Kızıl leke!

Geçen akşam İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Tiyatro Günleri kapsamında sahneye çıkan Ferhan Şensoy’u izlemeye gittik. Oyun öncesi ve arasında belediye bir film hazırlatmış, o gösteriliyordu.

“Mavi Körfez, Yeşil İzmir” temalı filmde geçmişten bugüne körfezin İzmirliler için önemi vurgulanıyor, kent ormanları anlatılıyor ve şu vurgulanıyor:
“İzmirliler en iyi çevre koruma yönteminin kirletmemek olduğunun bilincindedir.”

Keşke öyle olsa, diye düşündüm. Defalarca dönen filmde gözüm hiçbir şeyi görmedi. Gözümün önünde hep o içler acısı görüntü vardı: Üç hafta arayla ikinci kez kırmızıya kesmiş Meles ve Arap dereleri.

Bir işadamı üç-beş kuruş daha az harcamak için boyalı, kirli atıklarını yine dereye boşalttı ve günlerdir o kıpkırmızı görüntüyü izliyoruz, elimiz kolumuz bağlı. Sadece biz izliyor olsak neyse… Bütün derelere pompalar koyan belediye izliyor, körfezi teleskopla tarayan Çevre Müdürlüğü izliyor¸ alnına kızıl leke sürülen Sanayi Odası izliyor; ilgili bütün kurumlar sadece izliyor.

Garip bir şekilde bu vicdansızların kim olduğu bir türlü bulunamıyor. Yok yağmurdu, yok sıcaktı… Koskoca dere kızıla boyanmış, “Mavi Körfez”e akarken iz bulunamıyor. İnanmak çok güç!

Yüksel Çakmur, Burhan Özfatura ve elbette merhum Ahmet Piriştina’nın büyük katkılarıyla ve yaklaşık 670 milyon dolarlık Büyük Kanal Projesi’yle bugünlere getirdiğimiz körfeze yapılan ihanetten başka bir şey değil.

Daha düne kadar bizim kuşağın asla bilmediği eski mavisine dönüyor olması nedeniyle gurur duyduğumuz, yöneticilerin kente gelen herkese gösterdiği, ne kadar berraklaştığını kanıtlamak için denize çay tabağı atan gazeteci arkadaşlarımızla dalga bile geçtiğimiz, üstünde yelken yarışları düzenlediğimiz Mavi Körfezimize yapılan bu ihaneti İzmirliler olarak kabullenmememiz gerekiyor.

Ama kimsede tık yok! Aslında çok da yadırgamıyorum. Dün oyun bittiğinde Açıkhava Tiyatrosu’nun halini görünce bir kez daha anladım. Her yer, başta çiğdem kabukları olmak üzere çeşitli çöplerle doluydu. Tiyatro izleyicisi bile bunu yaparsa gözünü para bürümüş işadamının yaptığını anlamak daha kolay belki!

Körfezin maviliğini koruması sadece bir çevre sorunu olamaz. Çevre bilincine sahip olmak, temel insan haklarının eşitlik ve adalet ilkelerini içine alan çağdaş insan davranışlarının çerçevesini oluşturur. Çağdaş insanın çevre bilinci, eşitsizlikle, yoksullukla, açlıkla, ahlak yapıları ile mücadeleyi de getirmektedir. Bu bilinçlenme de ancak çağdaş bir eğitim düzeni ile kazandırılabilir. Çağdaş olmayan eğitimcilerin çağdaş bir toplum oluşturmaları elbette düşünülemez. Ne yazık ki üç beş yıl öncesine kadar okullarda çevre bilincine ilişkin hiçbir çalışma yoktu, müfredatta yerini bulmuyordu. Oysa çevre bilincinin yerleşmesi için çevre eğitiminin düzenli, tutarlı ve sürekli bir şekilde uygulanması gerekir. Gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakmanın sorumluluğu eğitimcilere ve gelecek kuşağa ait olacaktır. Bu nedenle her insan çevreci olmak ve bu sorumluluğu taşımak zorundadır.

Gerçekten Türkiye’nin en batısında, en modern kenti olduğunun iddiasındaysak başta eğitim olmak üzere bir kez daha kendimizi gözden geçirmek zorundayız. Geç kalmadan, bir kez daha dereler kızıla boyanmadan, “bana ne” demeden hepimiz bu çabanın ve gayretin içinde olmalıyız.

Bir cevap yazın