Enterasan paradoks

Uzun süredir uyarı niteliğinde haberlerimize konu olan reel sektörün döviz açığı riskini, geçen hafta Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da gündeme taşıdı. Bir yandan Yılmaz’ın uyarıları, öte taraftan döviz mevduatlarındaki hızlı artış kriz mi bekleniyor söylentilerini yaymakta gecikmedi.

***

80 yılda kriz geçirmiş bir milletin evlatları olarak aportta kriz bekler ruh halini de yadırgamamak lazım. Üç beş kişi bir araya geldiğinde ekonmik dalgalanma sohbeti yapılan bir ülkede asıl paradoks aynı reel sektörün gönül rahatlığıyla döviz açığı verebilmesinde.
Tabii devletin “Yüksek faiz – düşük döviz -değerli Türk lirası” üçgeni politikasını benimsediği bir yerde, reel kesimin de bu yolda yürümesini eleştirmek insafsızca olur.

***

Yalnız, şu gerçeği de iyi idrak edelim; Bankacılık dışı özel sektörün pozisyon açığının 2006’nın ilk yarısında yüzde 50 artarak 43.4 milyar dolara ulaşması; döviz borçlarının 111 milyar doları aşması bir mali dalgalanmada krizin Türkiye’yi özel sektör üzerinden vuracağı kaygısını artırır. Üstelik herhangi bir dalgalanma pozisyon açığı olan firmalarla da sınırlı kalmaz, domino etkisi yürürlüğe girer, pozisyon fazlası olan firmalar da derinden etkilenir.

***

Başkan Yılmaz doğrudan bunları söylemedi ama ima ettikleri aşağı yukarı bunlardı. Şimdi MB başkanına; “aman başkanım ne yapıyorsunuz, uyarılarınız kamuoyunda yanlış anlaşılıyor” denilmek yerine ihracat-ithalat dengesizliğinden doğan, reel sektörü kıskaçta bırakan hususların üzerine gidilebilmeli.

***

Artık zaman, sorunları ya da riskleri görmemezlikten gelme zamanı değil, iyi bir risk yönetimi uygulayabilme süreci. Üstelik finans kesimi de başkalaşıyor. Ne kadar işe yaradığı ya da yarayacağı şaibeli de olsa Anadolu Yaklaşımı, İstanbul yaklaşımı gibi formülleri artık bankacılıkta gittikçe ağırlığı artan yabancılara anlatabilir miyiz ? Mesala Bizans yaklaşımı ya da Brüksel Yaklaşımı falan getirilebilir mi ?

***

Günümüzde ekonomi üretime değil, piyasaya dayanıyor. Piyasa hâkimiyetini sürdürdüğü sürece, hükümet (Merkez Bankası-Maliye) istese de ekonomiye müdahale edemiyor. Çünkü Merkez Bankası’nın elinde faizi yükseltmekten, Maliye’nin elinde vergiyi artırmaktan başka araç artık kalmadı. Üretimin sağlıklı olarak büyümesini dert eden bir hükümet için kendi reel sektörünün risklerini iyi hesap etmek ve azaltma yolunu açmak; sıcak parayı cezbetmekten daha önemli bir misyon olabilmeli.

LİMAN AÇMA ÖNERİSİNDE ZAMANLAMA

Türkiye’nin Ercan Havaalanı ve Gazimagosa Limanı’nın açılması karşılığında bir limanını rumlara açabileceği çağrısı, zaten kafası karışık olan AB’deki muhteremleri şaşkınlığa uğrattı. Doğal olarak borsamız hemen tavan yaptı. Oluşan yankı AB’de nasıl karşılık bulur göreceğiz. Ama ilk anda gördüğümüz, daha doğrusu şeytanın gör dediği birşey var; Yalnızca Türkiye’yi değil dünyayı etkileyen bu haber, bir önceki akşamüstü borsa kapandığında değil de ertesi gün sabah borsa açıldığında verildi. Bizim gibi sığ piyasalarda para kazanabilmek için dalga yaratmak şarttır. Hele bilerek, isteyerek, istenilen zamanda, istenilen ölçüde dalga yaratma gücü elde edilirse, kazanç da büyük olur. Belki ilgisi yoktur ama zamanlama dikkat çekici. Ya da derler ya “huylanmışız bir kere” diye…

Bir cevap yazın