Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?

Kendi tarihindeki “Kızılderili” soykırımını görmezden gelen “utanmaz Amerikalı” bile “artık zamanı geldi, Türkiye tarihiyle yüzleşmeli” küstahlığını sergiliyor. Fransız diliyle ve ulus birliğiyle övünüyor, Yunan “Grek medeniyetinin” üstünlüğünü her fırsatta dillendiriyor. Ama bu onların “çağdaşlığının” alameti sayılıyor. Din öldürüldüğünden beri, “Türk milliyetçiliği” öcü gibi gösterilmeye uğraşılıyor. Hatta “milliyetçilik” ile “ırkçılık” kavramlarının arasına “=” işareti bile konulabiliyor. Hani bazı yabancı sitelerde ay yıldızlı al bayrakla gamalı haç arasına konulan işaret gibi!
Ben bir “milliyetçiyim”, ben bir “ulusalcıyım”, ben bir “vatanseverim”, ben bir “yurtseverim”. Ama bugüne kadar kimseye, kökenine, dinine, rengine göre davranmayı düşünmedim, düşünmeyi “doğru” bulmadım!
Çünkü benim liderimin adı Mustafa Kemal Atatürk. Milliyetçiliğimin kavramsal değerini, anlam ve içeriğini onun devrim ve ilkelerinden aldım.
Bu ülkede sadece Dink öldürülmedi ne yazık ki. Uğur Mumcu’dan Hablemitoğlu’na kadar birçok yurtsever, Atatürk milliyetçisi aydın öldürüldü. Yüzlerce askerimiz, öğretmenimiz, diplomatımız şehit edildi. Ama ne acıdır ki hiç birinin katili peşine bu kadar “istekle” gidilmemişti! Hiç birinin katilini “çekecek” bir güvenlik kamerası yoktu! Hiç birinin “cinayet nedeni” üzerine bu kadar “uluslararası senaryo” yazılmamıştı!
Neden acaba? Dink, “Dink” olmasaydı da Hasan, Hüseyin, Ali falan olsaydı, bugün bu “tehlikeli” yolu fark edebilecek miydik?
Bir cinayetten yola çıkılarak, onun bunun “maşası” olabilecek bir kaç kişinin hareketine bakılarak, beyninden çok yumruklarına güvenen cahillere bakıp da “Türk milliyetçiliğini” infaz etmek ayıptır. Zira Türk’ün Ata’sı, en zor koşullarda bile “insanları yakacak fırın” inşası emri vermemişti!
Konuşurken, yazarken Allah aşkına “biraz daha” dikkat!

İzmir’de “gizli güçler” mi var?

“Hoppala” nereden çıktı bu demeyin sakın. Zira aklımı falan yitirmedim, çevremde de hayaletler görmüyorum vallahi. Sadece son bir aydır, okurken oldukça şaşırdığım, güldüğüm ama ısrarla da düşündüğüm bazı mesajlar alıyorum. Tabii “çeşitli” yollarla. Mesela birini paylaşayım sizinle. İzmir’de bir “düşünce birlikteliği” varmış. Bu birliktelik, “mason locası” gibi, acayip esrarengizlik içindeymiş. İzmir’de sadece iki otelin, önceden belirlenen salonlarında toplanıyorlarmış. Kişi sayısı 50 civarındaymış ve İzmir’in çok tanınan, bilinen simalarından oluşuyormuş bir birliktelik. İlginç bir masa ve oturma düzeni varmış toplantılarında. “Konuk” olarak genellikle “bir” kişi davet ederlermiş. Bu gruba davet edilen bazı “ilçe belediye başkanları” ve “oda başkanları” olduğu konuşuluyor. Bana gelen esrarengiz bilgilerde bu liste de var. Aziz Kocaoğlu’nun Tayland gezisi sırasında Balçova’da bir otelde toplanmış bu “ünlü, zengin, esrarengiz” topluluk. Ve bilin bakalım ne konuşulmuş?
2009’da İzmir’e Büyükşehir Belediye Başkanı kim olsun?
Evet, bu konuşulmuş. İki ilçenin belediye başkanı, bir “kanaat önderi” ve halen CHP’de milletvekili olan birinin “üzerinde” durulması, tek tek olarak “gelecek” toplantılara çağrılması ve İzmir’de faaliyet gösteren bazı “localarla” fikir alışverişi kararı alınmış!
“Başka bilgiler de” var tabii. Ama yazmaya gerek yok. Bunu niye yazdım biliyor musunuz? Biz halkız değil mi? Yani seçim olduğunda “biz” seçeriz değil mi?
Vallahi aklım karıştı. “Kurtlar Vadisi” dizisinin yeni bölümleri İzmir’de mi çekiliyor acaba?
Yahu ben bunları kiminle konuşsam acaba?

Çakmur ve Gürgüç’e vefasızlık!

