Merhabalar…

Bana bu şansı veren Kent Yaşam ailesine teşekkür ederim. Bu sitede aslında uzun süreden beri yazıyorum, ama yazdıklarım hep arka planda çalışan kodlar olduğundan kimse beni bilmiyordu.

Bu arada arkada kod yazarken bir rahatlık vardı üzerimde, “Nasıl olsa kimse görmüyor ki” diyordum ancak şimdi durum değişti…

İlk yazımda size İnternet kullanımıyla ilgili bir kaç tespitimden bahsetmek istiyorum. Bunlar uzun araştırmalar ya da gözlemler sonucu ortaya çıkmış gerçekler değil, ama yine de gerçek; hatta üzücü gerçekler.

İnternet kullanımının ülkemizde son birkaç yıldır inanılmaz bir hızla yaygınlaşması oldukça umut verici. ADSL teknolojisinin, biraz sorunlu da olsa, evlerimize kadar ulaşıyor olmasının, maliyetlerin giderek azalmasının bunda çok büyük payları var. Öyle ki, sekiz yaşındaki kuzenim bile babasının diz üstü bilgisayarını açıp, İnternet’te hoşuna giden oyun sitelerine, babasına yakalanmadığı sürece, rahatlıkla girebiliyor.

Bu arada “İnternet kahvehanelerinde” çocuklar, genç arkadaşlar ve yaşlılarımız özgürce sınırsız İnternet gezginliğinin tadını çıkarıyorlar. Geçen hafta sonu Şirinyer’de bir sokakta karşılıklı iki İnternet kahvehanesinin olduğunu gördüm. Ben haftanın yorgunluğunu atmak, tüm gün ofis içinde kalmanın sıkıntısını üzerimden atmak ve temiz hava almak için dolaşırken, iki İnternet kahvehanesinin de tıka basa dolu olduğunu gördüm. O anda kendimi çok tembel hissettim. Pazar günü ellerim cebimde, tembel tembel sokakta geziyorum. Ama o insancıklar… Hala çalışıyorlar, emanet bilgisayarlarının başında, hiç gözlerini kırpmadan, harıl harıl yazarak, ekrana kilitlenmişcesine… Bir kısım cengaver arkadaş vatanı uğruna bilgisayarın sanal savaş ortamında idman yapıyor, diplomat olduğunu sandığım bazı arkadaşlar yurt içi ve yurt dışı temaslarda bulunuyorlar ve daha benim eğitimimin ve bilgimin yetmediği, dolayısıyla burada anlatmamın imkanı olmayan birçok gizli çalışma, o loş ve yoğun ortamda sürdürülmekteydi. “Allah gözlerine, kollarına kuvvet, zihinlerine açıklık versin” dedim. Sonra tembel tembel gezmeye devam ettim, ama içimdeki huzursuzluk bir türlü beni bırakmıyordu.

Gördüklerimi ben böyle anlamak istiyorum. Çünkü saatlerce ciddi işler yaparcasına zamanlarını boşa harcadıklarını gördükçe gerçekten içimi bir huzursuzluk ve umutsuzluk kaplıyor.

Onların bilgi ve becerisini doğru ve bilinçli bir yolda kullandıklarını düşünüyorum da… Ah keşke…

Her fırsatta “Nerede bu devlet, neden bu işler hep böyle?” diye şikayet ettiğimiz zamanlarda, aklımıza bu ve benzer durumların gelmesini isterim. İğneyi az da olsa kendimize batıramaz mıyız? Eskiden TRT kanallarında “Gençlerimiz zamanlarını boşa harcamasınlar, kahvehane köşelerinde kendilerini bitirmesinler!” mesajını içeren uyarı filmleri yayınlanırdı. O filmleri izledikçe içim sıkılır, kendimi televizyonun karşısında bomboş hisseder, hemen elime ders kitabımı alırdım. Bunu yapan başkalarının olduğunu da biliyorum. Ancak şu günlerde böyle bir uyarı bile işe yaramaz.

Biraz daha ileri gidip bazı insanların giderek “ukala” hatta “daha ukala” tavırlar sergilemeye başladıklarını söyleyebilirim. Bu duruma bazı öğretmenlerin çok kolay düştüğünü söylemek bana çok üzüntü veriyor. Sayıları hızla artan paylaşım (?) sitelerinde ödevler, ders özetleri ve soru bankaları gibi dosyalar paylaşılıyor. Her isteyen erişebiliyor. Mesela bir öğretmenin büyük çabalar sonucu oluşturduğu bir soru bankası, bir yıllık plan dosyası sadece üzerindeki tarih ve isim değiştirilerek tekrar kullanıma sunulabiliyor.

“Amerika niye yeniden keşfedilsin ki!” Bence keşfedilmeli. Bilgiler tazelenmeli. Değişen müfredat takip edilmeli. Sorumluluk yerine getirilmeli, mesleğe başlarken edilen yemin tutulmalı. Ki, ancak bundan sonra öğrencilerinin karşısına huzur ve güven içinde çıkıp öğütler verebilmeli öğretmenlerimiz. Burada kesinlikle bir genelleme yapmıyorum. Bir öğretmen çocuğu olarak ne kadar önemli bir görevi, ne kadar zor şartlarda yerine getirdiklerinin farkındayım. Sözüm, sadece doğru davranmayanlara. Ama görevini yerine getirmeden, kendisinin hep en iyiyi verdiğini sananlar yanılacak, yanıltacak. Öğrencilerine çalışkanlığı, dürüstlüğü ve zamanlarını faydalı işlere harcamanın önemini kavratamayacak. Sonunda İnternet kahvehanesine ödevi ile ilgili konuyu araştırmak yerine “Abi bana açık hesap 14 numarayı aç!” diyerek içeri girip (gerçekten) gereksiz bir sürü iş ile kendini yoracak.

Şimdi bir iğne de kendime batırayım. Çevremde olan bitene karşı yeterince duyarlı değilim sanırım. Ama bundan sonra Kent Yaşam ailesi sayesinde, İnternet ile ilgili bildiklerimi size aktarmaya ve faydalı olmaya çalışacağım.

Mutlu ve sağlıklı kalın….

Bir cevap yazın