Kentsel hizmetlerde kalite

Kentlerimizin büyük çoğunluğunda sunulan kamusal hizmetler ve fiziksel çevre kalitesi mahalleler, bölgeler, yöreler ve özellikle de merkezi alanlarla kent çeperi arasında büyük farklılık göstermektedir. Bu durum, halk arasında yerel yönetimlerin ihmali ve iş bilmezliği ile açıklansa da, bunun arkasında çok daha temele inen başka nedenler vardır. Kentin kimi yörelerinde yaptığı yatırım ve hizmetlerde ülkemiz standartlarına göre belirli bir kaliteyi sağlayan yerel yönetimler, başka kimi bölgelerde neden daha ihmalkâr olabilmekte ve bu alanlarda neden iş bilmez bir görünüm sergilemektedirler?

Bunun başlıca nedenleri; yeni yerleşim alanlarının yerel yönetimlerin elindeki yatırım olanaklarıyla yetişemeyeceği kadar hızlı gelişmesi; yerel yönetimlerin, ellerindeki kıt kaynakları akılcı kullanabilmek için hazırladıkları öncelik sıralamasında nüfusu daha yoğun merkezi bölgeleri tercih etmeleri; bu anlayışın devamı olarak, daha yoğun nüfus barındıran bölgelerdeki yatırımlara öncelik verilmesidir.

Bunlar yatırımlarını plan ve program disiplini içinde gerçekleştiren yerel yönetimler için geçerli olan nedenlerdir. Bir de yerel yönetimleri ihmalkâr ve iş bilmez olarak gören halkın değerlendirmesini haklı çıkaran nedenler vardır.

Bunların başlıcaları da; yerel yönetimlerdeki iktidarın bileşimi ve bu bileşimin yerel yönetim bürokrasisi üzerindeki etkinlik biçimi ile yerel yönetim bürokrasisinin kamu yönetimi, kentsel hizmet ve yatırımlar konusundaki yetersizlikleridir.

Bütün bunlar kentin farklı yörelerindeki kentsel hizmetlerin varlığının ya da eksikliğinin nedenleri olabilir ama hiçbirisi aynı hizmetin çeşitli semtlerde neden farklı kalitede sunulduğunu açıklamamaktadır. Örneğin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yaptırılmış Evkalar ile Emlak Bankası’nca yaptırılmış Mavişehir’de sunulan kentsel hizmetlerin neden aynı kalitede olmadığı sorusu bu gerekçelerle yanıtlanamaz. Demek ki, kent genelinde sunulan hizmetin kalitesini derinden etkileyen bir başka neden vardır.

Kanımızca hem kentsel hizmetlerin dağılımında adaletsizliği doğuran hem de aynı hizmetin farklı bölgelerde farklı kalitede sunulmasına yol açan temel sorun ülkemizdeki kentleşme politikası ve kent yönetimi anlayışıdır. 1940’lı yıllarda ilk belirtileri görülen ve o günlerden günümüze gittikçe yaygınlaşan bu politika ve anlayışa göre, bütün kentsel değerler paraya çevrilebilir ve çevrilmelidir. Kent yönetimi aslında kent işletmeciliğidir ve yapılacak hizmet yatırımlarında aslolan kamu yararı değil, karlılıktır. Karlı olmayan kentsel hizmet yatırımları yerel yönetimler için yüktür. Herhangi bir işletme bu tür yüklerden nasıl kurtuluyorsa, yerel yönetimler de öyle kurtulmalıdır. Kentsel hizmet yatırımlarını çok uzun zamandır yönlendirmekte olan bu anlayış, kentlerimizi paranın egemenliği altında biçimlendirmektedir. Kentin farklı bölgelerindeki hizmet kalitesini farklılaştıran asıl etmen de işte bu anlayıştır.

Oysa ne kent bir işletmedir ne de yerel yönetimler işletmecidir. İşletmelerde verimliliğin ölçüsü kar, kamu yönetiminde ise toplumsal yarardır. Bu anlayış yerel yönetimlerde yeniden egemen oluncaya değin, farklı bölgelerde sunulan hizmetlerin kalite farkına son verilmesi olanaksızdır.

Bir cevap yazın