Aylardır “EXPO” ile yatıp “EXPO” ile kalkıyoruz. “Aramızdaki” çokbilmişlerin o “nutukları” sayesinde EXPO ile ilgili ne öğrendik bilmiyorum ama kütüphanemde elime geçen eski bir gazete haberiyle çıktığım araştırma yolunda neler buldum neler. Uzun zamandır görmediğim İzmir’in tanıdığım en hareketli, en çalışkan başkanı Yüksel Çakmur’la karşılaşıp saatlerce söyleştim. Ve evimde bulduğum o eski gazete haberinin “doğruluğunu” da sevgili başkan Çakmur’dan öğrendim.
Biz Expo 2015’i konuşuyoruz değil mi?
Bu konuda en çok koşturanlardan biri Aziz Kocaoğlu diğeri ise Ekrem Demirtaş değil mi?
Nedim Atilla ve Deniz Sipahi de bu konuda bilgiye dayanan en tutarlı yazıları yazan gazeteciler değil mi?
Tamam. İzmir’in hedefi 2015 yılı, öyle mi? Bu hedef için AKP Hükümeti de somut destek veriyor mu? Evet veriyor.
Peki ben size İzmir’in “Expo 2000” mücadelesi yaptığını. İzmir’de ilk “EXPO” söylemini Yüksel Çakmur ve Selami Gürgüç’ün gündeme soktuğunu, EXPO konusunda İzmir’de Selami Gürgüç kadar bilgili ve deneyimli başka biri olmadığını söylesem?
Yeni Asır Gazetesi’nin 1993 yılında yayınladığı “Fuar’93” ekinde “İşte, İzmir’i gerçek Bir Avrupa kenti Yapacak Projeler” başlıklı bir yazı var. Ben bunu buldum. Okudum ve “bugün” için kahroldum, kahroldum, kahroldum!
EXPO 2000 için Selami Gürgüç’ün, İZFAŞ’ın, Başkan Çakmur’un nasıl yoğun çalıştıklarını unutmuşuz. Sanıyoruz ki İzmir’de EXPO sadece “bugünün” icadı! Yazık! Oysa EXPO 2000 için yer bile hazırmış, koca tabela dikilmiş İnciraltı’na! İZFAŞ’ın yönetim kurulu toplantı tutanaklarında Ekrem Demirtaş’ın da heyecanı var hala. 1992, 1993 yılına ilişkin. Ekrem Bey ta o zamanlar “EXPO Binası yapımını” üstleneceğini açıklamış.
EXPO 2000 ile ilgili her şey yapılmış. Ama Tansu Çiller hükümeti İzmir’e kazık atmış, İzmir’in EXPO isteğini sümen altı etmiş.
Size yarın da bu konuyu yazacağım. Başa şeyler de yazacağım. Yüksel Çakmur dönemini bilerek ve isteyerek hatırlatacağım. Çünkü “birileri” Yüksel Çakmur dönemini, Selami Gürgüç’ün “ilklerini” unutturmak istiyor bize. Çünkü “işlerine” gelmiyor.
Size Basmane’deki “büyük çukurun” öyküsünü de anlatacağım.
Çakmur, düşünüyorum da, gerçekten “çalışmış”! Ve STAR muhabirliği dönemimi hatırladım da, Çakmur’u çok özlüyorum, çok! Ama yarını bekleyin ve herkese yayın okuduklarınızı. Birileri bizim “balık hafızalı” olmamızı istiyor. Ama ben istemiyorum!

Hatırlar mıyız lütfen?

Burhan Özfatura’yı konuşuyoruz da, nedense Yüksel Çakmur’u “hatırlamıyoruz”. Oysa Yüksel Çakmur dönemi, kendinden sonraki dönemlere “ilham kaynağı” olmuştur. İnanmayan araştırsın, öğrensin “işine gelirse”! Mesela herkes şu Basmane’deki “işadamları merkezi” inşaatının olmamasını, oranın çukur olarak kalmasını konuşup, Çakmur’un açtığı davaları eleştirir de, nedense kimse Çakmur döneminde o çukurun “ne olarak projelendirildiğini”, Özfatura döneminde bu projeden neden vazgeçildiğini düşünmez, konuşmaz. Çakmur’un neden “dava” açtığını merak etmeyiz ama Kemal Zorlu ve arkadaşlarına “ah canııııım, yazık vallahi” edebiyatı sergileriz işte! Garip değil mi bu? Mesela Konak Meydanı deyince aklımıza Piriştina gelir ama bir zamanlar “tarla” denilen yerde ilk “meydan” düzenlemesini Çakmur’un yaptığını hatırlamak istemeyiz. Ve şu EXPO! Oysa neler yapılmış 93’lerde. İZFAŞ’ın “93 faaliyet raporunu” buldum millet. Selami Gürgüç’ün İZFAŞ olarak 1.12.1992 yılında Başbakanlık başta olmak üzere pek çok kuruma “EXPO 2000 İhtisas Sergisi’nin” İzmir’de yapılması için girişimde bulunulmuş. Kadifekale’nin Çevre Düzenleme ve Geliştirme Projesi hazırlanmış. İnciraltı’na kocaman bir “EXPO 2000” tabelası dikilmiş. Yahu yok mu hatırlayan gerçekten? O tabelanın resmini buldum, bugün göreceksiniz!
Ama Çakmur “sevilmiyor” değil mi? Sevmeyenler de hep “muhterem biraderler”. Sanki İzmir, “biraderlerin” babalarının çiftliği. Ben size diyorum hep, ne zaman İzmir’de 1919–1922 arası Yunan’la işbirliği yapan “Türk’ler” ortaya çıkacak, o zaman “birilerinin” burnu cidden sürtecek!

Mani neden “şimdi” konuştu?

Utku Bolulu kardeşimi çok severim. O İzmir’de “belediye” konularında “uzmanlaşmış” çok az muhabirden biridir. Beyni ve yüreği dolu olan bir meslektaşımdır. Utku, bence 2007’nin “en önemli” röportajlarından birini yapmış geçenlerde. Pazartesi günü de yayımlandı. Ben Milliyet EGE’nin internet sayfasından okudum. Okurken de her satırında “Ah Başkan Ah” diyerek beynim hücrelerinde Başkan Kocaoğlu’nu geçirdim durdum.
Utku kardeşimi yürekten kutlayarak, Hasan Fehmi Mani ile yaptığı söyleşiye dair “bir çift söz de” ben edeyim. Söyleşinin içeriği ile ilgili yorumum yok. Benim merak ettiğim “zamanlama”. Sadece “zamanlama”. Zira Sayın Mani’nin “kadrosunun” hala İzmir’de tutulup tutulmadığını, Beşiktaş Belediye Başkanı’nın “itiraz” edip etmediğini de merak etmiyorum. Dedim ya “derdim” zamanlama.
Mani “gitti” ya da “gönderildi”. Bu çok önemli değil artık. Mani “benim ekibim yok” dese de, Büyükşehir’deki bazı bürokratların hala daha “Mani kaybedilmiş bir değerdir” söylemlerinde olduğunu, Mani’nin “gittiği” gün İZSU’da “Manici” diye bilinen bir grup bürokratın “acil toplantı” yaptığı dedikodularını da merak etmiyorum vallahi!
Neden “şimdi” konuştu Mani?
O kadar yazılıp çizildiği günlerde değil de “şimdi”?
Ben Sayın Mani’nin, bir gazeteci arkadaşımızın “internet sitesi” için “dosya” hazırladığını duymuştum. Acaba “internetten” önce “Doğan Grubu” aracılığıyla “farklı” mesaj mı veriyor Mani?
Tayland depreminin enkazı henüz ortadayken, Aziz Bey’le CHP Genel Merkezi’nin “kavgası” bu kadar açıkken, Sayın Mani neden “şimdi” konuştu?
Bu bana çok ama çok “Mani(dar)” geliyor millet! Sevgili Başkanımız “stratejisini” gözden geçirmezse, “safını” ve “safındakileri” tartıp ölçmezse çok başı ağrıyacak, çok!
Size bir şey söyleyim mi, Başkan Kocaoğlu’nu öyle bir yola sokmaya çalışıyorlar ki, vallahi de billahi de onu ne İstanbul medyası, ne “abiler ablalar” ne de “kadınlara meslek edindirme kursları” kurtaramayacak.
En sıkıntılı günlerde bile “konuşmayan” bir bürokrat, şimdi kalkıp konuşacak ve “normal” sayılacak, öyle mi?
Ben de “iki kez” yemek yemiştim Sayın Mani ile. Aziz Bey ve Rahmetli Piriştina ile ilgili neler söylemişti?
Eveeet, “notlarıma” bakmam lazım. Zira İzmir tarihinde ilk kez bir “başkana” bu kadar “örgütlü” ve “planlı” …………… düzenlenmemişti. Noktalı boşluklara siz ne yazarsanız “o’dur”!

Konuştu ama “söylemedi”!

“Hiçbir şey” söylemeyen ve sadece “söylemiş gibi yapan” Sayın Hasan Mani, kendi isteğiyle mi konuştu, yoksa Ankara’dan birileri “olur” verip de mi konuştu bilmiyorum. Konak eski Belediye Başkanı Erdal İzgi’nin www.kentyasam.com sitesindeki yazısını okumanızı öneriyorum. Öte yandan “içimden bir ses” Tayland gezisinden sonra Başkan Kocaoğlu’na yönelik, bir ayağı Ankara’da, bir ayağı İzmir’de bir “tezgâhın” neredeyse neon ışıklarla ilan edildiğini söylüyor. Geziden bu yana sıradan işler dışında ortalıkta görünmeyen Aziz Bey için endişe ettiğimi söylemeliyim. Sözlerini değil ama “çıkışını” çok “Mani(dar)” bulduğum Hasan Mani’nin bir dahaki röportajını Ciner grup gazetelerinden birine vereceğini de sanıyorum(!) Lakin bu röportajların “amacının” ne olduğu konusundaki rivayetler oldukça muhtelif. Ne oluyor anlayanınız var mı? Birileri İzmir’e “vudu büyüsü mü” yaptı acaba? Peki, iğne batırılan bebek kime ait? Oooof of! Türkiye’ye bakıyorum “içim sıkılıyor”, İzmir’e bakıyorum “içim sıkılıyor”! Ne diyeyim Allah “hayıra” çıkarsın!
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments