Kuş Gribinden Magandaya Kurban Hep Küçükler

Tam da “Kurban Bayramı” öncesinde, tam da “karne haftasında” yaşıyoruz rezil felaketleri.
Artık isyan edesim geliyor!
Artık feryat edesim geliyor.
“Geliyorum” diyen felaketleri bile duyamayanların, vurdumduymazların, her ilişkisini para denen kirli kağıda endeksleyenlerin, içi dışı farklı olanların, oturduğu koltuğun o manevi sorumluluğunu siyasete havale edenlerin, gazeteci kimliğini “yazar-kasalığa” dönüştürenlerin iğrençliğine bir kez daha haykırasım, içimden de olsa “sizinle aynı dünyayı paylaşmaktan” utanç duyuyor, sizin bastığınız toprağa basmaktan, sizin soluduğunuz havayı solumaktan iğreniyorum” diye bağırasım geliyor!
İlişkilerimiz ya politik ya da ekonomik. Birbirimize hep aynı “vahşi kapitalizm” ürünü gözlüklerle bakıyoruz. Ve sadece baktığımız için de “göremiyoruz”!
Görsek bile ne yaptıklarımız hep “geç” kalınmış faaliyetler zincirinin işe yaramaz halkaları, vesselam!

Kuş gribinden ölenler, ölecekler ve seyredenler!

Bizans televizyonunun tuzu kuru “ankormeni” buyuruyor “cahillik” vurgusuyla… Ölen miniklerin, anne ve babalarının ve de yaşadıkları yerleri hep “cehaletin” hizmetkarıymış gibi yansıtıyor. Attığı iftiradan dönebilse, belki Türkiye gerçekleri de bir bir çıkacak ortaya. Çünkü aylar önce bu “kuş gribi” namıyla maruf felaket ortaya çıktığında, medya ve reklam baskısıyla iftar sofrasında, kameralar huzurunda “tavuk” yiyenlerin aklında tabii ki yoktu doğunun ve güneydoğunun asırlık sahipsizliği, doktorsuzluğu ve de okulsuzluğu… Eksi bilmem kaç derecede, göçmen kuşların kakalarıyla bulaşan virüsten ölenlere atılacak yegane çamurdur zira: eğitimsizlik!
Önce kerameti kendinden menkul feodal yaşamın kucağına terk et biçare yurttaşı, okul yapma, yapsan da öğretmen gönderip çağdaş eğitim teknolojisiyle donatma, hastane yapma, doktoru uzmanı esirge, yolları kara terk et, ama medya denen şeytanın hizmetkarlarının fermanına boyun eğ: Eğitimsizlik, cehalet ve kuş gribinden ölen yavrular…
Topunu Allah’a havale ediyorum. Mahşerde aleyhlerinde şahitlik yapacağım, Ata’nın ölümünden sonra vekil, bakan, başbakan olan ne kadarı varsa! Onlar bu dünyada, sanal hükümdarlıklarını sürdürsünler bakalım. Gün ola, devran döne!

Ve karne gününde serseri kurşunuyla kararan güzel yüz!

Ya buna ne demeli? Okullar tam bir sahipsizlik girdabında. İçinde çetecikler, kapısında serseriler ve korkutan yaşamlar. Dikkat edin, çocuklarımızı, gençlerimizi hedef seçiyor tüm tehlikeler:
Kuş gribi…
Serseri kurşunlar..
Uyuşturucu..
Sigara..
Alkol..
Fuhuş..
Para ve tüketme hırsı..
Eğitim umutsuzluğu..
İntihar..
Anlayışsızlık..
Çoğaltabilirim bunları. Herkes kendi çocukluğunu ve gençliğini göz önüne getirip, günde beş saat de televizyon seyretse; görecek zaten Hanya ile Konya’yı…
Üzülüyorum, kahroluyorum, korkuyorum ve helak olmaktan kaygı duyuyorum. Ne inancımızı ne ulusal hedeflerimizi ne de kültürümüzün gerçeklerine inmeyi tercih ediyoruz.
O karne günü kuşunla vurulan kızın okulunu, bir aydır duyuyordum. O okulun çevresinde olan biteni duyuyordum. O kurşun gününden iki gün önce daha, bir meslektaş ağabeyimin kızını da darp ettiler çünkü. Ama görülmedi tehlike, duyulmadı çığlıklar. O kurşun, namludan çıkmadan belki aylar önce “ben bu namludan çıkacağııııım” diye bağırıyordu. Lakin ne duyan oldu ne de tehlikeye dikkat çekmeye çalışanlara kulak verildi. O kızcağızın karne günü yediği kurşunun acısını tüm herkes duymalı yüreğinde. Paraya, tüketime ve kara siyasete harcayacağımız zamanın bir dakikasını harcamıyoruz düşünmeye.
Okullarla ilgili bildiklerimi, duyduklarımı buraya yazsam bir gün yaşatmazlar belki beni. Lakin isyanım her gün büyüyor. Okul çevresindeki kafe, internet kafe gibi yerlere dikkat etmek için maaş alanların gizlendikleri yerlere ben g
İzlenemiyorum. Ve ben de hesabımı mahşere havale ediyorum. Sultan Süleyman’a bile kalmayan bu dünyanın, kendine kalacağını sanan zavallılara acıyarak bekliyorum.
Haa Kurban Bayramı değil mi gelen?
Kurban Bayramı’nda, vahşi kapitalizmin kurbanı olmamanız dileğiyle hayırlı bayramlar.

ÖNEMLİ NOT:

Gözüm İZFAŞ’ın üzerinde. Bazı grip olmayan kuşların getirdiği havadislere göre, İZFAŞ İzmir’deki ajansları yetersiz bulduğundan, 75. yıl fuarının organizasyonu için, İstanbul’daki bazı 5 yıldızlı otellerde kamp kurmuş. Eğer bu duyumlar doğruysa YAZIKLAR OLSUN! İbret ve dehşetle izliyor, dinliyorum. Ama “gözlerim kapalı” değil ve “yudum yudum da” değil!
31 kez okundu.

Bir cevap yazın