Sarı Öküz benim

Halk arasında anlatıla gelen bir hikâyedir “Sarı Öküz”. Farklı versiyonları olmakla beraber, özetle şöyledir :

Afrika’nın geniş düzlüklerinden birinde “ormanların kralı” aslan ailesi oldukça zor günler geçirmektedir. Aslanlar kendi aralarında dertleşirler, “Ya hesapta kralız, açlıktan öleceğiz. Ceylanlar hızlı yetişemiyoruz, maymuna saldırsak ağaca kaçıyor, filler desen fazla büyük, kuş uçuyor…”
Biri akıl vermiş, “En iyisi biz buffalolara saldıralım. Yani yaban öküzlerine”. Birkaç kez denemişler. Ama öküzler birlik olup aslan sürüsünü dağıtmış.
Aslanlar yine aç bi ilaç ve de çaresiz…
“Tilkiye danışalım” demişler.
Tilki “kolay” demiş, “Beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim”.
Kabul etmişler. Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, “Saygıdeğer öküzler” demiş, “Aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar… Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o… Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!”…
Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivermişler sarı öküzü…
Aslanlar da afiyetle yemiş. Bir gün, iki gün…
Tilki gene gelmiş. “Bakın, gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş : “Ama şu benekli öküz var ya benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!”
Öküz heyeti düşünmüş, “otlağın selameti için” teslim etmiş benekli öküzü.
Üç gün, dört gün…Tilki gene gelmiş. Kuyruğu uzun olanı…
Burnu beyaz olanı… Tombul olanı… Tek tek alıp, gitmiş.
Otlak seyrelmiş.
Aslanlar semirmiş. Bir gün… Tilki gelmemiş!
Gerek kalmamış çünkü.
Direkt aslan gelmiş.
“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin” demiş. Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, “Keşke sarı öküzü vermeseydik” demiş ama, iş işten geçmiş.

***

İşte kendini siyasetin “aslan”ı zanneden bir grup zavallının birkaç kurnaz tilki aracılığıyla İzmir basınından almayı başardığı “sarı öküz” benim. İlk kelle olabilirim. Ama son olmayacağımı iyi biliyorum.
Ama yanıldıkları birkaç nokta var. Kendini İzmir’in aslanı zannedenlerin aslında “tavuk yürekli birer korkak” olduklarını en iyi ben biliyorum. Ve de kellemin pazarlığını yapan tilki kılıklıların da ciğeri beş kuruş etmeyen “kağıttan kaplan” olduğunu…
“Demirden korkan trene binmez” ya da “hamama giren terler” derler.
Ben başına gelecekleri aylar öncesinden öngörmüş, işsiz kalmayı göze almış, bulunduğu noktayı “mevki” değil “mevzi” olarak kabul etmiş, her siyasi partiden en taze haber ve yorumları tüm objektifliğimle kaleme almaya çalışan biriyim.
Allah’a çok şükür ki kalemimi kırdım, ama satmadım.
Umarım bana bunu yapanlar da başlarına gelecekleri öngörmüştür. Çünkü siyaset mezarlığı kendini vazgeçilmez sanan eski il başkanı, eski milletvekili, eski il başkanı danışmanı ile doludur.
Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamıştır. Onlara da kalmayacaktır.
Şu anda bazıları sarı öküz ziyafetiyle semirebilir. Bayram yapabilir. Hatta yapsınlar da. Bu onların hakkı. Ama dönüşüm yakın. Yani bir gece ansızın gelebilirim.
Ve Ulu Önder Atatürk’ün Marmara Denizi’ne demir atmış İngiliz donanmasını gördüğünde söylediği bir şey var.
“Geldikleri gibi giderler…”
Ben de bugün İzmir havzasına demir atmaya çalışan aslan kılığındaki kraldan fazla kralcılar ve kağıttan kaplanlar için aynı şeyi söylüyorum.

Not : Yazılarıma son verildikten sonra kimseyi aramadım. Sadece beni arayanlarla görüşüyorum. Ve de arayanlar fihristim epey dolu. Her siyasi partiden, özellikle de meslektaşlarımdan gördüğüm destek gözlerimi yaşarttı. Başıma gelenlerin sorumluları İzmir basın camiasında görevini yapmaya çalışan onlarca aslan yürekli kalemin ‘en nefret edilenler’ listesinin başına geldiğini gördüm.

Not 1 : Bana bu sütunları açan yürekli adam Hüseyin Erciyas ağabeyime özellikle teşekkür ediyorum.

Not 2 : Halk arasındaki hikayeyi 30 Ocak 2008’de kaleme alan Yılmaz Özdil‘e bu yazıya katkılarından ötürü teşekkür ediyorum.

Not 3 : Yenigün Gazetesi’ndeki yazılarıma son verilişine ilişkin kaleme aldığım ilk ve son yazı budur. Daha fazlasını beklemeyin. Çünkü kendi sorunumla kitleleri meşgul etmek istemiyorum. Yazılacak çok şey var. Hem de çok.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın