Gazeteci kalabilmek…

Kent Yaşam’ın sevgili okurlarıyla bu kez mesleğimizin tartışılan bir günü paylaşmak istiyorum. Aslında ben de bu konuya hiç girmek bile istemiyorum. Sansürün kendisine “sansüre çok karşı” dedirtmek için uğraş verdiği bazı yöneticilerce açıkça uygulandığı yazılı basında önümüzdeki dönemleri umut olarak kabul etmek istiyorum. 24 Temmuz’u bu duygularla geçirirken, okulunu bitirip, mesleğe başlayan ancak çok sevmesine karşın olumsuzlukları nedeniyle terk ettiği gazetecilik üzerine yazan sevgili Ayşe Başak Kaban’ın sansür üzerine yazdıklarını sizinle paylaşmak istedim. Başak’ın “tadı damağınızda” kalacak anlatımı; bugün bir avuç gibi görünen bu mesleğin kahramanlarını betimliyor.
Sansürsüz bir Türkiye dileğiyle Başak’ın mesajını sizinle paylaşıyorum.

Aslında yazmayacaktım…

24 Temmuz sansürün kaldırılmasının yıldönümü, dönüp baktığımızda ki bir hayli bakmamız gerekiyor uzağa; tam 98 yıl olmuş. Yüzyıla iki adım kalmış. Yani iki adım daha atabilsek, ’ bir yüzyıldır bu ülkede sansür uygulanmıyor’ diyebileceğiz.
Diyebileceğiz ama, tıpkı masallardaki gibi biz yürüyoruz. Yürüyoruz, dağları, tepeleri aşıyoruz bir de dönüp bakıyoruz “Bir arpa boyu” yol gitmişiz. Ve asıl kabus tekerleme bitince başlıyor. O bir arpa boyu yolu da biz gidememişiz. Bizden önceki kuşaklar gitmiş.

Aslında yazmayacaktım dedim.
Yıllar önce, henüz daha işin başında iken bıraktım ben bu mesleği ama adı üzerinde işte ‘gazetecilik’. Öyle okulunu okumakla falan olunmuyor. Yürekten gelen bir şey bu. Çocukluk hayalleri ile ilgili, yürekle, bilekle ilgili…
Yazmayacaktım dayanamadım. Gazetecilikte sansürün en kötüsünün otosansürün acımasızca uygulandığı faşizan gazete ve televizyonlarda ‘gazeteci kalabilen’, tüm dostlara selam olsun. Şehir ışıklarının gözlerini kör ettiği plaza çalışanlarının hor gördüğü, onlara sunulan imkanların dörtte biri ve beklide daha azı ile hayata tutunmaya çalışan taşra gazetecileri sözüm size ‘ gazeteciler gününüz kutlu olsun’

Ne kadar çok şey başardığınızı yeniden hatırlayın ve başınızı kaldırın. Sansüre ve küçük piçi otosansüre karşı o kadar çok zaferiniz var ki.

Bugün Bergama Köylüleri zaferlerini kutluyorsa bunda sizin emeğinizi kimse göz ardı edemez.Onlarla birlikte yürüyen ve bazı olaylarda müdahil olabilmeyi ve her türlü baskıya rağmen öyle kalabilmeyi başaran muhabirler, foto muhabirleri, kameramanlar, o dönemin haber müdürleri sözüm size; gününüz kutlu olsun.

Manisalı Çocuklar Davası’nda olayın polis kayıtlarına düştüğü ilk dakikalarından son ana kadar o gençleri yalnız bırakmayan, satır satır, kare kare her anını Türkiye Tarihi’nin Utanç Belgeleri Defteri’ne kaydedenler gününüz kutlu olsun.

Ege Üniversitesi’nde asılı olarak bulunan ve işin sırrının hala çözüme kavuşmadığı Ali Serkan Eroğlu haberlerini tüm tehditlere rağmen çırpınarak yapan taşra gazetecileri gününüz kutlu olsun.

En büyük mülki amirden, belediye başkanlarına, parti başkanlarından kendi gazete ve televizyon patronlarına kadar herkese gerektiği yerde ve zamanda ve gördükleri her haksızlık karşısında ‘posta koyabilen’ cesur yürekli kalemler, göğsünüzü kabartabilirsiniz bugün sizin gününüz, kutlu olsun.

İzmir basın tarihine geçmiş nice olayda, şöhret sevdasıyla değil meslek aşkıyla otobüslerde işe gidip gelen ay sonu geldiğinde fatura hesabı maaşından her daim fazla çıkan, özel hastanenin kapısına ve eğlence mekanlarının kapısına sadece haber için gidebilen, harcırahları sınırlı olan, teknik donanımı yetersiz olan, hala çalıştıkları kurumda alacağı olan, 40 yaşını aşıp hala banka hesabı olamayan, çocukları için gelecek endişesiyle yanıp tutuşan, simit çaya talim taşra gazetecileri gününüz kutlu alnınız bugün ki gibi ak olsun.

Sizler ne zaman ki yastığınızın altına gazetecilik hayallerinizi koymadan uyuyacaksınız o zaman tüm ışıklar sönecek. O nedenledir ki “24 Temmuzunuz “ kutlu olsun.
Bakmayın siz aynı gazetelerde çalıştığınız plaza gazetecilerine onlar sansür hala var dese de siz yüreklerinizde çoktan sansürü attınız ve o yüzden gazeteci kalabildiniz…

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın