Deniz Baykal’a “ihbarımdır”!

Geçen gün bir TV’de İzmir’deki “tüm meclislerin doğal başkanı” ve de şu yargıdan tokat yemiş “Kalkınma Ajansı’nın da” meclis başkanı Necip Kalkan’ı dinledim ve sadece “gülümsedim”. Elime, CHP İzmir Milletvekili Bülent Baratalı aracılığıyla 35 sayfa belge geçti. Bilim bakalım ne? Bu soruyu, yaklaşan seçimler öncesi, yüreği özellikle CHP’den yana atan muhterem “aday adaylarına” soruyorum (!) Kulislerde bu adayların sayısının üçyüze dayandığı, aralarında rektörden, “başkana”, gazeteciden işadamına bir “yelpazenin” olduğu söyleniyor! Hepsine hayırlı olsun da elimdeki belgeler Anayasa Mahkemesi’ne, 131 CHP Milletvekilinin imzasıyla yapılan bir “Yürürlüğü Durdurma İstemi”. CHP’li vekiller, 30 Mart 2006 tarihinde, “25 Ocak 2006 tarih ve 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri hakkındaki Kanununun” 1, 3, 4, 5, 8, 9, 10, 17, 18, 25, 26, 30 ve geçici 2. maddelerinin ya tamamen ya da madde içlerindeki bazı fıkraların iptalini ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasını istemiş. İş bununla da bitmiyor. Anayasa Mahkemesi, internet sitesine göre, yarın, yani 27 Şubat 2007 Salı günü saat 09.30’da 2007/14 esas numarasıyla bu başvuruyu görüşecek. TMMOB’dan sonra CHP sayesinde de bir tokat yerse “Kalkınma Ajansı”, ne olur bilemem valla!
Gelelim CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a “ihbar” meselesine.
Bu Kalkınma Ajansı, İzmir’de öyle bir gürültü çıkardı ki, kimin neci olduğu, neyi savunduğu karıştı. O yüzden, baştan beri hem CHP’den vekil adayı olmak isteyen hem de Kalkına Ajansı’na “şak şak” edenleri Sayın Baykal’a ihbar ediyorum CHP’nin “Kalkınma Ajansları konusundaki” görüşünü bilmeyen, bilmediği için de “yanlışlıkla” alkış tutanların da bana “başvurmalarını”, kendilerine “karşılık” beklemeden, cebimden de “fotokopi” parası ödeyip, bu 35 sayfayı verebileceğimi ilan ediyorum. Bu arada neden bu Kalkınma Ajanslarından hoşlanmadığımı da yazayım. Hani her 10 Kasım’da, huzurunda “saygı duruşu” yaptığımız, kornalar öttürdüğümüz biricik önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk var ya? İşte o ne demişti: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır!” değil mi? İster silahlı savaş, ister ekonomik savaş; “ulusal” ve de “üniter” anlayışı bir defacık deldiniz mi, arkası gelir. Gelmez mi “gerçek” CHP’liler?

Neyi yönlendirme?

EXPO Yönlendirme Kurulu dün sabah “kahvaltı” etmiş. Afiyet olsun. Can, kan olsun. Katılımcılara baktım ciddi bir eksik ve belki de “çok fazlalık”! Aziz Başkan tabii ki olacak, Ekrem Demirtaş’da mutlaka olacak. Ama Taşkın ve Yemişçi bana biraz “siyaset” kokusu aldırdı. Umarım yanılırım ama Yemişçi için duyumlarım “çok acayip”! Lakin o kahvaltı sofrasında Mehmet Ali Susam, öyle ya da böyle “mutlaka” olmalıydı. Ha şunu da açıkça yazayım. Aziz Bey, Ekrem Bey, Hakkı Bey ve Doğan İşleyen dışında kalan beyefendilerin bazılarından bir milyon kere fazla o sofrada oturması gereken İzmir Esnaf Lideri Mehmet Ali Susam’dır, vesselam. Bana “ayrıntı” yazdırmayın, kim ne anladıysa o’dur! Şu “yönlendirme” kavramının kaç mumluk “ampul” olduğunu da daha sonra sorarım artık!

Bu fıkra sizin için Aziz Başkan

Geçen gün Belediye’nin “Eşrefpaşa Hastanesi’ndeydim”. Baktım bir grup “ecnebi” hastaneyi geziyor. Sordum öğrendim. Bu ecnebiler, belediyenin bir hastanesi olduğunu, bu hastanenin hiçbir sosyal güvenliği olmayan yoksul vatandaşlara her türlü sağlık hizmetini bir kuruş bile almadan verdiğini öğrenmiş. O kadar meraklanmış ki “yahu bu nasıl olur, halkın sosyal güvenliğinin olmaması nasıl olur?” sorularına yanıt aramak için hastaneyi ziyaret etmiş. Sonra bahçede bir grup “Bornovalı CHP’liyle” çay sohbeti yaparken öğrendim fıkrayı. Size de aktarayım. Ama bu fıkrayı herkesin izniyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu beyefendiye “ithaf edeyim”!

Bir çiftlikte bir kaz ile bir tavuk sohbet ediyormuş. Kaz, tavuğa “Benim yumurtam seninkinden daha büyük, daha gösterişli. Ama bu insanlar nedense senin yumurtanı daha çok tercih ediyorlar. Senin benden farkın ne?” diye sormuş Tavuk, “Ben yumurtladığım zaman uzun uzun bağırıyor, yumurta yaptığımı duyuruyorum. Üstelik eşim horoz da bana eşlik ediyor. Ama sen o koca yumurtanı yaptığında sessiz, hareketsiz ve umursamaz davranıyorsun. İnsanlar da senin yumurtanı fark etmiyorlar bile” diye yanıtlamış.”

Bu fıkradan umarım başta Sayın Başkan olmak üzere sıfatı “danışman” olan tüm Büyükşehir Belediyesi “muhteremleri” bir anlam çıkarmışlardır!

Aydın Valisi’ne dair

İzmir Valisi Köksal’ın “gitmesi” halinde Aydın Valisi’nin “geleceği” söylentilerine karşı, geçen gün “tepkimi” ortaya koymuştum. Aslında bu tepkiyi benden önce İzmir Ticaret Borsası’nın Başkanı Tuğrul Yemişçi göstermeliydi. Ama “her zamanki gibi” yine beyefendiler “sessiz” kaldı, olan yine “bana” oldu. Aydınlılar Derneği’nden tutun da, İzmir’de yaşayan bazı “mühim” Aydınlılara kadar birçok kişinin “garip” telefonlarıyla boğuşuyorum. Bir kez daha yineliyorum. Aydın Valisi Mustafa Malay’ın, şu basit incir tartışmasında, İzmir’e karşı sergilediği tutumu ben değil mesela Yeni Asır haber yaptı. Ege Üniversitesi’nin raporuna “düzmece” diyen ben değil Aydın Valisi Malay’dır. İzmir’i bir yurttaş olarak Malay’ın, İzmir’den “özür “dilemeden İzmir’e Vali olmasını istemiyorum. İzmir “paspas” değildir zira! “Başkalarını” bilmem ama “kentlilik onuru” bende olan bir duygudur. Sürekli “dünü” unutarak yarına yürüyebilineceği düşüncesi ancak “müstemleke” zihniyetlerde olan bir hastalıktır. Mustafa Malay’ı tanımam etmem. Ancak ben bir Cumhuriyet Yurttaş’ıyım, giden de gelen de “atanmış” memurdur. “Evet, efendim, sepet efendim anlayışı ile ne kent idare edilir ne de ülke. Malay “vali” olduğu ve “özür” dilemediği sürece ben de sürekli bu olayları “hatırlatacağım”. Gözüm Tuğrul Yemişçi’nin üzerinde, bu da böyle biline! İzmir’in milletvekilleri bu konuda “ne iş ” yapıyorlar merak ediyorum. AKP’li vekillere de söyleyecek bir çift sözüm var ama…. Neyse! Dün de yazdım. Valilerden, vali “tantanacılarından”, başbakan şakşakçılarından “korksaydım” metroya binmezdim. Yasal haklarımı biliyorum, farkındayım. Kimseden “öğrenecek” bir şeyim de yok. Mevkisi, makamı, unvanı ve rütbesi ne olursa olsun! Bilmem anlatabiliyor muyum?

Bir okul ve TV

Perşembe günü Yeşilyurt Şehit Muzaffer Erdönmez İlköğretim Okulu 2-B sınıfındaydım. Müdür Mehmet Apaydın’ın ve öğretmen Hafize Ataç Tüzün’ün sıcak ilgileriyle, minik öğrencilerle “medyayı” konuştuk. Bu pırıl pırıl öğrenciler, aslında bizim yakındığımız her şeyi ne yazık ki yaşıyorlar. Sadece bir örnekleme yapıp, kısa tutacağım yazıyı. Minik bir kız öğrenci ki 8 yaşında henüz, parmak kaldırıl söz aldı. Şarkıcı olmak istediğini ama bir İstanbul TV’ndaki şarkıcı yarışmasında Lale diye bir kız olduğunu ve ona kötü davranıldığını anlatıp “ben de çok ağladım” dedi. Yorum sizin ama çocuklarımıza nasıl kıydığımızın örneği değil mi bu?

Neden “tık” yok?

Konak Pier’deki cinayetten sonra Özel Güvenlik sisteminin ciddi olarak mercek altına alınmasını, yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini yazmıştım. Önümüzdeki hafta İzmir’deki tüm alışveriş merkezlerini dolaşacağım. Ancak bir gariplik var bu işte. Kimse konuşmuyor? Özel güvenlik elemanları ise “bir vur bin ah işit” e-postalar yolluyor. Mesela geçmişte o canım Yunus’ların, geçmişte bu merkeze girmeleri “bazı tipler” tarafından “engellenmeye” çalışıldı mı? Konak Pier’de? Konak kaymakamlığı’nın bu konuda bir çalışması oldu mu? Bu arada belirteyim, bana “nereden duydun, kim söyledi” gibi soruları sakın kimse sormasın. Zira ben “sonradan olma” gazeteci değilim!
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments