Kent planlama ve uzmanlık

Kentlerin imar planları, bir yanıyla çeşitli uzmanlık alanlarını ilgilendiren çalışmaların ürünü olan, bir yanıyla da kent yaşamına ilişkin çok geniş kapsamlı kurallar koyan belgelerdir. Kentsel arazinin özel mülkiyette olduğu ülkelerde imar planları, arazi sahibinin mülkiyet haklarını tanımakla birlikte, asıl olarak kente ait olan bu arazilerin, kentin geleceğini gözeterek nasıl kullanılacağına ilişkin kuralları tanımlarlar. Bu nedenle imar planını oluşturan kararlar planın hazırlandığı dönemdeki yerel iktidarın öznel istek, niyet ve hevesleriyle alınamaz, çünkü bu kararlarla kentte yaşayan ve orada yaşayacak olanların geleceği belirlenmektedir. Kente ilişkin önemli kararlar yüzeysel bilgiye dayalı ve günü kurtarma anlayışıyla da verilemez, çünkü sorun çözdüğü sanılan birçok uygulama, gelecekte altından kalkılması çok daha güç başka sorunların kaynağı olabilir. Bütün hukuk kuralları gibi imar planlarıyla tanımlanan kurallar bilimsel, nesnel ve adil olmak zorundadır. İşte bu nedenlerle kent planlama bir uzmanlık alanıdır.

Bilinen bu gerçeğe karşın, ülkemizde imar planı hazırlama sürecinde, merkezi ve yerel iktidar odakları abartılı, gerçek dışı, kişisel heves ve gayretkeşlik gösterisi uydurma projelerle, kulağa hoş gelen boş laflarla, kentin zenginliklerini yandaş ve yakınlara dağıtma anlayışıyla davranabilmektedirler. Böylece iktidarda kaldıkları dönem boyunca gerçekleştirdikleri bilimle, uzmanlıkla ilgisi olmayan plan değişiklikleriyle kentin geleceğini ipotek altına alabilmektedirler.

Birçok kentimiz gibi İzmir de bu tür yanlışlıklarla doludur. Aldığı eğitim ve edindiği mesleki bilgi birikimi kent planlamayla ilgisiz ama iktidarda bulunmaları ya da iktidara yakın olmaları nedeniyle “karar verme erkini” elinde tutan kimi çevrelerin belirleyiciliği altında yapılan bu yanlışlar saymakla bitmez. İzmirlilerin yakından bildiği bu yanlış yatırımların birçoğu ya hazırlanan planlarla ya da bu iktidarların talimatlarıyla başlatılmış ancak ya zamanında verilen yargı kararlarıyla durdurulmuş ve yarım kalmış ya da geç kalan yargı kararları nedeniyle tamamlanmış ve kente kalıcı zararlar vermiştir.

Kent planlamada uzmanı, uzmanlığı, bilimi ve bilimsel çalışmayı umursamamak; genel kültür düzeyindeki bilgi birikimiyle kente ilişkin “ahkâm kesme” anlayışları ve “haddini bilmemek” ne yalnızca zamanımıza ne de yalnızca kentimize özgüdür. 1930’lu yıllarda, Ankara’nın planlı gelişimi için görevlendirilmiş olan Prof. Herman Jansen bile bu durumdan yakınmıştır. Prof. Jansen, dönemin vali ve belediye başkanı Nevzat Tandoğan için “Tuhaf zat şu valiniz, evinde iki ampulü yanmasa bir elektrikçi çağırır. Tesisata el sürmez. Çünkü elektrikte ölüm vardır. Ölüm olmadığı için benim planıma durmadan karışıyor. Halbuki şehircilik, elektrik tesisçiliğinden çok daha ince bir sanattır” demektedir. Jansen’in, arkasında Atatürk gibi bir önder olmasına karşın böyle yakındığı düşünülürse, günümüzdeki kent planlama eylemlerinin hangi koşullarda sürdürüldüğü çok daha iyi anlaşılacaktır.

Günümüzdeki kent plancılarının arkasında artık Atatürk gibi bir karizmatik önder yoktur ama duyarlı kentlilerin ısrarlı gözetimi altında bulunacak saydam planlama eylemini yürüten plancıların Prof. Jansen’den daha rahat çalışma koşullarına sahip olacakları söylenebilir. Çünkü Jansen’in dediği gibi “çok ince bir sanat” olan ve engin bir bilgi birikiminin sonucunda kazanılan kent planlama uzmanlığı göz ardı edilerek kente ilişkin kararlar üretilmesi ve uygulamaya konulmasının önünü kapatacak tek güç kente, kent yaşamına ve kentin geleceğine karşı duyarlı, örgütlenmiş kentlilerdir.
RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments