Mustafa Kemal’in yolu

İyi, kötü, doğru, yanlış, güzel, çirkin vb. kavram çiftlerinin anlamları toplumdan topluma, kişiden kişiye ciddi değişiklikler gösterir. Kimi toplumlara ve kimi kişilere göre iyi, doğru ve güzel olan şeyler başka toplumlar ya da başka kişilerce pekâlâ kötü, yanlış ve çirkin olarak nitelenebilir. Bu nedenle evrensel iyi ve kötüden, evrensel doğru ve yanlıştan, evrensel güzel ve çirkinden söz edebilmek çok kolay değildir. Ayrıca, iyi olan her zaman doğru ve güzel; kötü olan her zaman yanlış ve çirkin; doğru olan her zaman iyi ve güzel olmayabileceği gibi, yanlış olan kötü ve çirkin; güzel olan iyi ve doğru; çirkin olan kötü ve yanlış olmayabilir.

Bu gerçekten habersiz olanlar ya da bu gerçekten habersizmiş gibi davrananlar olaylar ve olgular karşısında sık sık şaşkınlığa uğrarlar. Oysa bir de yaşama bakışlarında her zaman nesnel kalabilen; kendi doğrularını, iyilerini ve güzellerini arayanlar vardır. Onlar başkalarının dayattığı iyiyi, doğruyu ve güzeli aramanın başkalarınca güdülmek anlamına geldiğini bilirler.

10 Kasım günü saat 9.05’te Mustafa Kemal Atatürk için saygı duruşuna çağıran sirenler çalmaya başladığında bunları düşünüyorduk. O ikinci gruptaki insanlardandı. Onu başarıya götüren işte bu özelliğiydi. Savaş alanlarında tükettiği gençlik yıllarının sonunda, henüz 42 yaşındayken kurduğu ve on beş yıl başkanlığını yaptığı Türkiye Cumhuriyeti’nin kendine özgü karakteri onun bu özelliğinin aynası gibidir. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında, kongreler döneminde ve Kurtuluş Savaşı yıllarında başkalarının bizim için belirlediği ve içimizden kimilerinin tartışmasız kabullendiği “iyi, doğru ve güzeli” elinin tersiyle iten Mustafa Kemal, kendi iyisini, doğrusunu ve güzelini elde etmek için ne gerekiyorsa yapmaya girişmiş ve yapmıştı. Adım adım ilerlenen o yol kendisini başarıya, ülkeyi bağımsızlığa kavuşturmuş; Türkiye’nin önünde uygarlığın, aydınlanmanın ve demokratikleşmenin kapısı açılmıştı. Yıllardır, onun adına -ya da adını anarak- konuşan çeşitli kesimler ülkeyi bu yoldan ayırmak için neredeyse yarışıyorlar.

Büyük başarıların bugünden yarına hemen elde edileceğini sanan hayalciler için Mustafa Kemal’in savaşımı ve o savaşımın yolu çok değerli dersler içeriyor. O yolda hayal de var düşünce de; inanç da var sabır da, ama hepsinden önemlisi “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözleriyle özetlenen özgünlük vardır.

Günümüzde Mustafa Kemal’in adını ağzından düşürmeyenlerin söylemindeki gerçekliğin ölçütü işte bu “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözleridir. Başkalarınca dayatılan iyi, doğru ve güzeli kendisine aitmiş gibi sunanların tam karşıtı olanları tanımlayan bu sözler aynı zamanda bir karakter ölçütüdür. Karakteri “bağımsızlıkla” tanımlanamayanın ne kendisi bağımsız olabilir ne de ülkenin bağımsızlığına duyarlı olması mümkündür. Ülkenin bağımsızlığına duyarlı olmayanların, ülkeyi aydınlık yarınlara götüren Mustafa Kemal’in yoluyla yakından uzaktan hiçbir ilgisi yoktur.

Bir cevap yazın