Umudumu kime bağlayayım?

Geçen haftaki “Bizans’ı kıskandım!” başlıklı yazımdan sonra Sevgili Hasan Tahsin aradı: “Haklısın, ama seni çok umutsuz gördüm, üzüldüm” dedi.

Ona göre ortak bir noktamız vardı: İkimizin de yakın yaşlarda birer evladı var ve onların geleceği için daha umutlu olmalıydık. Belki haklı ama şu İzmir’de gördüklerimden sonra ben umudumu bile isteye körelttim. Çünkü ne zaman umutlansam her seferinde hayal kırıklığına uğradım. Umutlandıkça mutsuzluğum doğru orantılı olarak arttı.

Ben de beklentilerimi düşürmeyi öğrendim 18 yıl sonra! 6.5 yaşındaki kızımı da gerçeklere göre yetiştirmeye çalışıyorum. İleride ister bu kentte yaşasın isterse başka yerde, ama binlerce yıllık geçmişi olan bu kenti sevsin. Ancak gerçeklerini de görsün! Kendini yönetmekten aciz yöneticilerini, tüccar kafalı sermaye sahiplerini, az olsun benim olsun zihniyetini, hırsızların yüzde 75’ini yakalayamayan emniyet güçlerini, öğrencilerini uyuşturucu madde satıcılarından koruyamayan okul yöneticilerini, çalışanların hortumla dövüldüğü bilim yuvalarını, at gözlüğü takmış politikacılarını, geçim sıkıntısını, deprem gerçeğini, işsizliği, yolsuzluğu, deniz kenarını, dağların eteklerini, İzmir’de yaşamayı her şeyiyle görsün!

Yoksa bir gün o da İzmirli kompleksine sahip oluverir. Çalışır çabalar ama bir de arkasına bakmış bir arpa boyu yol ya gitmiş ya gitmemiş! Benzeri İstanbullular ise arpaları ambarlarına doldurmuş!

Hasan Tahsin’in geçen hafta yazdığı bu kompleks meselesine çok taktım aslında. İstanbullular bize küçümseyerek bakıyorlar, biz de kendimizi onlara beğendirmeye çalışıyoruz. Neden böyle dersiniz? Bütün Türkiye’nin gözüne sokabileceğimiz kaç icraatımız var? Olanları ne yapıyoruz peki? 70 küsur yaşında uluslararası bir fuarımız var, yıllardır tartışıp dururuz şöyle olsun, böyle olsun diye. UNIVERSIADE’a ev sahipliği yaptık, bin bir kavga kıyametle… Birkaç tane sanayi markamız var, hepsinde aile içi kavgalar, profesyonellikten uzak kaygılar… Şimdi EXPO için mücadele ediyoruz, yine kısır tartışmalar, “ben yaptım” diyebilme uğraşısıyla…

Fazla bir şey yok ne yazık ki! Çünkü İzmir’i arkasına takıp götürecek kimse yok. Bu kişiliği bir tek Ahmet Piriştina’da bulur gibi olmuştuk, onu da erkenden yitirdik. Arkasından da söylemediğimizi bırakmadık, bırakmıyoruz. Peki kim yapabilir bunu? Aklıma tek bir isim geliyor ama o da yıllardan beri pek çok önemli iş yapmasına karşın bu icraatlarını hep koltuğunu korumak, son zamanlarda da yeni görevler alma beklentisiyle yaptığı için ondan da umudum yok. Zaten kişisel sorunlarının ve komplekslerinin bu görevi başarmasına engel olacağını düşünüyorum. Vali deseniz, bugün var yarın yok! Umut bağladığına değmez.

En iyisi ben umutlarımı ertelemeye devam edeyim. İzmir kompleksinden kurtulmayı başarabilir mi bilmiyorum ama ben bu kenti hep sevdim, bu haliyle bile… Hayal ettiğimiz duruma geldiğinde de bundan daha fazla sevebileceğimi de sanmıyorum! Öngörememiş olsam da, gururla dolaşırım kentimin sokaklarında.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın