben doktorum’ telaşında iki koruma. ‘Ey güzel Allah’ım. İşte bu da oldu sonunda… Bizim gibi kendi halindeki bir gazete personelini de içeri alacaklar Ergenekon için” diye düşündük bir an heybetlerinden. Değilmiş…

Başkan’ı geçelim, bir de bu başkanların yanında küçük ‘başkancıklar’ var; ‘Çakma Başkanlar’yani. Açıklayayım. Şimdi bir aday adayının hazırlık süreci var biliyorsunuz. Bu süreç içinde o kişinin tüm çevresi onunla birlikte seferber ediyor, taşlara çalıyor kendini. Kim bunlar? Eşi, dostu, bacanağının kayınpederinin yeğeni türünden akrabaları, taa çocukluktan bi arkadaşı, yıllar sonra izine facebook’ta rastladığı ilkokul arkadaşı, sokaktaki ayakkabı boyacısı, köşedeki şıracısı, helva döverken hık diyen yoldaşı, ‘bir sen biliyorsun bu olayı bir ben bi de Allah’ diye sözleştikleri sırdaşı, burun kıllarını aldırdığı emektar kuaförü, arka sokaktaki manavı, bürosundaki sekreteri, evine temizliğe giden hizmetlisi, çocuğu boncuğu herkes ama herkes ‘çakma başkan’ oluveriyor bir anda.

Diyelim ki telefon açıyorsun görüşme talep edeceksin; sekreter çıkıyor karşına doğal olarak,
“X beyle görüşmek istiyordum. Uygun mu acaba?”
“Başkanımın şu anda bir görüşmesi var. Başkanımın ne zaman uygun olacağını bilemiyorum. Telefon numaranızı verin, Başkanım uygun olunca Başkanım sizi arar.”
(Bir cümle içinde dört kere mi Başkanım dedi? X Bey, henüz aday adayıydı, seçildi de biz mi haber atladık acaba?)

Tabii bir de danışmanlar var. Onlar tümden ‘Çakma Başkan’. Küçük başkancıklar…
Aday adayı ile röportaj yapacaksın; kağıt kalem, teyp, fotoğraf makinesi hepsi hazır. Sorunu soruyorsun, sevgili aday adayı tam bir şey söyleyecek. O alıyor sazı eline, başlıyor çalmaya…. ‘ProjelerimiZ şunlar şunlar. Çok iyi bir ekip ruhuna sahibiZ. İlçemize bu güne kadar gitmeyen hizmetleri BİZ götüreceğiz YapacağıZ! EdeceğiZ! Z Z Z Z”
“Siz kimsiniz pardon?”
“Basın danışmanıyım.”
“Bi basın gidin kardeşim de rahat rahat konuşalım şurda” demek istiyor insan ama diyemiyor tabii…
Uzaktan izlemesi de çok keyifli oluyor. Hayırlı olsun, ne diyelim.

* * *
Nerden nereye geldi konu. Oysa ben bu hafta köşemde ‘kiracı olmanın’, ‘kiracı olmak istemenin’ dayanılmaz eziyetini anlatacaktım size, haftaya kaldı artık… İyi haftalar.

Bir cevap yazın